|
İngiltere’de uzun yıllar önce Kıbrıs’lıtürk, Türkiye’li Türk ve Kürt toplumları biraraya getirmek ve ortak sorunlarımıza koordineli bir yaklaşımla çözüm üretmek için kullanmaya başladığımız bir tanımlama idi ‘Türkçe konuşan toplumlar’ tanımlaması. Tamamıyle iyi niyetle kullanılan ve birçok arkadaşlarımızın kullanmaya devam ettiği bu tanımlama son yıllarda oldukça hararetli tartışmalara sebeb oluyor.
Özellikle Kürt toplumu bu tanımlamaya karşı çıkıyor. Çünkü onlara göre bu tanımlama kimliklerini reddedici bir nitelik taşıyor. Yerden göğe kadar haklılar. Geçen haftaki yazımda Kıbrıslıtürkler olarak kimliğimizin önemli bir unsuru olan Kıbrıs Türkçesinin yaşatılması için başlatılan kampanyalardan bahsetmiştim. Kürtlerin kimliklerini koruma girişimleri ile Kıbrıslıtürklerin çabaları arasında önemli paralleller vardır. Bunu kimse inkâr edemez. Konuyu daha da açarsak, kendilerini önce dinsel kimlikleri ile tanımlayan Türkiye’li Alevi toplumunun tanınma girişimleri ile Kıbrıslıtürklerin kimlik çabaları arasında da paralellerin olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Ortak unsur Türkiye Cumhuriyetinin tüm bu toplumlar uzerinde uyguladığı asimilasyonist siyasetlerdir. Bu yüzdendir ki bazılarımız kendimizden bahsederken ‘Kıbrıslıtürk’ deriz. Yani bu iki ayrı kelimeyi birleşik yazmakla Kıbrıslılığımızı öne çıkarmak istediğimizi belirtiriz. Ne kadar da kimileri “Kıbrıslı olarak tanımlanabilecek sadece eşeklerdir” dese de.
İIyi niyetle, birleştirmek için kullanmaya başladığımız ‘Türkçe konuşan toplumlar’ tanımlamasının yeniden değerlendirilmesi zamanı çoktan gelip geçti. Bazı kişiler bunu yaptı bile. Toplumun önemli bir kesiminin bu tanımlama altına girmek istemeyişine rağmen ısrarla bunu kullanmak büyük bir saygısızlık ve hassasiyetten uzak bir tavırdır. Doğru bir kimlikle tanımlanma istemi kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü kimlik bir insanı belirleyen en önemli özelliktir. Bir insanın kimliği onun öz benliğidir. Bir kişinin özbenliğini reddedip nasıl “sen busun” denilebilir?
İnternette kimlik üzerine araştırma yaparken birkaç yıl önce ‘Sızıntı’ dergisinde Prof. Dr. Ömer Said Gönüllü’nün yazdığı ‘Kimlik Meselesi Üzerine’ isimli bir makale ile karşılaştım. Çok ilginç bulduğum bu makalede şöyle diyor Profesör Gönüllü:
“Kimlik, ferdi sosyal bir varlık olarak (fikrî, beşerî ve sosyal ilgileriyle birlikte) tanımlar; doğduğu, yaşadığı, en önemlisi, benimsediği topluma aidiyeti içinde, yani toplumunun kimliğiyle birlikte ele alır. Kişilik, ferdin, genetik tabanlı ve çevre etkili psiko-biyolojik özellikleriyle belirlenirken, kimlik; içinde doğup büyüdüğü, zihni gelişimini tamamladığı, maddeten ve manen beslendiği, benimsediği toprak, yurt, kültür ve medeniyetin ona biçtiği bir elbisedir. Bu bakımdan, kimliğin aktif ve pasif unsurlarından söz edilebilir. Kişinin seçme imkânına sahip olamadığı ebeveyni gibi, ırk, dili ve doğduğu yer de kimliğinin pasif unsurlarıdır. Buna karşılık onun en önemli ve temel seçimi olan inancı, ideali ve kendisine belirlediği var oluş gayesi aktif kimlik unsurları durumundadır.”
Profesörün bahsettiği ‘aktif kimlik’ unsuru bence en önemli bir unsurdur. Çünkü yukarıda bahsettiğim toplumlar yıllardan beri ‘aktif kimlikleri’ kasıtlı olarak inkâr edilmiş, kısıtlanmış, bastırılmış toplumlardır. Her demokrat insana düşen görev bu toplumların kimliklerinin tanıtılması ve kimlik simgelerini özgürce kullanabilme çabalarını desteklemektir. Bu desteğimizi açıkca göstermek için gelin artık démodé olmuş ‘Türkçe konuşan toplumlar’ tanımlamasını çöpe atıp başka tanımlamalar arayışında bulunalım. Londra Büyükşehir Belediyesi ve birçok yerel belediyeler baskı sonucu ‘Türk, Kıbrıslı Türk ve Kürt’ (TKTK) terimini kullanmaya başladılar bile.
İngiltere’nin çok kültürlü mozaiği içerisinde yaşayan toplumlar olarak kullandığımız sözlerde reform yapmamız gerekiyor. Çok hassas bir konu ama örneğin Türk dili ve kültürü okulları olarak birçoklarımızı rahatsız eden ‘Andımız’dan başlamalıyız. Hani “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan ve “Ne mutlu Türküm diyene” diye biten andımızdan. Okullarımıza gelen Kürt, İngiliz, Hint veya çift kökenli çocuklar bu sözleri duyunca ne hisseder diye düşünmemiz gerekmez mi?
“Okyanusa düşen bir su damlası kimliğini kaybeder. Ama bir insan toplum içerisinde yaşadığı için kimliğini kaybetmez. İnsan yaşamı bağımsızdır. İnsan sadece toplumun gelişmesi için değil kendisinin gelişmesi için doğar”
B. R. Ambedkar (Hindistan Anayasasının hazırlayıcısı Hint siyasetcisi)
|