|
LEFKOŞA- Kıbrıs’ta genelleme yaparak konulara yaklaşmaktan hep kaçındım.
Bir elin parmakları bir olmadığı gibi Kıbrıslı Türkler de, Kıbrıslı Rumlar da asla bir değildir.
Toplumların genel çıkarları olabilir.
Bu bizim için geçerli olduğu gibi Kıbrıslı Rumlar için de geçerlidir.
Annan Planı, bizim istemlerimize, beklentilerimize daha fazla yanıt verdiği için %65’lerde EVET dedik. Rum tarafının beklentilerine yanıt vermediği için de Rumlar %75’lerde HAYIR dedi.
Rumların bizim EVET’imize saygı göstermesini beklerken bu satırların yazarı olarak Rumların HAYIR’ına saygı gösteririm.
Şu ana kadar gerek yazarken gerekse konuşurken karşı tarafın penceresinden bakmaya da hep özen gösteririm.
Bu bakış açımız içimizdeki fanatik unsurları zaman zaman çok rahatsız etti. Onları rahatsız etmesine ederken uzun vadeli barış yürüyüşüne katkı koymuştur.
* * *
Yazımı yazmaya başlamadan Rum Basın özetlerine şöyle bir göz attım.
POLİTİS’ten Andreas Paraskos “Her Şeyi Söyleyelim” başlıklı yazısında şunları yazıyor:
“Limasol’dan arkadaşım Andreas, geçtiğimiz gün bu sütunda, ‘Aynı Trajedileri Yeniden Yaşayacağız’ başlığı altında yayınlanan ve eğer çocuklar okullarda, bu ülkeyi anlaşmazlığa, suça ve felakete sürükleyen faşizmin ve aptallığın kılçıklarından temizlenerek servis edileni değil de, gerçek tarihi öğrenmiş olsalardı, genç öğrencilerin faşist davranışları olmayacağından bahseden makalemi yorumlayarak, ‘her şeyi söyleyen sizler bile, bazı zamanlar bütün gerçeği söylemeye korkuyorsunuz’ dedi. Andreas çok haklı… Çünkü hala tabu konular ve özellikle de tuzu kuru şahıslar olduğu için, yakın tarihin birçok boyutu dokunulmamış bir şekilde duruyor. Daha somut olarak söylemek gerekirse, Kıbrıslı Rumlar 1963-67 yıllarının kanlı döneminde yaşananları, ‘Türk isyanı’ olarak nitelendirdiler. Eğer dürüst olsaydık, ya da suçlu olmasaydık, gerçeği söyleyecektik. Kıbrıslı Türklerin döktüğümüz kanlarını ölçecektik, olayları ve kişileri isimleri ile söyleyecektik ve böylece tarihi gerçeğin aynı zamanda barışçı bir şekilde bir arada yaşamanın yapısına bir köşe taşı koyacaktık. Ancak kişiler isimleri ile verilseydi, olayların bazı manevi sorumluları bugün toplum tarafından küçümseneceklerdi. Oysa şimdi? Mücadeleci parşömenleri göstererek, bundan dolayı gurur duyuyorlar. Katiller ve onların ustaları… Aynı şey tam olarak Kıbrıs Türk tarafında da geçerlidir.”
Andreas Paraskos, arkadaşımdır. Pek çok kez uluslararası nitelikli toplantılarda aynı masanın etrafında buluşup konuları irdeledik. Farklı yorumlarımız oldu ama karşılıklı olarak samimiyetimizden hiç kuşku duymadık.
Kıbrıs’ta toplumlararası güvenin temeline dinamit koymayı asıl görev sayanlara karşı zaman aşımını hiç hesaplamadan tavır koymak bir yurtseverlik görevidir.
Bunu sorumlu konumda olan arkadaşlarımıza da çeşitli vesilelerle anlatmaya çalışırım.
Amaç asla geçmişin yaralarını kaşımak değildir. Ama bir biçimde yapanın da yanına kalmamalı.
Ne kadar farklı pencereden bakarsak bakalım eğer bakış açısı doğruysa doğruları görmek olasıdır.
* * *
.... Ve Haravgi’den bir yorum. “Bu kadar da alay…” başlıklı yorumun yazarı Kipros Kurtellaris.
“Pazar günkü Alithia gazetesini okurken, ön sayfanın bir reklam yazısına odaklandım: ‘Mehmet Ali Talat: Önceliğim, izolasyonun kaldırılması değil, BM parametrelerinde çözüm ve yeniden birleşmedir. Bölünmeye karşıyım’. Peki ama bu da ne? Acaba Alithia’nın mutluluk içinde yayınladığı bu şey, Sayın Talat’ın yeni bir açıklaması mı? Merakımı gidermek için reklamın atıfta bulunduğu sayfayı çevirdim (sayfa no 25). Orada, manşetteki açıklamanın, Sayın Talat’ın herhangi bir açıklamasından değil, işgal liderinin Glafkos Ksenos’la yaptığı bir röportajdan kaynaklandığını gördüm. Gazete bunu gururla yayınlıyordu. Biraz meraktan, daha çok da ilgiden, bütün röportajı inceledim. En başından şunu söylemek zorundayım: Gerek Ksenos’un, gerekse Talat’ın tüm uğraşlarına rağmen röportaj beni Kıbrıslı Türk liderin açıklamalarının iyi niyetli ve öncelikle de dürüst olduğu konusunda ikna etmedi.”
AKEL cephesinden açıklamalara her zaman çok büyük önem verdim.
Neden önem verdim?
Şu anki dengelere baktığımız zaman AKEL’siz ve CTP’siz çözüm olmaz. Siyasi alt yapıda yıllarca varolduğu varsayılan yakınlık her iki partinin güç elde etmesiyle birlikte erozyona uğradı.
AKEL, kuzeyde sağ çizgiden siyasi partner aramadı hiç bir zaman, ama CTP, güneyde özellikle DİSİ ile AKEL’i de rahatsız edecek ilişki ve işbirliği içine girdi.
Gelinen noktada CTP, AKEL’in Papadopulos’la yakınlığından şikayetçi olurken, AKEL de CTP’nin hem Ankara hem de Güneyde DİSİ ile ilişiklerinden rahatsızdır.
Bu rahatsızlık güveni zedelerken, verimli işbirliği ortamını ortadan kaldırdı.
CTP – AKEL uzaklaşması Kıbrıs’ta barış ve çözüm için olumsuzluktur.
Kipros Kurtellaris’in yazısı AKEL’den CTP’ye bakış açısının somut örneklerinden biridir.
|