|
Sonuç Susurluk ve Şemdinli gibi olmasın da...
Geçtiğimiz salı günü yine son günlerin aktüel konusu türban meselesini tartışacağımızı düşünerek internette gazetelerini, haber sitelerini tararken gündemi değiştiren yeni haber patladı.
Türkiye’nin birçok ilinde aynı zamanda büyük bir çete operasyonu başlatılmıştı. başta Susurluk çetesinin ortaya çıktığı günlerde adı JİTEM’in kurucusu olarak geçen Jandarma emekli general Veli Küçük olmak üzere Susurluk’tan itibaren, son aylarda patlayan Ümraniye Çetesi olayı dahil birçok irili ufaklı çete olayına, çeşitli millici örgütlenmelere ve Ulusalcı kesimin ‘Kızıl Elma Koalisyonu’ dahil birçok yapılanmasında rol almış bir kısmı emekli asker, emekli emniyetçi olmak üzere birçok kişinin gözaltı alındığını öğrendik. Cumhuriyet Gazetesi’nin bahçesine el bombası atlılmasından, Hrant Dink cinayetine kadar uzanan bir dizi karanlık olayda rol aldığı düşünülen bazı isimlerin de yakalananlar arasında bulunduğu söyleniyor. Hrant Dink, Orhan Pamuk, Elif Şafak gibi yazarların duruşmalarını basanlar, bu yazarlara ve diğerlerine çeşitli vesilelerle saldıranlar ve onları tehdit edenler de gözaltına alınan isimler arasında bulunuyor.
Polise ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine bakılırsa bu operasyon çetelerin ortaya çıkarılması açısından çok önemli ve bu sayede birçok illegal yapılanma ortaya çıkarılabilecek.
Bu nedenle soruşturmanın selameti açısından savcılık çete haberlerine yayın yasağı getirdiğini açıkladı. Medyada operasyonlarla ilgili haberlerlere ve yorumlara ikinci bir karara kadar yer verilmeyecek.
Hatırlarsanız, özellikle 22 Temmuz seçimlerinden önce arka arkaya bir dizi çete olayı ortaya çıkarılmıştı. Yakalanan bu çetelerin içinde mutlaka emekli ya da halen görevde olan emniyet ve silahlı kuvvetler mensupları bulunuyordu.
Bu çetelerin bir diğer ortak özelliği de devlete, silahlı kuvvetlere ait silah ve mühimata sahip olmalarıydı. Özellikle Ümraniye Çetesi adıyla anılan çetenin silah deposunda silahlı kuvvetlere ait olduğu anlaşılan birçok el bombası, patlayıcı ve bunların düzenekleri ile diğer silah ve mühimmat ele geçirilmişti.
Hatta Cumhuriyet Gazetesi’nin bahçesine atılan bombaların da bu silah deposundan çıkma olduğu ileri sürülmüştü.
Genelkurmay bu durum üzerine bir açıklama yapmak zorunda kalmış ve bu silahların askeri depolardan çalınmış olabileceğini ifade ederek bu konuda bir tahkikat yapıldığını duyurmuştu.
Bundan sonra da ne çetelerle ne de bu silahlarla ilgili başka doyurucu bir açıklamaya rastanmamıştı.
Ümraniye Çetesi davasına yayın yasağı konmuş, diğer çetelerle ilgili soruşturmalar ve davalar birer birer düşürülerek meselenin adeta kapatılması yoluna gidilmişti.
Şemdinli Çetesi meselesinin ise çok daha radikal bir şekilde ortadan kaldırıldığını, bu olaya bizzat Genelkurmay Başkanlığı’nın müdahale ettiğini biliyoruz. Şemdinli’de güpegündüz, görgü tanıklarının gözleri önünde bir bombalama eylemi yapan ve halk tarafından suçüstü yakalanan iki astsubayla ilgili davanın nasıl kapatıldığını ve bu astsubayların 39’ar yıl hapse mahkum olduktan sonra nasıl kurtarıldıklarını ve tekrar görevlerine döndürüldüklerini tekrar anlatmaya gerek yok.
Davanın iddianamesini hazırlayan savcının meslekten çıkarıldığını, davayı gören mahkemenin cezlandırıldığını ve yargıçların değişik yerlere tayin edildiğini de biliyoruz.
Bütün bu işlemlerin AKP eliyle yürütüldüğü ve dosyanın kapatılması sürecinden hükümetin sorumlu olduğu da malum.
Bu nedenle şimdi bu son çeteler opresyonunda çizilmek istenen olumlu tabloya yine kuşku ile bakmakta haklıyız.
Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, birkaç gün önce Taraf Gazetesi’nde Neşe Düzel'e verdiği röportajda, 'Susurluk açığa çıkmadı' diyor. Ve devam ediyor: "Çetelerin, menfaat gruplarının mutlaka bir koruyucu hamileri var. Organize suç örgütlerinin, çetenin içinde filan emniyet müdürü veya komiser, filan albay veya astsubay, filan hakim veya savcı var deniyor. Bunlar ortaya çıkanlar. İşin derinliğine indikçe bunların sayısı artacaktır, daha üst isimler çıkacaktır. Yani çıkabilir..''
