2 Aralık 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [2]
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]



En kötü barış en iyi savaştan iyidir

Hasan HASTÜRER
hasturer@kibris.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   8 Ağustos 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

LEFKOŞA- Kıbrıs’ın yakın tarihi acılarla doludur. Dünyanın değişik köşelerinde bizim yaşadıklarımıza göre çok daha derin yaralar açan olaylar mutlaka yaşandı. Onlarla kıyaslayıp pozitif düşünelim ama kendi dünyamızda bu yaşadıklarımızın derin izleri olduğu gerçek.

Şöyle bir düşününce fark ediyorum ki anıların acı olanları hiç unutulmuyor.

Yarın 1964 Erenköy Savaşlarının yıldönümü...   

Kıbrıs’ta her zaman barışı ve çözümü savundum. Bundan sonra da savunmaya devam edeceğim. Barışın değeri, barışın gerekliliği savaşın acı yüzüyle daha iyi anlaşılır.

Kıbrıs Türk toplumunun tarihinde Erenköy’ün yeri özeldir.

Erenköy dendi mi genelde kahramanlık hikayeleri anlatılır. Büyük çoğunluğu üniversite öğrencisi, bir kısmı da İngiltere veya başka yerden beş yüz dolayında genç Kıbrıslı Türk neredeyse savaşın s’sini bilmeden 1964 yılında Erenköy’e çıkarılmışlardı.

Erenköy’ü arkadaşlardan dinledim hep.

Erenköy’ü görmek bana 2002, 8 Ağustos’unda  nasip olmuştu.

O günden anı dağarcığımda olanları bu hafta sizlerle paylaşmak istedim.

 Sabahın beşinde Yedidalga için yola çıkmıştık Lefkoşa’dan. Gün ağarmaya başlarken Yedidalga’daydık.

Bir çıkarma gemisiyle yol çıktığımızda güneş hafif hafif yükseliyordu.

Denizin dalgası bizi istediği yönde sallarken, sahilden birkaç yüz metre içerden batıya, Erenköy’e doğru yol alıyorduk. Bir önceki yıl Rum deniz kuvvetlerinin tahrik olarak nitelenen yakınlaşmasına karşılık o yıl KKTC Güvenlik Kuvvetleri özel önlem almıştı.

Yolculuk ve yol önemli değildi..

Yeşilırmak, Pirgo, Mansura derken Erenköy’ün tepelerindeki nöbet noktaları görüntü. Orada da tepelere KTTC ve Türk bayrakları işlenmiş taştan.

Çıkarma gemisi güneye burun kırıp tarihi Erenköy’ün sahiline kapak attı.

Gemide basın mensuplarıyla birlikte eski Erenköy mücahitleri ve yakınlarını yitirenler de vardı.

Erenköy mücahitleri içinde 38 yıl sonra Erenköy’e ilk kez gidenler heyecanlıydı.

Şehit aileleri ise kovalar dolusu çiçekle canlarından yıllarca önce kopanların mezarlarına hüzünlü yürüyüş için gemiden sahile ayak basmıştı.

Erenköy, birkaç kilometre karelik bir alan. Askeri birliklerin kullandığı binaların dışında sağlam bir tek bina yok.

Erenköy savunmasında önemli yeri olan mağaralar yerinde.

En büyük olanın yanında geçerken orasının hem cephanelik hem de sıkışık anlarda hastane olarak kullanıldığını söylediler. İçerisine yürüdüm, oda gibi bölümleri olan bir mağara.

Eski mücahitler tepeleri isimleriyle gösterip o savaş günlerini anlatıyorlardı

 *       *       *

Savaşın üzerinden geçen zaman ne kadar uzun olursa olsun kahramanlık hikayelerinde düşüş olmaz. Savaş anlarında korkanı bulamazsınız, herkes korkusuzdur, herkes ölüme meydan okumuştur.

Erenköy savunmasını küçümseme düşüncem yok. Ancak anlatılanları dinlediğim zaman çok iyi anlamıştım ki, hiçbir savaş bilgisi ve ciddi eğitimi olmadan Kıbrıs’a çıkarılan çocuk yaştan gençlik dönemine geçen öğrencilerin Erenköy topraklarını değil, kendi canlarını korumaları büyük başarıydı.

Eğitimsiz olarak  öğrencilerin Erenköy’e çıkarılmasının doğruluğu yanlışlığı bir gün ciddi ciddi tartışılırsa çok ilginç sonuçlara ulaşılacağı kesindir.

*      *     *

Erenköy şehitliği sahile hakim noktada. Hasan Yusuf, Ali Hasip, Mehmet Mustafa, Fevait Ali, Aydın Veleddin, İlmiye Şakir, Özel Ali, Ahmet Altan, Kenan Münür, Zeki Bayram, Osman Ali, Hüseyin Cemal ve Mehmet Eray’ın mezarı Erenköy Şehitliği’nde.

Törenin başlamasından önce şehitliğe gitmiştik. Şehit ailelerinin yakınlarının mezarı başındaki davranışları insanın duygu pınarlarını gözyaşına dönüştürecek kadar duygu yüklüydü

Davranışlarda nutuk yok. Orada sözler değil, bakışlar konuşuyor.

Gülcan Karabiber, Babası OsmanAli’nin mezar başında... Önce çiçekleri bırakmış, ardından mezar taşındaki resmi siliyordu. Duygularını sorduğumda şunları söylemişti: “Babam şehit olduğu zaman altı aylıktım. Zeki Bayram’la aynı yerde şarapnel parçasının boğazına saplanmasıyla 22 Temmuz 1974’te şehit oldu babam. 12 yaşıma kadar beni babamın ziyaretine getirmediler. Nedeni belirlenemeyen rahatsızlıklarım oldu, yürürken ayaklarım dolanıyordu. Sonunda doktorlar içimde bastırılmış bir duygudan kuşkulandılar. Babamı ziyarete geldikten sonra daha iyi oldum. Babamın mezarını ziyaret ettiğim zaman acı anıların hiç unutulmadığımı anlarım.”

*     *      *

Mehmet Eray, Eczacılık Fakültesi öğrencisiyken 1964 yılında 22 yaşında şehit olmuş. Annesi 82 yaşındaki Vacibe Eray, dokuz evladına karşılık Mehmet Eray’ın acısını aradan geçen 38 yıla karşılık unutmadığını anlatıyordu.

Mezar üzerindeki çiçekleri oğlunu sever gibi yaşlı gözlerle severken, eline bir çekirge geçmişti Vacibe Teyze’nin.

Ne yapacağını merakla izlemiştim.

Yakında duran birine seslenip, “Al kızım bir kenara bırak. Biri yanlışlıkla basıp öldürmesin” demişti.

Küçük çekirge çekirge yere düştü. Yaşlı kadın o çekirgeyi bir kenara bıraktırana kadar izledi.

*       *      *

Altı yıl önce Erenköy’de deniz dalgalıydı. Girne’den kalkan gemi çok az yolcusunu indirebilmiş, büyük çoğunluk onca uzun yolculuğa karşılık Erenköy’e ayak basmadan geri dönmüştü.

Tören yapıldı. Konuşmalar yapıldı. Tören nedeniyle orada bulunabilen toplam 123 kişi farklı duygularla geri Yedidalga’ya dönmüştü.

İnsanların bakış açısı üzerine bu köşede haftalarca yazabilirim. Bu satırların yazarı olarak duygu sömürüsü asla yapmam. Ancak çok iyi bilirim  ki EN KÖTÜ BARIŞ, EN İYİ SAVAŞTAN İYİDİR.

 *     *    *

O gün Erenköy şehitliğine çiçekler konulurken hoparlörlerden yükselen şarkıyı hiç unutmam. “Yaslı gittim, şen geldim/ Aç koynunu ben geldim/ Bana bir yudum su ver/ Çok uzak yoldan geldim.”

Sanki da Vacide Teyze, oğlu Mehmet’e okuyordu, ya da Gülcan Öğretmen, Babası Osman Ali’ye... Hissedilenler ne olursa giden geri gelmezken, ateşte düştüğü yeri yakıyordu...

   1107 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Bunun adı olsa olsa KKTC demokrasisi
22 Ekim 2008, Çarşamba   Kuzey Kıbrıs'tan çeşitleme
15 Ekim 2008, Çarşamba   Kıbrıs'ta görüşmleler devam etmesine ediyor da...
20 Eylül 2008, Cumartesi   Kıbrısımız adına, endişe duyuyorum, korkuyorum...
04 Eylül 2008, Perşembe   "Ne olacak bu Kıbrıs meselesi?" diye, diye...
28 Ağustos 2008, Perşembe   “Ya Taksim, Ya ölüm” el değiştirdi.....
13 Ağustos 2008, Çarşamba   Yüz değil, bin fırın ekmek da yetmez...
31 Temmuz 2008, Perşembe   Bir yanda Kıbrıs görüşmeleri, öte yanda CTP’nin sancıları...
25 Temmuz 2008, Cuma   "Türkiyelileri ve Türkiye'yi en çok Denktaş seviyor"
17 Temmuz 2008, Perşembe   Altı günde adanın kaderi değişti...



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital