2 Aralık 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [2]
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]



Kuzey Kıbrıs’ta değişen eğilimler ve Akdeniz’de petrol dansı...

Hasan HASTÜRER
hasturer@kibris.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   31 Ocak 2007, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

 

 

 

LEFKOŞA- Kuzey Kıbrıs’ta en ciddi kamuoyu yoklama şirketi olan KADEM’in direktörü, Toplumbilimci Muharrem Faiz’in Kıbrıs Türk toplumunda federasyonu savunanların sayısı %20’lere inerken iki ayrı devleti savunanların % 65 oranına ulaştığını açıklaması Kıbrıs’la ilgili tüm merkezlerde ilgi uyandırdı.

Bu satırların yazarı olarak iki bölgeli iki toplumlu federal çözümü savunurum. Ancak toplumda ciddi bir çoğunluk sonuçsuz çözüm girişimlerinden sonra Rumlarla birlikte erken bir çözümden umudunu yitirdi.

Umudunu yitiren büyük çoğunluk iki devletliliği tercih ederken, bir biçimde “ Kıbrıs Türk Devleti de tanınsın, tanınmış iki devlet olarak eğer Rumlar da hazırsa bir çözümde bir araya gelir” demektedir.

Müjde verir gibi seslendirmiyorum ama gerçeğin daha da acı yüzü nedir bilir misiniz? “Federasyondan, Konfederasyona değil, federasyondan KKTC tanınsın, adada iki ayrı devlet olsun, Rumlarla çözüm olmaz” çözüm olmaz noktasına kayılıyor.

*             *           *

Zamanında kapıların açılmasına karar verenle şu ince hesabı yaptı mıydı bilmem.

Kapılar açılana kadar sınırlı insanın Rumlarla yüz yüze iletişim şansı vardı. Geriye kalan ezici çoğunluk uzlaşmaz olanın Rum liderliği olduğu ve Rum halkı ile çok kolay kaynaşma olacağı inancındaydı.

Ancak ne zaman kapılar açıldı ve karşılıklı geçişler oldu, tam tersi bir sonuçla yüz yüze geldik. Bırakın gezmek, alış veriş için Güney Kıbrıs’a geçenleri çalışıp, para kazanmak için Güney Kıbrıs’a geçenler bile, dönüşte cebinde taşıdıkları değerli Kıbrıs Liracılarına rağmen, sınırdan geçerken psikolojik bölünme duvarının yükselmesi için birkaç tuğla daha yerleştirdi.

Görülen duvarlar yıkılırken, gözle görülmeyen psikolojik duvarlar hep yükseldi.

Kapıların açılması toplumların bir araya gelmesine değil, ayrılığa hizmet etti. Neden? İki tarafta resmi politika yakınlaşmayı tercih edip, desteklemedi de ondan.

*            *          *

Bu süreçte en zorda olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve CTP yönetimiydi.

Çözüm yönündeki istekleri, mesafe alınmasına yetmedi.

Başarısızlığın faturasını Papadopulos’un şahsında Rum tarafına kesinceler, Kıbrıs Türk Halkı ne dedi?

“Aha Mehmet Ali Talat, barış için elini uzattı ama Papadopulos bildiğini okur. Haçana bir elimiz uzalı bekleyeceğiz?”

Çözüm yolunda mesafe alınmaması ve üstüne üstlük demeç düellosu böylesi önemli bir toplumsal değişim yarattı.

Bu değişimin ilk ayak sesleri Güzelyurt Kalkındırma Derneği GÜKAD’ın yerel seçimler öncesinde yaptırdığı kamuoyu yoklamasında duyulmamış mıydı?

*            *             *

Daha önce hem söyledim hem yazdım.

Bu sürecin kendi dünyamızda en tehlikeli yanı bundan sonradır.

KADEM’in çalışmaları Halkın Kıbrıs sorunuyla ilgili iradesini büyük ölçüde ortaya çıkardı.

Rum tarafına söve söve, Kuzey Kıbrıs’ta güneye, Rum toplumuna duyulan güven ve iyi niyetli beklentiyi en kötü çizgiye getirdik.

Seçim dönemine girilirken partiler halkın eğilimlerini de dikkate alır. Bu durumda toplumun yüzde yetmişlerde bir bölümü iki ayrı devleti savunurken hangi babayiğit parti farklı görüşlerde ısrarcı olacak?