Ama şimdiye kadar çıkmadı. Susurluk kapatıldı. Şemdinli de kapatıldı.
Oysa hiç olmazsa suçüstü durumunda yakalanan Şemdinli Çetesi’nin devlet içindeki, silahlı kuvvetler içindeki yapılanması ortaya çıkarılabilseydi çetelerin kökünü kazımak anlamında çok önemli bir başlangıç yapılabilirdi. Buna müsaade edilmedi. Bizzat o zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı, şimdi Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt buna müdahale etti. Bombacı astsubayların o eylemi emir komuta zinciri içinde yaptıkları gerçeğinin ortaya çıkması böylece engellendi. Sadece astsubaylar yargılandılar. Buna rağmen onlar dahi kurtarıldı. Böylece devlet içindeki çetelere ve onlar için çalışan tetikçilere gereken güven verilmiş oldu. “Korkmayın, devlet içindeki örgütünüz sizi ne yapıp edip mutlaka kurtarır” mesajı verildi.
Hukuk kurallarının ve kanunların belli kurumlara, makamlara ve kişilere uygulanamadığı böyle bir ülkede çeteleri bu gibi operasyonlarla bitirmek mümkün değil.
Nitekim Elkatmış aynı ropörtajda şunları söylüyor:
'Operasyonlar yapılıyor, çeteler yakalanıyor ama çeteler çoğalıyor.'
Peki bu işin çözümü nasıl olacak? ,
'Elkatmış, “Bataklığı kurutmak lazım' diyor. Bataklığı kurutmak için de o bataklığın aslı unsuru gibi çalışan bir yargı yerine gerçekten bağımsız savcı ve yargıçlara ve ondan daha önemlisi güçlü bir siyasi iradeye ihtiyaç var.
AKP çeteler meselesini bitirmek istiyorsa, çetelerle mücadele için özel bir yasa çıkartıp bu konuda özel yetkilerle donatılmış savcı ve yargıçlardan oluşan ekipler kurmak durumunda.
Bunun dışındaki çabalar maalesef gösterişten ibaret oluyor.
Dileriz bu son girişim de aynı akibete uğramaz.
........................................................................................................................
KUTU
Kimler gözaltına alındı?
Operasyonun, dava içeriği hakkında yayın yasağı bulunan Ümraniye soruşturmasıyla ilgili olduğu ortaya çıktı.
İstanbul Ümraniye'de ele geçirilen el bombalarıyla ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün yanı sıra avukat Kemal Kerinçsiz, Fuat Turgut, gazeteci Güler Kömürcü, Mersin'de silah üzerine "ölme-öldürme yemini" ettiren emekli Albay Fikri Karadağ ile Susurluk skandalının kilit isimlerinden Sami Hoştan, "Drej Ali" olarak bilinen Ali Yasak da gözaltına alındı.
‘Ergenekon operasyonu’ adı verilen gözaltılarla ilgili olarak savcı, gözaltıların Ümraniye soruşturmasıyla ilgili olduğunu açıkladı. Ümraniye'de geçtiğimiz yıl bir gecekonduya düzenlenen operasyonda 27 el bombası ele geçirilmişti. Burada bulunan bombaların Cumhuriyet Gazetesi'ne atılanlarla aynı olduğu ortaya çıkmıştı.
Soruşturma kapsamında emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ve yazar Ergün Poyraz'ın da aralarında bulunduğu 13 kişi tutuklanmıştı. Gözaltıların iki ay süren takip sonunda elde edilen bilgi ve delillerin oluşturulmasının ardından yapıldığı ifade ediliyor.
Gözaltına alınanların adı, son yıllarda kamuoyunun gündemine gelen pek çok olaya karışmıştı. Kuvayı Milliye Derneği Başkanı Fikri Karadağ, Hüseyin Görüm, daha önce tutuklanan Muzaffer Tekin, Oktay Yıldırım ve Kuddusi Okkır'ın birlikte çekilmiş fotoğrafları ortaya çıkmıştı. Fikri Karadağ, Mersin'de dernek üyelerine silah üzerinde yemin ettirmesiyle gündeme gelmişti.
Derneğin '13 bin 500' kişilik 'hain' listesi oluşturduğu ortaya çıkmıştı. Emekli Tuğgeneral Velik Küçük'ün ise JİTEM'in kurucusu olduğu iddia ediliyor. Küçük ismi kamuoyunda ilk kez Susurluk kazasıyla duyulmuştu. Kazada ölen Abdullah Çatlı'nın son telefon görüşmelerinden birini Küçük'le yaptığı belirlenirken, Susurluk'un kilit isimlerinden Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın kullandığı cep telefonunun da Küçük adına kayıtlı olduğu tespit edilmişti.
Küçük, çağrıldığı TBMM Susurluk Komisyonu'na da ifade vermek için gitmemişti. Avukat Kemal Kerinçsiz ise Türklüğe hakareti düzenleyen 301. madde davalarıyla gündeme gelmişti. Kerinçsiz, Ümraniye'de ele geçirilen el bombaları ile ilgili yürütülen soruşturma çerçevesinde emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ve yazar Ergün Poyraz'ın avukatlığını yapıyordu.
|