|
Sıcak, ama çok sıcak bir yazı ( Tabii siyasi hareketlilik ve bunalımlar anlamında söylüyorum) geride bırakıp sonbahara giriyoruz.
Türkiye’de hemen her ayın kendine özgü özellikleri vardır. Ayların çoğu yönetenler açısından tehlikeli, sakıncalı ya da belalıdır.
Bazı aylar da halklar, yönetilenler açısından pek hayırla anılmaz. Uğursuz, lanetli yıldönümlerinin olduğu aylardır bunlar.
Mayıs güzel bir aydır ama, ülkemizde 1 Mayıs 1977’deki Taksim Katliamı ile birlikte anılır. Newroz Ortadoğu halklarının bayramıdır ama devlet bu bayramın özgürce kutlanmasına bir türlü razı değildir. Bu bayramın kutlandığı günler ‘Şiddet günleri’ olarak ilan edilir. Bayram kutlamak isteyen insanlara devlet şiddeti uygulanır. İnsanlar öldürülür, yaralanır, birçoğu hapishanelere atılır.
Temmuz ayı da güzel bir yaz ayıdır ama lanetlidir. 2 Temmuz 1992’deki Sivas Katliamı ile anılır.
Girmek üzere olduğumuz Eylül ayı ise güzel bir sonbahar ayıdır. Ne yaz ayları kadar sıcak ne de kış ayları kadar serin ya da soğuktur. Birçoğumuz tatil için Eylül ayını bekler.
Bunların arasında ben de varım.
Evet, Eylül ayı güzel bir aydır ama Türkiye insanının lanetle andığı 12 Eylül faşist darbesinin yapıldığı bir aydır. Her yıl 12 Eylül, bir kabus gibi Türkiye insanının karşısına dikilmektedir.
Çünkü 12 Eylül darbesinin üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen faşist cuntanın lideri Marmaris’teki villasında devlet koruması altında dokunulmaz yaşamını sürdürmekte, 12 Eylül cunta anayasası ve o dönemden kalma faşizan yasalar, yönetmelikler, kararlar, alışkanlıklar, anlayışlar vb. büyük ölçüde geçerliliğini muhafaza etmekte ve insanların hayatını karartmaya devam etmektedir.
Buna rağmen Eylül ayı güzel bir aydır.
Eylül ayı barış umutlarının tazelendiği bir aydır. Dünya Barış gününün kutlandığı bir aydır.
Bu yıldönümü dolayısıyla Avrupa Barış Meclisi, dağıtımına bu günün kutlandığı 1 Eylül’den itibaren başlanacak olan bir broşür hazırladı.
Broşürün başlığı da ilginç:
Çocuklarımız ölmesin
Şimdi Barış
Broşürün kapağındaki bu başlıktan sonra
1 Eylül Dünya Barış Günü
Barışa Çağrı
Avrupa Barış Meclisi
başlıkları yer alıyor.
Broşür Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’ün güzel bir sözü ile başlıyor:
"Barışı sadece bir öncelik değil bir tutku haline getirelim"
Sonra da Barış Günü kutlamalarıyla ilgili bazı bilgiler veriliyor:
1 Eylül Dünya Barış Günü
Barışseverler, 1 Eylül 1939’da Nazi Ordularının Polonya’ya girdiği günü, yani savaşın başladığı günü Dünya Barış Günü olarak kabul ettiler.
Savaşın sona erdiği 1945 tarihinden itibaren dünya halkları bu tarihi Dünya Barış Günü olarak kutluyor.
Birleşmiş Milletler’in resmi Barış Günü
Birleşmiş Milletler 2001'de bir "Uluslararası Barış Günü" kararı aldı. Genel Kurul'un 57. birleşiminden itibaren geçerli olmak üzere, 1981'de "Uluslararası Barış Günü" ilan edilen "Genel Kurul'un açılış günü olan her Eylül'ün üçüncü salısı" yerine 21 Eylül Birleşmiş Milletlerce "Uluslararası Barış Günü" olarak kabul ve ilan edildi.
Broşürde daha sonra Türkiye Barış Meclisi’nin 1 Eylül dolayısıyla yayınladığı bildiriden özet alıntılar veriliyor. başlık şöyle:
“Çocuklarımız ölüyor
Barışı savunmak zorunluluk”
Türkiye Barış Meclisi Dünya Barış Günü vesilesiyle Türkiye kamuoyuna ve Avrupa’daki Türkiyelilere sesleniyor:
“Kürt sorununun operasyon ve çatışmalarla çözülmeye çalışması nedeniyle sadece 2008’in ilk yarısında 178 kişi yaşamını yitirdi. Gazeteler kapatılıyor, televizyonlar karartılıyor. Herkesin eşit, özgür ve barış içinde yaşamını güvence altına alacak köklü bir anayasa değişikliğiyle demokratikleşme süreci oluşturmak yerine sorunları öteleyen bir yaklaşım sergileniyor. Seçim ve siyasi partiler yasasındaki haksız düzenlemeler gündeme bile alınmak istenmiyor.”
“Cumhuriyet tarihi boyunca başta Kürtler olmak üzere bu ülke topraklarında yaşayan tüm halklara, farklı inanç ve kültürlere, her türden muhaliflere yönelik gerçekleştirilen inkar politikalarına karşı halkların eşit, özgür ve barış içinde birlikte yaşaması talebimizi tekrar dile getireceğiz. Bugüne kadarkilerden çok daha kararlı ve güçlü bir biçimde birlikte hareket ederek, adımlarımızı büyütmek, barıştan yana söyleyeceklerimizi ortaklaştırmak kararlılığındayız.”
“Susurluk’tan Ergenekon Çetesi’ne kadar uzanan süreçteki karanlık güçlerin barışa karşı eylemler düzenlediklerini gördük. Barışı savunmak zorunluluk ve aynı zamanda demokrasiyi savunmak anlamına geliyor. Karanlık güçlerin tamamen ortaya çıkması için barış rüzgarlarının çok daha güçlü esmesi gerekiyor”
“Hakların ve özgürlüklerin temelinde barış fikri yatıyor.”
“Barış demokratik değerlerin yeşermesi için ön şarttır.”
......................................................................................................................
Avrupa Barıs Meclisi Açıklaması:
Barıs, her yerde ve hemen simdi!
Sosyal kıyımlara, demokratik hak budanımına ve savas
politikalarına karsı, Kürt Sorunu’nun barısçıl çözümü için
haydi Dünya Barıs Günü etkinliklerine!
Halklarımızın ortak özlemi olan barıs arayısının bir
ifadesi olarak kurulan Avrupa Barıs Meclisi olarak,
Avrupa’da yasayan göçmenleri 1 Eylül Dünya Barıs Günü
etkinliklerine katılmaya ve Avrupalı savas karsıtları ile
birlikte barıs taleplerini daha güçlü seslendirmeye davet
ediyoruz.
Türkiye’de süregiden çatısma ve siddet ortamı
her geçen gün barısı daha çok gerekli kılıyor. Kürt
Sorunu’nu silahlı yöntemlerle bastırmakta sergilenen
ısrarlı tutum, savasın devam etmesine ve her gün kan
akmasına neden oluyor. Sadece 2008’in ilk yarısında 178
insanın yasamını yitirmis olması ve ormanların yakılıp,
köye dönüslerin engellenmesine, gazete ve televizyon
kapatmalara devam edilmesi, silahlı yöntemlerin
çözümsüzlüğü derinlestirdiğini kanıtlıyor.
Türkiye’deki karar vericilerin, herkesin esit, özgür ve
barıs içinde yasamını güvence altına alacak köklü ve
gerçek bir demokratiklesme süreci yerine, sorunları
öteleyen bir tutum sergilemeleri ülkeyi uçurumun
kenarına itiyor. Demokratiklesme program ve projeleri
bir türlü hayata geçirilmiyor. Cumhuriyet tarihi boyunca
basta Kürtler olmak üzere bu coğrafyada yasayan
tüm halklara, farklı inanç ve kültürlere, her türden
muhaliflere yönelik inkâr ve ayırımcılık politikalarına
devam edilmesi, katliamların, faili meçhul cinayetlerin,
darbe ve darbe tesebbüslerinin, çetelerin asıl
sorumlularının gün yüzüne çıkartılmaması, ülkenin
geleceğini uğursuz bir ipotek altına sokuyor.
Türkiye, kendi sorunlarını içeride diyalog yolu
ile çözememenin ağır bedelini, uluslararası arenada yeni
bağımlılıklar getiren pazarlıklarla ödüyor.
Bu kosullarda Türkiye’nin gerçek barısa olan ihtiyacı,
kendini her geçen gün daha fazla dayatmaktadır.
Avrupa Barıs Meclisi, Türkiye’de tüm halkların,
inanç ve kültürlerin esit, özgür ve barıs içinde birlikte
yasaması yönünde uğras veren barıs ve demokrasi
güçlerinin taleplerini sahiplenerek Türkiye ve Kürdistan halkları ile dayanısma
içerisinde olduğunu ilan eder. ABM
olarak, barısın tesis edilmesi ve Kürt Sorunu’nun barısçıl
çözümü basta olmak üzere, Türkiye’de ayırımsız herkes
için demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin
ve sosyal adaletin gerçeklestirilmesi amacıyla barıs
çalısmalarına ısrarla devam edeceğimizi deklare ediyor,
Avrupa’daki demokrasi ve barıs güçlerini bu mücadele
ile dayanısmaya çağırıyoruz.
Aynı sekilde kendimizi bir parçası olarak gördüğümüz
Avrupa barıs hareketinin 1 Eylül etkinliklerinde
ileri sürdüğü taleplere katılıyor, Avrupa ordularının
ihtilaf bölgelerinde konuslandırılmalarına; isgallere
destek çıkarak, savasları körüklemelerine yol açan ve
Avrupa çapında sosyal ve demokratik hak budanımını
hızlandıran politikalara karsı verilen mücadele içerisinde
olduğumuzu ilân ediyoruz.
Basta Federal Almanya Parlamentosu
olmak üzere, Avrupa yönetimlerine sesleniyoruz: Barısın
sağlanması için, ordularınızı geri çekiniz! Militarizme
hayır deyiniz! Simdi barıs için ayağa kalkma zamanıdır.
Barısa bir sans vermek için, sosyal kıyımlara, demokratik
hak budanımlarına ve savas politikalarına karsı, Kürt
Sorunu’nun barısçıl ve demokratik çözümü için:
Barıs, her yerde ve hemen simdi!
|