|
Perdeler inmişti şehrin üzerine!
Her yer turuncu bir griliğe bulanmıştı.
İç içe geçmiş duyguların hezeyanlı halleri yarış içindeydi sanki.
Perdeler kah salınıyor, kah uçuşuyordu.
Gökyüzünde iç sesimizin yansımaları dans ediyordu!
Sessiz bir başkaldırı sahnesinin en can alıcı yerindeydik.
Tadına varamayacağımız bir tablo karşısında usul usul yürüyorduk.
İnceden bir kasvet bedenimizi yokluyordu.
Duyumsamamak için derin nefesler alıp veriyorduk.
Zamanın peşinden gidiyorduk.
Kimi zaman ellerimiz kollarımız bağlı...
Kimi zaman isyankar adımlarla...
Kimi zaman da başıboş!
Şimdi perdelerle kuşatılmış bu kentte akşam olmak üzereydi.
Gizlenecek saklanacak herşeyin ortaya döküleceği bir zaman dilimi başlıyordu.
Gün çekiyordu kendini ihtişamla.
Çekiyordu çekmesinde de dört bir yan kocaman duvarlarla örülmüş gibiydi adeta!
Göz gözü görmeyecek derecede sis çökmüştü derinlere!
Bu sis yakıcıydı.
Duygulara işliyordu bazen.
Bazen de kurtarıcıydı.
Örtüyordu binbir çirkinliği, kötülüğü!
Yaraları sarar gibi sarıyordu sayısız bedeni!
Derinlerde bir yerlerde çığlıklar kopuyordu.
Gün sessizce ama emin adımlarla, acımadan bırakıyordu meydanı geceye!
Aslında hayatta öylesine olmamalıydı hiç birşey.
Sessiz olunabilirdi.
Fakat silik asla.
Bu yüzden ‘sis’ kalkmalıydı üzerimizden.
Birşeyleri olduğundan daha farklı göstermek karnımızı doyurmazdı.
Hele hele kurtarmazdı bizi ‘acı’ denilen sözcüğün yaşatacaklarından.
Derinlerde yüzmemeliydik.
Göstermeliydik kendimizi; kaçmadan, saklanmadan!
Bu sis kalkmalı şehrin üzerinden.
Perdeler çekilmeli!
Tüm çıplaklığıyla yaşanmalı acı, hüzün ve hazan!
Mutlu anlarımızdaki içtenliğimiz gibi olmalı herşey.
Birşeylerin ardına sığınmadan!
Yüreklice...
Karanlık ilacımız olmamalı.
Zaten derman olamaz yalnızlık.
Aydınlığın başıboşluğunda savrulmalıyız tüm çıplaklığımızla.
Savrulmalıyız ki acılarımız bir bir dökülsün üzerimizden.
Hayatın anlamını günün ilk ışıklarınmda belirlemeliyiz.
Korkmadan, sakınmadan, usanıp sıkılmadan!
Bir ağacın gölgesinde oturup soluklanabilirsiniz.
Lakin gölgeler altında yaşamaya asla izin vermemeliyiz.
Kendimiz olmaktan çıkmamalıyız.
Hadi çekin perdeleri bir bir...
Ne duruyorsunuz.
Kaldırın bu sisi kendi gökkubbenizden!
Çıplaklığa bürünün.
Aydınlığın başıboşluğunda savrulun!
|