|
İngiltere'de Ekim ayı "Black History Month" yani Afrika kökenli siyahların tarihini hatırlama, öğrenme ve bu tarihe katkıda bulunanları anma ayı olarak kutlanır. Her yıl Ekim ayı boyunca hangi ırktan, hangi ulustan olursa olsun tüm Londra’lılar bu ülkede yaşayan siyahların tarihi hakkında bilgilenme şansına sahip oluyor. Televizyonlarda siyahların tarihini anlatan belgeseller, filmler gösteriliyor. Gazetelerde onların tarihiyle ilgili hikayeler yazılıyor. Müzelerde, yerel belediyelerin kütüphanelerinde özel anmalar düzenleniyor, Malcom X’in, Martin Luther King’in konuşmaları dinletiliyor.
İngilizler her yıl Ekim ayında, yüzlerce yıl köleleştirdikleri bu halka kendilerini affettirmek için uğraşırken, ataları yüzlerce yıl köle olarak çalıştırılmış bu halkın çocuklarının yüzlerine baktığınızda ise yoksulluğun, ezilmişliğin ve yüreklere çökmüş bir öfkenin izlerini kolayca görebilirsiniz.
Ekim ayı Black History Month, siyah halkların yaşadıklarına, yaşamak zorunda bırakıldıklarına saygı ayıdır. Bernie Grant’ta İngiltere’de bu saygıyı hak eden önemli siyah liderlerdendir. Modern dönemlerin bu karizmatik siyah lideriyle yıllar önce Tottenham’da Broadwater olarak bilinen belediye evlerinin olduğu bölgede yapılan bir festivalde kısa bir sohbet şansım olmuştu. Bana İngiltere’deki Türkiyeli göçmenleri, 1960’lı yıllardaki Siyahların durumuna benzetmiş ve “Türkiyeli göçmenler de, Asyalılar da, diğerleri de bizler gibi bu ülkede kurban olmuştur” demişti. Grant, 1944 yılında Guyana’da doğmuştu. 1963’de İngiltere’ye gelerek İngiliz Demiryolları’nda çalıştı. 40 yıl boyunca ırklar arası sosyal adalet, azınlık hakları ve eşitlik için kampanyalar yürüttü ve tüm yaşamını bu uğurda adadı. ’Siyah Sendika Dayanışma Hareketi’ kurucularından olan Grant, yıllarca Haringey Belediyesi’nde yerel meclis üyesi olarak çalıştı ve 1987 yılında meclise seçilen ilk siyah milletvekillerinden biri oldu. Yürekli bir politik aktivist olan Grant, bir parlamento açılış seremonisine geleneksel Afrika giysileriyle katılarak başta Kraliçe olmak üzere herkesi şaşkınlığa uğratacak kadar cüretkardı. 1985 yılında yaşanan ‘Broadwater Farm İsyanı’nda meslektaşlarının tepkisine rağmen, polisin saldırısına karşı kendi halkının yanında saf tutarak, siyahların büyük takdirini kazanan Grant, İngiltere hükümetinin Afrika ve Karayip Adaları’na dönmek isteyen Siyahlara en az 100 bin Sterlin kefalet ödemesi gerektiğini savunuyordu. Grnat, Nisan 2000 tarihinde kalp krizi sonucu öldüğünde cenazesinin ardından onbinlerce kişi yürümüştü…
Siyahların tarihi deyince tabii akla kölelik geliyor hemen. Afrika’dan Avrupa’ya köle ticaretinin büyük bir kısmı, İngiliz donanmasının koruması altındaki İngiliz tacirleri tarafından yapıldı. Ünlü Marksist tarihçi Eric Hobsbawm'ın yazdığına göre, "1780'lerin başlarında Afrika kıtasından çıkan kölelerin yarıdan fazlası ki bu rakam Fransızların aldığı kölelerin yaklaşık iki katıdır, İngiliz köle tüccarlarına kar sağlamaktaydı". İngiltere’de köle ticaretinin yasaklandığı tarih 1807'ydi. Ticareti yasaklanmıştı ama kölecilik hala devam ediyordu. İngiliz sömürgelerinde kölecilik 1833 yılına kadar sürdü. Avrupa gemileri, Fransız Batı Hint Adaları'na 1848 yılına kadar köle taşımaya devam etti. Portekiz, Hollanda ve İspanya ise köle ticaretine ve köleciliğe bir süre daha devam etti. Köleciliğin Amerika'daki hikayesi ise bir iç savaşla (1861-65) kanlı bir süreci getirdi. Ancak pratik hayatta köle ticareti ve kölecilik 1880'lere kadar devam etti. Batılılar yasakladıkları döneme kadar Afrika’dan yaklaşık dört milyon köle taşıdılar…
İnsanlığın en büyük utancı olarak tarihe geçen bu ticaretten en büyük payı ise Avrupalı köle tacirleri kazanmıştı. Batılı tacirler, kara Afrika’ya köle ticaretine karşılık hiçbir pazarda rekabet şansı olmayan kalitesiz Avrupa mallarını götürüyor ve bu şekilde Avrupa'da üretimin gelişmesine önemli oranda bir katkı sağlıyorlardı.
Günümüz Avrupa'sının en büyük banka ve sigorta kuruluşlarından bazılarının ilk sermayelerini köle ticareti sayesinde kazanmış oldukları bilinen bir gerçek. İngiltere’de sanayi devrimine giden süreçte, köle ticaretinin katkısı büyük olmuş ve İngiltere’nin en büyük liman ve sanayi kentleri olan Glasgow, Liverpool, Bristol ve Manchester tüm gelişimini köle ticaretine borçludur. Amerika ise zaten ülke olarak tamamen köleciliğin ve sömürgeciliğin bir ürünüydü.
İngiltere’de köleliğin 1833'te kaldırılmasıyla ayrımcılık ve ırkçılık sona ermedi. siyahlar, okullarda, otobüslerde, lokantalarda, hapishanelerde hep ayrımcılıkla karşı karşıya kaldı. Uzun yıllar sosyal hizmetleri kullanmaları engellendi. İş ve eğitim olanaklarından beyazlar ölçüsünden yararlanamadılar. Sonuç olarak siyahlar arasında yoksulluk arttı. Suç oranı çoğaldı. Hatta işlemedikleri suçlardan bile onlar sorumlu tutuldu. Siyahlar bugun hala ekonomik, kültürel ve siyasal açıdan beyaz İngiliz’lerden çok geri konumdalar.
|