29 Ağustos 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
ICAD: "Sadece Ergenekon'u Değil, Devlet Yapımı Kontrgerillayı Dağıtın"
Londra’da İran karşıtı eylemler devam ediyor
Pegasus ile haftada 5 uçuş!
“Kaliteli muhasebecilik bizim işimiz”
Hayat TV geri döndü
Sorunların çözümü için destek sözü
Hackney’e yeni toplum merkez
Haringey’de polise internetten ulaşabilirsiniz
Dursun Karataş öldü
Ölüm saçan tersane

YORUMLANANLAR
Kıbrıslı Türklerin Londra'daki tarihi mahkemede gitti! [1]
Eğitim eşitsizliği dargelirliler aleyhine artıyor [1]
Döven dövene [1]
Erkeklerin Kadınlardan Ricasıdır [2]
200 bin sığınmacıya af! [1]



Altı günde adanın kaderi değişti...

Hasan HASTÜRER
hasturer@kibris.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   17 Temmuz 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bazı tarihler vardır ülkelerin yaşamında ciddi anlamda kilometre taşıdır.

Kıbrıs’ın tarihinde böyle tarihler az değildir.

15 Temmuz ve ardından 20 Temmuz 1974, Kıbrıs’ın tarihinde çok şeyi değiştiren, pek çok taşı yerinden oynatan ve sonuçları yeni sayfalar açan iki önemli tarihtir.

Bir düşünüyorum 1974’ün üzerinden tam otuz dört geçmiş. Dile kolay otuz dört yıl. 15-16-17-18-19 ve 20 Temmuz... Öncesi ve sonrası bir yana toplam altı günde yaşananlar adanın kaderini değiştirdi...

1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğu zaman dokuz yaşında bir çocuktum. İngilizlerin gidişi ve ardından Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan anı dağarcığımda hiçbir ciddi iz yok.

*       *       *

Kıbrıs Cumhuriyeti, anayasal kimliğine uygun olarak sadece üç yıl yaşayabildi.

Her iki toplumun liderli tarafından da engellenmeyen hatta desteklenen fanatik unsurları, bildikleri yolda örgütlenmeye ve silahlanmaya devam ediyordu.

Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ortak bir değer olarak sahip çıkmak yerine bir yanda EOKA öte yanda TMT silahlanmaya devam ediyordu.

1963 Aralık başlarında beklenen silahlı çatışma, 21 Aralık 1963 akşamı yaşandı.

O akşam yaşananlarla ada belki şimdiki gibi ikiye bölünmedi ama Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında duvarın ötesinde depremle oluşan kalıcı yarılmalar gibi büyük bir boşluk meydana geldi.

Lefkoşa işte o zaman ikiye bölündü. Yeşil Hat işte o zaman çizildi.

*         *        *

Kıbrıs Cumhuriyeti artık Rumların elindeydi.

Kıbrıs Türk resmi siyasetini yürütenler Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rumlaşmasına derinlikli tepki göstermedi o günlerde. Hatta tüm sıkıntı ve olumsuzluklarına karşılık Taksim’e giden bir yol olarak görüp memnun kaldılar.

Ancak Rum toplumunda, Kıbrıslı Türklerin dışlanması sonrası ellerinde kalan Kıbrıs  Cumhuriyeti’ni sahiplenme anlayışı ile tam tersi adayı Yunanistan’a bağlamak isteyen anlayış arasında her geçen gün gerginlik arttı.

Çok yaygın kabul gören ya da doğru kabul edilen iki anlayıştan biri oldubittiyle adanın Yunanistan’a bağlanması, öteki ise zamana bırakıp Türklerin erimesi sonrası sorunsuz bir birleşmeydi.

Türklerin erimesi, göç etmelerinin bir biçimde teşvik edilmesiyle olacaktı.

Makarios, ikinci yönteme daha yakın duruyordu.

Ancak Yunanistan’da darbe ve askeri cuntanın görev başına gelmesinin ardından Makarios’la,Yunan Cuntası arasında görüş ayrılıkları her geçen gün gözle görülür bir şekilde artmaya başladı.

Makarios ve onun gibi düşünenlere Kıbrıs adasında, bağımsız bir cumhuriyete sahip olmak daha sıcak gelmişti.

Bu anlayış Yunan Cuntası ve Kıbrıs’taki fanatik EOKA’cı unsurları rahatsız ediyordu.

Makarios artık Megalo İdea düşüncesi önünde bir engeldi. Ortadan kaldırılmalıydı.

Uzun süre kapalı kapılar ardında yaşanan gerginlik daha sonra su yüzüne çıktı.

Makarios’un yaşamı hedef alındı, planlar ve bu planlara uygun denemeler oldu.

Makarios’un öldürülmesi yani cumhurbaşkanına yönelik bir suikastla ciddi bir engel ortadan kalkacaktı. Olmadı, başarılamadı.