Israrcı olunmadığı zaman da Kıbrıs sorununda daha ayrılıkçı siyasete doğru partiler kayacak. Bu kayma soldan merkeze daha doğrusu soldan sağa doğru olacak.

*             *            *

Ortaya çıkan bu durumdan sadece Kuzey’deki değil, güneydeki siyasiler de gerekli mesajı almak durumundadır.

Eğer Papadopulos’un kafasında gidilmeye devam edilirse Annan Planı türünden bir plan referanduma sunulursa bir EVET bir HAYIR’la değil. Her iki taraftan % 80’lerde HAYIR’la reddedilecek. Ve ne kadar zamanda bilmem ama adım adım TAKSİM’e gidilecek.

İsteyen beğensin, istemeyen beğenmesin acı gerçek budur.

*            *              *

1974’ün üzerinden 33 yıl geçti.

Türkiye’nin Kıbrıs adasına yakınlığı ve istediği zaman asker sayısını artırabilme şartlarından öte adada kırk bin dolayında Türk askeri var. Buna rağmen Güney Kıbrıs’taki Rumlar, Türk askerinin güneye yönelik bir operasyonunu neredeyse hiç düşünmedi.

Bu satırların yazarı olarak ben de adada sıcak bir çatışmayı, ya da yeni bir savaşı hiç olasılık sınırları içinde görmedim.

Türkiye, bıçak kemiğe dayanıp, haklarında köklü, kalıcı bir kayıp söz konusu olduğu zaman savaş dahil her şeyi göze alan geleneksel bir anlayışa sahiptir.

*           *         *

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rum Yöneticilerinin Doğu Akdeniz’de petrol-doğal gaz araştırmasıyla ilgili attığı ya da atmaya hazırlandığı adımlar ateşle oynamaktır.

Şu ana kadar atılan adımlar uygulamaya taşınacak olursa bunu adı benzine kibrit çakmaktır.

Şartlar ve riskleri ne olursa olsun Türkiye her şeyi göze alarak askeri gücünü kullanır.

Her koşul altında barışı savunurum.

Bütün sorunların barışçıl yöntemlerle çözümünü isterim.

Ancak Türkiye, kendini dışlayan bir iradeyle Doğu Akdeniz’in parsellenmesini kabul etmesi imkansızdır.

*            *            *

Türkiye Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili yaptığı açıklamada diplomatik bir dille duyarlılığını ve görüşlerini ortaya koyarken uyarısını da yapıyor.

Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarını korumakta kararlı olduğunu ve bunların aşınmasına yönelik teşebbüslere müsaade etmeyeceğini duyurduğu açıklamasının son bölümü çok dikkatli okunması gereken bir içerik taşıyor:
“Bu bağlamda, Kıbrıs Adasının deniz alanlarında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin vermeye teşebbüs edebileceği hükümsüz ruhsatlara dayanarak petrol-doğal gaz araştırmasıyla ilgili çalışmalar yapmayı düşünebilecek ülkelerin ve şirketlerin, durumun hassasiyetini ve Ada’daki diğer kurucu halk olan Kıbrıs Türklerinin iradesini de dikkate almaları, her hal ve karda Kıbrıs meselesinin çözüm sürecine olumsuz etkide bulunacak girişimlere yönelmemeleri gerektiğini hatırlatıyor ve buna göre davranmalarını bekliyoruz."

*             *          *

Amerika’nın Orta Doğuda göze aldıklarının altında petrol zenginliğinin olduğunu herkes biliyor.

Türkiye için Doğu Akdeniz’deki petrol rezervleri üzerindeki çıkarları da önemli ve geri adım atılmayacak çıkarlardır.

Bölgede sıcak çatışmayı hiç arzu etmeyen biri olarak çok açık belirteyim, Rum tarafı bu konuda ısrar eder ve petrol ve doğal gaza tek yanlı sahip çıkma adımını atarsa bu durum Türkiye için savaş nedeni olur ve Türkiye atılacak adımlara askeri müdahale yapar. Bunu Amerika ve AB’ye rağmen de yapar...

 

 

 

Kuzey Kıbrıs’ta değişen eğilimler ve Akdeniz’de petrol dansı...

 

LEFKOŞA- Kuzey Kıbrıs’ta en ciddi kamuoyu yoklama şirketi olan KADEM’in direktörü, Toplumbilimci Muharrem Faiz’in Kıbrıs Türk toplumunda federasyonu savunanların sayısı %20’lere inerken iki ayrı devleti savunanların % 65 oranına ulaştığını açıklaması Kıbrıs’la ilgili tüm merkezlerde ilgi uyandırdı.

