Tıp dünyasına, yaptığı araştırmalarla
katkı koyan bir bilim adamı.
Prof. Dr. Mustafa CAMGÖZ
Kanser
araştırmalarında
bir lider
Camgöz asistanlarla, master ve doktora öğrencileriyle çeşitli araştırmalar yapıyor. Eğitimin önemli olduğunu ve tıp dünyasına bilim adamları yetiştirdiklerini söyleyen konuğumuz, doktorların uzmanlaşması konusunda kariyerlerine katkı sağladıklarını da belirtti.
P rof Dr Mustafa Camgöz tıp dünyasına yaptığı araştırmalarla katkı koyan bir bilim adamı. Özellikle kanser hastalığıyla ilgili çeşitli çalışmalar yapan Camgöz’le kısa bir süre önce hizmet vermeye başladıkları Palmers Green bölgesinde bulunan Çare Merkez’de buluştuktan sonra keyifli bir sohbete daldık.
Prof Dr Mustafa Camgöz 1952 yılında Lefkoşa’da hayata merhaba dedi. İngiliz Koleji’nde başarıyla tamamladığı orta öğreniminden sonra İngiltere’de eğitim almak için burs başvurusunda bulundu. British Council’dan British School bursunu kazanan Camgöz Sevenoaks Okulu’nda iki yıl yatılı öğrenim hakkı elde etti. İki yılın ardından 1970’de Imperial College’de fizik öğrenimi görmeye başladı.
Tıp alanına ilk merhaba fizik eğitimiyle başladıysa da Camgöz’ün asıl merakı hayat bilimleri ve hayatın fizik yönünden anlamı oldu. Kısacası Biofizik’e aşırı ilgisi vardı. 1960’lı yıllardan 1970’lere gelinceye kadar Kıbrıs’ta zor yılların yaşandığını ve acayip bir havanın solunduğunu belirten Camgöz, o dönemdeki yaşamı kafes hayatı olarak nitelendirdi. İşte bu kafes hayatından bir nebze olsun uzaklaşmak ve rahatlamak için bir arkadaşıyla beraber radyo vericisi yapmaya koyulan küçük Camgöz’ü, radyo vericisi yaptığı sırada elektirik çarptı. Elektirik çarpmasıyla muazzam bir duygu yaşadığını ifade eden doktor ne olduğunu anlamaya çalıştı. Elektriğin vücutta neden böyle bir etki yarattığını araştırmaya koyulan Camgöz için vücudun elektrik karakterini incelemek vazgeçilmez oldu.
İngiliz Koleji’nden Imperial College’e büyük bir amaçla uzanan Camgöz Imperial College’de Fizik eğitiminden Biofizik’e kayarak doktora öğrenimine devam etti. Elektriğin beyindeki sinayallerini inceleyen Mustafa Camgöz daha doktorası bitmeden 1978’de okul tarafından hoca olarak göreve getirildi. Biyoloji bölümünde hocalık yapmaya başlayan konuğumuz bir süre sinir sistemi üzerinde çalışmalarını sürdürdü. 1990 yılında Doçentlik ünvanına denk gelen ‘Reader’ sanını alan konuğumuz 1995’de profesör oldu. İlk önce sinir sistemlerini inceleyen Nürebiyoloji Profesörü olan Camgöz 2005 yılında da Kanser Biyolojisi Profesörü oldu.
Kanser konusundaki araştırmalarına 1990’larda başladı.
Imperial Colleg’de bir yandan ders verirken diğer yandan araştırmalarını sürdüren Camgöz, 1990’ların başında kanser alanında elektirik potansiyeli var mı yok mu ana sorularıyla bir araştırma başlattı. Bu alanda ilk makalesini 1995 yılında yayınlayan ve yazdığı yazının içeriğiyle inanılmazlık yaratan konuğumuz, araştırdığı sahanın ilk kez bu şekilde bir gelişme kaydettiğini vurguladı. Prof Dr Mustafa Camgöz sinir bilimleriyle kanser sahasını biraraya getirerek fikir birliği ve konsept aktarımı yaptı. Sinir bilimlerine ve kanser sahasına böylece yeni teknikler getirdi. Kanser sahasında kapsamlı ve geniş çaplı araştırmalara koyulan Prof Dr Mustafa Camgöz ilk olarak prostat, ardından meme ve daha sonra akciğer kanserini araştırmaya koyuldu.
Camgöz asistanlarla, master ve doktora öğrencileriyle çeşitli araştırmalar yapıyor. Eğitimin önemli olduğunu ve tıp dünyasına bilim adamları yetiştirdiklerini söyleyen konuğumuz, doktorların uzmanlaşması konusunda kariyerlerine katkı sağladıklarını da belirtti. Bunun dışında Camgöz ve arkadaşları Pro-Cancer Research Fund (PCRF) aracılığıyla bir de halka dönük eğitim veriyorlar.
Prof Dr Mustafa Camgöz 1990’lı yıllarda heyecan verici arştırmalarını yayınlayınca gazetelerde haberler çıkmaya başladı. Sunday Times gazetesinde de haberleri çıktı. Bunu gören sayısız insan Camgöz’ü arayıp araştırmalarını desteklemek için para teklifinde bulundu. Camgöz bu teklifler üzerine Imperial College ile anlaşarak halkın verdiği parayı resmen alabilmek için okulda bir fon oluşturdu. Bu fon bir süre çalıştı. Halkla olan ilişkilerin gelişmesi ve kuvvetlenmesi nedeniyle fonun bağımsız bir şekilde kayıtlanması önem kazandı. Bu doğal gelişimin ardından 2002 yılında PCRF olarak Charity Comission’da kayıtlı bir fon oluşturuldu.
2004 yılında ise vakfa bağlı bir destek grubu oluşturuldu. PCRF ana vakıf; destek grubu da vakfa bağlı bir grup oldu. Destek grubu oluşur oluşmaz Türkçe konuşan toplum için çalışmalar yapmaya başladı.
Destek grubunun amacı PCRF’i tanıtmak, vakfa maddi destek sağlamak ve kanser hastalığı hakkında halka bilgi vermek şeklinde belirlendi. Türk toplumu içinde kanser hastalığı hakkında bilinçsizliğin olduğu gözlemlenince böyle bir çalışmaya ihtiyaç duyuldu. Halka dönük hizmetler başlayınca insanların gidip danışacağı bir merkez açılması fikri gündeme geldi. Bu fikir hayata geçirilerek PCRF önderliğinde Çare Merkez açıldı.
Türk toplumu içinde tıbba karşı büyük bir merakın olduğunu ve başarıdan söz edilebileceğini söyleyen konuğumuz, her yıl yaz üzeri tıp okumak isteyen kişilere üç şekilde yardımcı olduklarını dile getirdi. Öğrencilere yalnızca kanser konusunda laboratuvar çalışmaları yaptırırken, ilerisi için referans sayılması açısından kompozisyon da yazdırıyorlar. Bir diğer yardım ise cerrah ve pataloglarla iletişim kurarak doktor olmak isteyen öğrencileri hastaneye götürüyorlar. Tıp okumak isteyen kişilere bu üç aşamalı tecrübenin şart ve şahsın müracaatında aranılan özellikler olduğunu ifade eden Camgöz, referans verme noktası olabileceklerini kaydetti. Tıp alanına ilgi duyan kişiler m.djamgoz@imperial.ac.uk adresine e-mail göndererek Prof Dr Mustafa Camgöz’e öğrenmek istediklerini sorabilirler.
|