|
İnsanın kendisini
bulması ne kadar güzel.
Kendisini,
kendisinin bulması!
Ne kadar huzur
verici.
Rahatlatıcı.
Dünyalar yeniden
sizin oluyor!
Gam, tasa, keder
olsa da ruhunuz bedeninizde!
Düşünsenize...
Kayıpsınız.
Yoksunuz
ortalarda.
Ya da varsınız
ama üstünüze düşen gölgeden kendinizi gösteremiyorsunuz.
Göğsünüze bir
karabasan oturmuş ve sesiniz çıkmıyor gibi hissediyorsunuz.
Her yan anlamsız
barikatlarla dolu...
Kendinizi
bulamıyorsunuz.
Kendinize
kendinizi anlatamıyorsunuz.
Eliniz elinizden
uzaklaşıyor.
Dokunuşlarınız
farklılaşıyor.
Tanıyamıyorsunuz.
Tanımlandıramıyorsunuz
kendinizi.
Korkunç bir
durum.
Sonra deli divane
oluyorsunuz.
Bir sağa bir sola
koşturuyorsunuz.
Panik gittikçe
hat safhaya ulaşıyor.
Yabancılaşma başgösteriyor.
Derken
buharlaşarak yitiveriyor sizde duranlar.
Bir kayıp
aranıyora çıkıyor adınız.
“Kayıp aranıyor!”
İlkin sizle
birlikte diğerleri de arıyor sizi.
Köşe bucak
bakılıyor etrafa.
Bulmaya
çalışıyorlar sizi.
Hummalı bir
arayış.
Giderek
şiddetinizi kaybediyorsunuz.
Bir köşeye atılan
kayıp aranıyor listelerinde unutuluyorsunuz.
Altı üstü bir
kayıp işte.
Sizden geriye
sadece büyük bir soru işareti kalıyor!
Yerinize yeni
kişiler konulabiliyor.
Sıradan
olabiliyorsunuz anlayacağınız.
En çok bir iki
gün.
Bulunamadığınız
an unutuluyorsunuz zaten!
Hem kayıp hem
unutulan.
Acı.
Acı ama gerçek.
Peki ya siz?
Bir tek “siz”
aramaya devam edebilirsiniz kendinizi.
Bir tek “siz”
bulabilirisiniz kaybettiklerinizi.
Bir tek “siz”
uzanıp tutabilirsiniz sizi.
Gerisi bir yığın
boş söz.
İnsan bu hayatta
yalnızca kendi izini sürmeli meğer.
Kendi sesini
duymalı önce; kendi sessizliğini...
Aksi takdirde
kayıp aranıyor listelerine yazılır adı.
Ne yazık ki
geriye bir soru işareti kalır.
Kimse de bulamaz
sizi.
Ve
bulunamadığınız an unutlup gidersiniz işte.
|