|
LEFKOŞA- 1971 yılından beri kesintisiz gazetecilik mesleğinin içindeyim.
Öğretmen kökenli bir gazeteciyim.
Öğretmenlik günlerimle ilgili bir anımla yazıma giriş yapacağım için bu iki cümlelik bilgiyi de sizlerle paylaşmak istedim.
Türkiye İlkokullar Basketbol Şampiyonası için öğrencileri Ordu’ya götürmüştük.
Sene 1986.
Gelenek olduğu için bizler de öğrencilerle Ordu Valisi’ni ziyarete gittik. Vali şimdi AKP Milletvekili olan Necati Çetinkaya.
Ziyaretimiz nedeniyle odasında il milli eğitim müdürü, belediye başkanı, kısaca Ordu’nun protokolünde olan herkes var.
Hala öyle mi bilmem, ama o yıllarda Kıbrıs’tan Türkiye’ye giden heyetler KKTC Bayrağı götürüp yetkililere takdim ederdi.
O gün o görev bana düştü.
KKTC Bayrağını kısa bir konuşmayla Vali Çetinkaya’ya takdim ettim.
Benim konuşmam kısaydı ama Vali’nin öyle olmadı.
Toplumsal ve ulusal değerler konusunda konferans verir gibi konuşmaya başladı.
Belli ki Kıbrıs sorununu da Kıbrıs Türkünün verdiği mücadeleyi de bilmiyordu.
“ Kıbrıs Türkü, Türk ulusunun parçası olduğunu unutmayacak. Bayrağa ve ulusal değerlere her zaman sahip çıkacaksınız” dedi ve devam etti.
Sabırla dinledim.
Benimle birlikte olan arkadaşlar vücut dilimden tepki koyacağımı anlamışlardı.
Vali konuşmasını bitirince aynen şunları söyledim:
“ Söylediklerinizi dikkatle dinledim. Kıbrıs Türkü, neyi, ne zaman ve nasıl yapacağını çok iyi bildiği için bugünlere gelmiştir. Teşekkür ederim.”
Valinin makam odasında yanıt nitelikli kısa konuşmam resmen soğuk duş etkisi yapmıştı.
Kıbrıs’tan bir öğretmen Vali’yi usuturuplu ama çok kolay anlaşılır şekilde ağız payı nitelikli bir yanıt vermişti.
* * *
Kıbrıs Türk insanı Türkiye’nin Anadolu insanın kendisi için yaptıklarını asla unutmaz.
Ancak birilerinin abartılı, rahatsız edici bir üslupla bir anlamda Kıbrıs Türk insanını aşağılayıcı tavırları karşısında sesimizi çıkarmak da boynumuzun borcudur.
Geçenlerde Lokmacı’daki köprünün kaldırılması sırasında SkyTürk televizyonuna telefonla konuk oldum.
Benle birlikte Tercüman Gazetesi yazarlarından Behiç Kılıç da programa katılıyordu. Baktım aynı kafa yapısı. Kıbrıs Türküne hakaret etmek için adam dünden razı.
Yıllar önce Necati Çetinkaya’ya koyduğum tavrın beş beterini Behiç Kılıç’a karşı sergiledim.
Kuşkusuz böyle konuşanlar Türkiye’yi, Türk Halkını temsil etmez. Ancak bunların ağzının payını terbiyeli bir şekilde vermek de görevlerimiz arasında olmalı.
Kıbrıs’ı bilmeden, Kıbrıs Türkünü tanımadan kem küm edenlere karşı zamanında gecikmesiz tavır koymayı bilseydik, Türkiye kamu oyunda Kıbrıs Türklerine karşı yaratılan olumsuz hava neredeyse hiç olmayabilirdi.
* * *
Türkiye basınında Kıbrıs Türküne yönelik yazıları yazanların yazdıkları gazeteler ya da Türkiye genelindeki popülariteleri kimseyi yanıltmasın.
Bunların tümü psikolojik sorunları olan, iletişimde çağdaş çizgiye ulaşamamış, ifade yetersizliği nedeniyle küfürle konuşan, küfürle yazan insanlar.
Bunlar, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi’nde kontrolden geçirilsin anında tedavi başlatılacak zavallı insanlar.
Bu tip hasta insanların suçu yok aslında, bunlara yazma fırsatı verenler suçlu.
İlle de yazdıracaksanız önce yatırın Bakırköy türü Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesine tedavi ettirin, sonra yazmalarına fırsat verin.