Bu satırların yazarı olarak iki bölgeli iki toplumlu federal çözümü savunurum. Ancak toplumda ciddi bir çoğunluk sonuçsuz çözüm girişimlerinden sonra Rumlarla birlikte erken bir çözümden umudunu yitirdi.

Umudunu yitiren büyük çoğunluk iki devletliliği tercih ederken, bir biçimde “ Kıbrıs Türk Devleti de tanınsın, tanınmış iki devlet olarak eğer Rumlar da hazırsa bir çözümde bir araya gelir” demektedir.

Müjde verir gibi seslendirmiyorum ama gerçeğin daha da acı yüzü nedir bilir misiniz? “Federasyondan, Konfederasyona değil, federasyondan KKTC tanınsın, adada iki ayrı devlet olsun, Rumlarla çözüm olmaz” çözüm olmaz noktasına kayılıyor.

*             *           *

Zamanında kapıların açılmasına karar verenle şu ince hesabı yaptı mıydı bilmem.

Kapılar açılana kadar sınırlı insanın Rumlarla yüz yüze iletişim şansı vardı. Geriye kalan ezici çoğunluk uzlaşmaz olanın Rum liderliği olduğu ve Rum halkı ile çok kolay kaynaşma olacağı inancındaydı.

Ancak ne zaman kapılar açıldı ve karşılıklı geçişler oldu, tam tersi bir sonuçla yüz yüze geldik. Bırakın gezmek, alış veriş için Güney Kıbrıs’a geçenleri çalışıp, para kazanmak için Güney Kıbrıs’a geçenler bile, dönüşte cebinde taşıdıkları değerli Kıbrıs Liracılarına rağmen, sınırdan geçerken psikolojik bölünme duvarının yükselmesi için birkaç tuğla daha yerleştirdi.

Görülen duvarlar yıkılırken, gözle görülmeyen psikolojik duvarlar hep yükseldi.

Kapıların açılması toplumların bir araya gelmesine değil, ayrılığa hizmet etti. Neden? İki tarafta resmi politika yakınlaşmayı tercih edip, desteklemedi de ondan.

*            *          *

Bu süreçte en zorda olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve CTP yönetimiydi.

Çözüm yönündeki istekleri, mesafe alınmasına yetmedi.

Başarısızlığın faturasını Papadopulos’un şahsında Rum tarafına kesinceler, Kıbrıs Türk Halkı ne dedi?

“Aha Mehmet Ali Talat, barış için elini uzattı ama Papadopulos bildiğini okur. Haçana bir elimiz uzalı bekleyeceğiz?”

Çözüm yolunda mesafe alınmaması ve üstüne üstlük demeç düellosu böylesi önemli bir toplumsal değişim yarattı.

Bu değişimin ilk ayak sesleri Güzelyurt Kalkındırma Derneği GÜKAD’ın yerel seçimler öncesinde yaptırdığı kamuoyu yoklamasında duyulmamış mıydı?

*            *             *

Daha önce hem söyledim hem yazdım.

Bu sürecin kendi dünyamızda en tehlikeli yanı bundan sonradır.

KADEM’in çalışmaları Halkın Kıbrıs sorunuyla ilgili iradesini büyük ölçüde ortaya çıkardı.

Rum tarafına söve söve, Kuzey Kıbrıs’ta güneye, Rum toplumuna duyulan güven ve iyi niyetli beklentiyi en kötü çizgiye getirdik.

Seçim dönemine girilirken partiler halkın eğilimlerini de dikkate alır. Bu durumda toplumun yüzde yetmişlerde bir bölümü iki ayrı devleti savunurken hangi babayiğit parti farklı görüşlerde ısrarcı olacak?

Israrcı olunmadığı zaman da Kıbrıs sorununda daha ayrılıkçı siyasete doğru partiler kayacak. Bu kayma soldan merkeze daha doğrusu soldan sağa doğru olacak.

*             *            *

Ortaya çıkan bu durumdan sadece Kuzey’deki değil, güneydeki siyasiler de gerekli mesajı almak durumundadır.

Eğer Papadopulos’un kafasında gidilmeye devam edilirse Annan Planı türünden bir plan referanduma sunulursa bir EVET bir HAYIR’la değil. Her iki taraftan % 80’lerde HAYIR’la reddedilecek. Ve ne kadar zamanda bilmem ama adım adım TAKSİM’e gidilecek.

