|
Karşı dağın yamacında durdu.
Öylece bakındı etrafına.
Sarp bir kayanın üzerine oturdu.
Bir şarkı mırıldanır gibi oldu...
Sonra vazgeçti.
İçinden hiç bir şey gelmiyordu.
Aklından kayda değer bir şey de geçmiyordu aynı zamanda.
Büyük bir kazanın içinde derin bir eko gibi sağa sola çarpıyordu!
Tuhaf bir şeyler oluyordu hayatında.
Dünyasının eksenini yitirmek üzereydi.
Akşamlar olmuyordu, oldu mu bir türlü geçmiyordu.
Karşılarda her yan yeşilleniyordu!
Karşı dağda çiçekler açıyordu.
Sürüler geçiyordu.
Nafileydi bulunduğu noktada her şey.
Daha fazlasını istemiyordu.
Yaşamının yönünü değiştirmek istiyordu.
Ya da çıkmaz sokaktan kurtulmak...
Yeni yollara sapmak.
Ayağının basmadığı kaldırımlarda yürümek!
Duvarların rengini değiştirmek.
Gözlerini ufka açıyormuş gibi açmak istiyordu gezindiği kıyılarda!
Kıyılarını tanımak istiyordu.
Ama şimdi uzaklarda, derinlerde bir yerlerdeydi.
Karşı dağa bakarken bağrı yanıyordu adeta.
Duygu sömürüsü yapıyordu kimi zaman kendisine.
Yaptığının acındırma politikası olup olmadığını düşünüyordu zaman zaman...
Olsa ne yazardı ki!
Başıboş bırakılmıştı uzun süre...
Sahipsiz hissediyordu anılarını.
Ve treni kaçırdığını yineleyip duruyordu en mutlu anında!
Yakalayamadığına değil, kaçırdığına yeriniyordu.
İşte o anda gözlerinin ışığı sönüyordu.
Koyu bir karanlık!
Bu noktaya geldikten sonra tırmanışları boşa çıkıyordu.
Hep aynı çizgi üstünde yürüyor gibiydi.
Sayıları hiç artmıyordu.
Saymıyordu da zaten.
Saatler umurunda değildi.
Günler geçiyordu nasıl olsa...
Bakakalmak yetmiyordu!
Önünde büyük bir engel vardı.
Belki de aşılmayı bekleyen koca bir okyanus.
Ne karşı dağa varabiliyordu.
Ne de okyanusu geçebiliyordu.
İstiyordu ama istemek yetmiyordu bunları yapmaya!
Zarından sıyrılıp dışarıya çıkamıyordu.
Kabuğunu çatlatamamanın verdiği sıkıntı, uzun soluklu bir güvensizliğe dönüşüyordu.
Güven duygusundan yoksun oluşu, bir adım boyu yol kat edememesine neden oluyordu.
İlerleyemiyordu.
Çıkmaz sokakların mahkûmiyet halini yaşıyordu...
Gölge boyu yaşıyordu içindekileri!
Öyle bir hüzne yakalanmıştı ki, kurtulamıyordu.
Elleri kolları bağlanmıştı...
Gücünü toplayamıyordu.
İçindeki hüznü atamıyordu bir türlü...
Ağırlaştıkça ağırlaşıyordu gece!
Yalnızlığı iki misli çoğalıyordu.
Dut gibi sarhoşluğu artıyordu.
Şimdi dağın yamacında sarp bir kayanın üzerinde gölge gibi varla yok arasında nefes alıyor.
Tek çıkar yol karamsarlıkla örülmüş hayatını gölgelerden kurtarmak.
Bunun için yapacağı tek şey yolunu değiştirmek.
Yolun sonunda yeni bir hayat başlayabilir elbet!
|