Saldırganlık tek tür değil.
Şiddet ille darp girişimiyle olmaz.
Yazarak, konuşarak da saldırganlık ve şiddet gerçekleştirilebilir.
* * *
Yattığı yer nur olsun Mustafa Kemal Atatürk, sadece geçtiğimiz yüzyılın değil, yüz yılların en büyük devlet adamlarındandır. Ölümünün üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına rağmen görüşleri ilk günkü kadar geçerliliğini koruyan ikinci bir devlet adamı göstermek gerçekten zor.
Ama Atatürk’ün, ulusal kimlik ve kişilikle ilgili ortaya koyduğu ilkeli duruşun çıtası, ondan sonra gelenlere o kadar yüksek geldi ki atlamayı başaramadılar.
Türkiye gerçek anlamda bir dünya devleti olamayınca, Mustafa Kemal Atatürk’ün dağlara taşlara yazılan pek çok ünlü sözü, sadece dağlarda, taşlarda kaldı.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde olmamasına rağmen Kıbrıslı Türkler, Atatürk ilke ve devrimlerini kendi arzularıyla, İngiliz sömürge dönemi yönetimiyle savaşa savaşa sahiplenip yaşama geçirmiştir.
Kıbrıs Türk insanının Atatürkçülüğünün yanına kimse kolay kolay yanaşamaz.
* * *
Biz kendi kendimizi eleştirebiliriz.
Ancak Kıbrıs Türk insanının onurlu, kişilikli duruşu, hayatı boyunca onurlu ve kişilikli duramayanları yedi yerinden çatlatmaktadır.
Urup avuçluk bir toprak parçasında İstanbul’un iki sokağındaki insanların sayısını ya bulan ya bulmayan toplam nüfusa sahip Kıbrıs Türkü’nün hiç kimsenin karşısında el pençe durmamasını Türkiye Basınında yazı yazan bazı kişiler anlayıp, kabul edemiyor.
Onları inanın hiç yadırgamıyorum.
Çünkü o zavallıcıklar kendilerini bizim yerimizi koydukları zaman bizim gibi davranamadıklarını görüp yeni bir psikolojik travma geçirmekte, ruh sağlıkları daha da bozulmaktadır.
İnsan psikolojisini iyi okuyan uzmanlar Kıbrıs Türkü ve Mehmet Ali Talat’a yazı yazarak hakaret edip saldıran bu insanların ruh sağlığının yerinde olmadığını hemen anlar.
Bu insanlar hasta.
Bu insanların sosyal iletişim sorunları var.
Bu insanlar kendi dünyalarındaki ezilmişliği yazılarında farklı üsluplarla dışa vuruyorlar.
* * *
Onların eli kalem tutar da bizim ki bilmem ne mi tutar.
Hiç kuşkunuz olmasın bizler aynı üslupla yanıt vermeye kalksak onlardan beş beter yazabiliriz. Ama asla yazmayız. Neden yazmayız? Çünkü o yazılar yazmak için hasta olmak gerek.
Biz yaşadığımız tüm baskılara rağmen tepkilerimizi, düşüncelerimizi uygarca ortaya koyma alışkanlıklarımızı asla yitirmedik.
Allah aşkına aklınızdan geçebilir mi, onlara inat biz da oturup Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e onların Talat’a yazdıkları türden yazılar yazalım... Asla geçemez. Hiç bir şart altında kimse bize öyle yazılar yazdıramaz.
Öyle yazı yazan kendi eliyle alnına DELİ damgasını vurur.
* * *
Aslında bu yazıları yayınlayan gazetelere haber salıp tedaviye muhtaç insanlarını gönüllü olarak tedavi etmeye hazır olduğumuz bildirmemizde yarar var.
Kıbrıs’ın güzel havasında bu gariban insanları uzman doktorlarımız tedavi etsin. Sağlıklarını kavuştuktan sonra çok daha sağlıklı yazılar yazacaklarından hiç kuşkum yok.
Çünkü bunlar ömürleri boyunca ayak altında oldukları için o ezilmişlikleriyle kendi ayaklarının altına da bir şeyler arıyorlar. Kıbrıs Türkünü bu noktada ayaklarının altına alınacak insanlar sanmışlardır mutlaka. Yoksa abuk sabuk deli lakırdısı gibi yazıları hiç yazarlar mıydı?
|