İsteyen beğensin, istemeyen beğenmesin acı gerçek budur.

*            *              *

1974’ün üzerinden 33 yıl geçti.

Türkiye’nin Kıbrıs adasına yakınlığı ve istediği zaman asker sayısını artırabilme şartlarından öte adada kırk bin dolayında Türk askeri var. Buna rağmen Güney Kıbrıs’taki Rumlar, Türk askerinin güneye yönelik bir operasyonunu neredeyse hiç düşünmedi.

Bu satırların yazarı olarak ben de adada sıcak bir çatışmayı, ya da yeni bir savaşı hiç olasılık sınırları içinde görmedim.

Türkiye, bıçak kemiğe dayanıp, haklarında köklü, kalıcı bir kayıp söz konusu olduğu zaman savaş dahil her şeyi göze alan geleneksel bir anlayışa sahiptir.

*           *         *

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rum Yöneticilerinin Doğu Akdeniz’de petrol-doğal gaz araştırmasıyla ilgili attığı ya da atmaya hazırlandığı adımlar ateşle oynamaktır.

Şu ana kadar atılan adımlar uygulamaya taşınacak olursa bunu adı benzine kibrit çakmaktır.

Şartlar ve riskleri ne olursa olsun Türkiye her şeyi göze alarak askeri gücünü kullanır.

Her koşul altında barışı savunurum.

Bütün sorunların barışçıl yöntemlerle çözümünü isterim.

Ancak Türkiye, kendini dışlayan bir iradeyle Doğu Akdeniz’in parsellenmesini kabul etmesi imkansızdır.

*            *            *

Türkiye Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili yaptığı açıklamada diplomatik bir dille duyarlılığını ve görüşlerini ortaya koyarken uyarısını da yapıyor.

Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarını korumakta kararlı olduğunu ve bunların aşınmasına yönelik teşebbüslere müsaade etmeyeceğini duyurduğu açıklamasının son bölümü çok dikkatli okunması gereken bir içerik taşıyor:
“Bu bağlamda, Kıbrıs Adasının deniz alanlarında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin vermeye teşebbüs edebileceği hükümsüz ruhsatlara dayanarak petrol-doğal gaz araştırmasıyla ilgili çalışmalar yapmayı düşünebilecek ülkelerin ve şirketlerin, durumun hassasiyetini ve Ada’daki diğer kurucu halk olan Kıbrıs Türklerinin iradesini de dikkate almaları, her hal ve karda Kıbrıs meselesinin çözüm sürecine olumsuz etkide bulunacak girişimlere yönelmemeleri gerektiğini hatırlatıyor ve buna göre davranmalarını bekliyoruz."

*             *          *

Amerika’nın Orta Doğuda göze aldıklarının altında petrol zenginliğinin olduğunu herkes biliyor.

Türkiye için Doğu Akdeniz’deki petrol rezervleri üzerindeki çıkarları da önemli ve geri adım atılmayacak çıkarlardır.

Bölgede sıcak çatışmayı hiç arzu etmeyen biri olarak çok açık belirteyim, Rum tarafı bu konuda ısrar eder ve petrol ve doğal gaza tek yanlı sahip çıkma adımını atarsa bu durum Türkiye için savaş nedeni olur ve Türkiye atılacak adımlara askeri müdahale yapar. Bunu Amerika ve AB’ye rağmen de yapar...

 

 

 

   1068 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Bunun adı olsa olsa KKTC demokrasisi
22 Ekim 2008, Çarşamba   Kuzey Kıbrıs'tan çeşitleme
15 Ekim 2008, Çarşamba   Kıbrıs'ta görüşmleler devam etmesine ediyor da...
20 Eylül 2008, Cumartesi   Kıbrısımız adına, endişe duyuyorum, korkuyorum...
04 Eylül 2008, Perşembe   "Ne olacak bu Kıbrıs meselesi?" diye, diye...
28 Ağustos 2008, Perşembe   “Ya Taksim, Ya ölüm” el değiştirdi.....
13 Ağustos 2008, Çarşamba   Yüz değil, bin fırın ekmek da yetmez...
08 Ağustos 2008, Cuma   En kötü barış en iyi savaştan iyidir
31 Temmuz 2008, Perşembe   Bir yanda Kıbrıs görüşmeleri, öte yanda CTP’nin sancıları...
25 Temmuz 2008, Cuma   "Türkiyelileri ve Türkiye'yi en çok Denktaş seviyor"



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital