|
"Hayvan öldürmeden insan öldürmeye sadece bir adım vardır; dolayısıyla hayvana işkence etmekle insana işkence etmek arası da bir adımdır." Tolstoy
Pazartesi akşamı BBC2’de gösterilen ve Adam Wishart tarafından hazırlanan belgesel, tıp alanında kullanılan hayvan deneylerini konu ediniyordu. Hayvan deneyleri konusu, İngiltere’de bilimsel araştırmalarda önemli bir etik sorun tartışması olmaya devam ediyor.
Hayvanların bilimsel deneylerde kobay olarak kullanılmaları taraftarı olanlar, bu sayede tıpta önemli gelişmeler olduğunu ve bunun bilimin ilerlemesi için gerekli olduğunu savunuyorlar. Buna karşı çıkan kişi ve gruplar ise, hayvanların da insanlar kadar değerli, doğanın parçası ve yaşam hakkına sahip oldukları düşüncesindeler. Bu gruplar, mücadeleleri sonucu büyük bir kamuoyu desteği bularak, Batı’da kozmetikle ilgili deneylerde hayvanların kullanılmasının yasaklanmasını sağladılar. Ancak hayvanlar tıp alanında hala deney olarak kullanılıyor.
Tıpta hayvanlar eğitim ve araştırmalar olmak üzere iki amaçlı kullanılıyor. Tıp öğrencileri, eğitimlerinde hayvanları kullanıyor. Eğitimde kullanılan hayvanlar daha çok kurbağa ve tavşan oluyor. Araştırmalarda ise fare, maymun, köpek ve kedi de kullanılabiliyor. Peki hayvanlar üzerinde yapılan deney ve eğitim çalışmaları gerekli midir? Bu tartışma en özgün etik sorunlardan birini oluşturuyor. Her şeyden önce insanın da diğer hayvanlarla eşit bir canlı türü olduğunu düşünenler, bir türün çıkarları için diğer türlerin “kullanılmasını” doğru bulmayacaktır. Peki ya insan yararı, bilim, ilerleme….. Bunlar daha önemli değil mi?
Mesela Parkinson hastası özürlü bir hastanın gelişimi mi önemli yoksa bir maymunun hayatı mı..? İşte can alıcı soruda burada başlıyor zaten…
Hayvanların da insanlar kadar değerli ve yaşam hakkına sahip olduğu düşüncesine sahipseniz o zaman gerçekten de "laboratuar hayvanı" olarak sınıflandırdığımız pek çok canlı türü, doğada kendine ait bir ortam içinde, doğanın bir parçası olarak yaşamını ve türünü sürdürme hakkına sahip değil midir? Mesela bazı laboratuar hayvanları laboratuarda doğuyor ve orada ölüyorlar, doğal yaşamdan haberdar bile olmadan.
İşte bu nedenlerden dolayı da hayvan koruma grupları ve eylemcileri tıpta hayvan deneylerinin yasaklanması için mücadele vermeye devam ediyorlar. Hayvan hakları konusuna değinip de, Animal Liberation Front (ALF) yani (Hayvanlara Özgürlük Cephesi)’ni bahsetmemek yanlış olur.
Çünkü ALF, bu gruplar arasında en çok tanınanı ve en radikal olanı. ALF başta İngiltere ve ABD olmak üzere dünyanın bir çok ülkesinde örgütlü. Grup, web sitelerinde amaçlarını; hayvanları kurtarmak ve hayvanları sömürenlerin mallarına zarar vermek olarak tanımlıyor. Grubun kullandığı takdikler arasında laboratuarların bombalanması, laboratuar çalışanlarının tehdit edilmesi, evlerinin ve araçlarının molotoflanması, laboratuarlara baskınlar düzenleyerek, deney amaçlı kullanılan hayvanların serbest bırakılması gibi eylemler yer alıyor. ALF bu eylemlerin bazılarını kabul ediyor, bazılarını ise reddediyor.
ALF’ye yönelik yapılan en önemli eleştiri ise, grubun illegal bir hareket olması ve zaman zaman şiddet yöntemleri kullanıyor olması. “Maymunlar, fareler ve ben” isimli belgeselde bir ALF militanı kendilerini teröristlikle ve şiddet kullanmakla suçlayanları bakın nasıl cevaplıyor: “ ALF eylemlerinin illegal olması çok önemli değil. İllegal bir hareket, çünkü, hayvanları kurtarmak ve hayvanları sömürenlerin mallarına zarar vermek toplumda yasadışı kabul ediliyor. -Bizler, acı çekmeyen veya yaşamayan şeylere karşı uygulananın şiddet olmadığını düşünüyoruz. Bir pencereye atılan tuğla veya bir arabaya atılan taş şiddetten arınmıştır çünkü pencere de araba da sadece bir eşyadır, cansızdır ve hisleri olan bir şey değil. Şiddet sadece hayata karşı var olur...”
Grup özellikle son dönemlerde Oxford’da yapılmakta olan yeni üniversite laboratuarına karşı yürüttüğü mücadeleyle İngiliz medyasının yine gündemine geldi. Grubun eylemleri yüzünden Oxford Üniversitesi’ne bağlı olarak yapılmakta olan üniversite laboratuarı gecikmeli bir şekilde ve büyük güvenlik önlemleri altında devam ediyor. Bu güvenlik eylemleri o kadar ciddi ki, inşaatta çalışanlar bile yüzlerinin tanınmaması için maske takarak çalışmak zorunda. Laboratuar bu eylemler nedeniyle devlete fazladan yüz binlerce sterline mal oluyor.
Hayvan hakları savunucuları Oxford’da yapılmakta olan bu laboratuara harcanan enerjinin çoğunun korumacı araştırmalara gitmesi gerektiğini savunuyor. Yani deneyleri yönetenler ve bu deneylere büyük paralar ayırtanlar aslında besinleri, suları ve havayı kirletmeyi durdurup, temizleseler, canlıların yok olmasını, hastalanmasını engellemiş olacaklar. Çünkü kanser ve türümüzün çoğu hastalığı; yaşam tarzımızın, kaynakları tüketmemizin ve kirliliğin sonucu meydana gelmekte. Hayvanlara işkence yapıp, hastalıklara geçici çareler bulmak yerine bu hastalıkların neden olduğu sebebleri ortadan kaldırmak gerikiyor.
Bu nedenle de hayvan hakları hareketleri, diğer çevreci, toplumsal adaleti savunan ve küreselleşme karşıtı örgütlerle birlikte çalışmak durumunda. Tabii bunun tersi de geçerli; yani küreselleşme karşıtı olan, toplumsal adaleti savunan, çevreci grupların; hayvan hakları hareketiyle birlikte çalışmaya başlaması da kaçınılmaz.
|