Temmuz ortalarına yaklaşırken Makarios’un yabancı bir televizyon kanalına verdiği demeçte adadaki Yunan askerlerinin adayı terk etmesini istediğini çok iyi anımsıyorum.

Kadın muhabir, “Ya gitmezlerse?” diye bir ikinci soru sorduğu zaman ise Makarios, “O zaman adada turist olarak kalırlar” gibi esprili bir yanıt vermişti.

Makarios olayı espri ile karşılamaya çalışsa da Yunan Cuntası ve Kıbrıs Rum toplumu içindeki uzantıları öyle yaklaşmıyordu. Sular mevsimin sıcaklığın paralel ısınmanın ötesinde kaynama noktasına yaklaşırken darbenin ayak sesleri de artık duyuluyordu.

*           *           *

15 Temmuz 1974’ü dün gibi anımsıyorum.

Sıcak Temmuz günlerinden biriydi.

O zaman Lefkoşa’nın Türk kesimi bugünküyle kıyaslandığı zaman çok küçüktü.

Şimdiki surlar için, Çağlayan bölgesi, Belediye evleri, Kumsal, Köşklüçiftlik, Ortaköy, Göçmenköy...

Kızılbaş, Yenişehir, K. Kaymaklı Şehitler Anıtı’nın alt kısmı Rum bölgesiydi.

O kapalı alan içinde 15 Temmuz günü tüm bakışlar güneye Rum kesimini yöneldi.

Rum kesiminde silah sesleri ve yüksel dumanlar vardı.

İlk ne olduğunu anlayamadı kimse. Ancak merak erken giderildi. Makarios’a karşı darbe yapılmıştı.

Güney Lefkoşa’daki başkanlık sarayı darbecilerin esas hedefiydi ve saldırı sırasında başkanlık sarayı alevler içinde kalmıştı.

Darbeciler hem dini hem de siyasi lider olan Makarios’u öldürmek istiyorlardı.

İlk haberler başarıp öldürdükleri yönündeydi. Ancak hala tartışılan bir biçimde Makarios, sarayından kaçıp en güçlü olduğu Baf’a ulaşmıştı.

Darbeciler öldü diye duyuru yaparken, Makarios, Baf’tan yayın yapan bir radyodan  “Elen Kıbrıs Rum halkına” ve bir anlamda dünya seslenip hayatta olduğunu duyurdu.

Makarios, İngiliz üslerini kullanarak adadan ayrıldı.

İngilizler, Makarios’un adadan ayrılmasına yardımcı olmasalardı neler olurdu?

Bu sorunun yanıtı net değil kuşkusuz. Ancak Makarios adada kalmış olsaydı, Rumlar arasında iç savaş nitelikli bir çatışma çok daha ciddi boyutta olabilirdi.

Darbeciler bir an önce Makarios’un yerine birini getirmek istiyordu. Köklü siyasi kimliklerin yapılan teklifleri kabul etmedikleri söylenir.

Sonuçta Nikos Samson, cumhurbaşkanı ilan edildi.

Darbecilerin Rum toplumu içinde Makariosçu ve solculara karşı sürdürdüğü katliamda öldürülenler sayısı, Türkiye’nin askeri müdahalesi sırasından ölenlerden fazla olma olasılığı çok yüksektir.

*        *         *

15 Temmuz 1974’teki darbe sırasında Cemal Toğan’ın sahibi olduğu Bozkurt gazetesinin spor servisinde genç bir gazeteciydim.

Girne Caddesindeki gazete binasında büyük hareketlilik olduğunu anımsıyorum.

İlk gün güneyden görüntü almada ciddi riskler vardı. Ancak Derbenin ikinci veya üçüncü günü Bilbay Eminoğlu’nun Lefkoşa’nın Rum kesimine geçerek çektiği fotoğraflar gazetenin tüm ön sayfasına yerleştirilerek okuyucularla buluşturuldu.   

O ortamda Rum kesimin geçmen gerçekten tehlikeliydi. Çünkü Rum tarafında ciddi bir otorite bunalımı vardı ve kim vurduya gitmek hiçtendi.

Ama gazeteciliğim merakı ile gençlik birleşince bir arkadaşımla Mağusa Kapısı’ndan motosikletle Rum tarafına geçip Baf Kapısı’na kadar ulaştık... Baf Kapısı yakınında haberleşmenin kalbi Telekomünikasyon Dairesi olduğu için olacak en çok asker orda vardı. Ve hayatımda ilk zırhlı aracı, tankı da yine orada görmüştüm.

Oradan Ermu sokağını kullanıp Türk tarafına geçerken açık olan kahvehanede durup, yaşlı sahibi ile kısa bir sohbet yaptık.

Kahveci yaşlı bizler ise gençlik yıllarının daha başında. Rum, “Ne olacak?” diye bize sordu. Hiç unutmuyorum, “Türkiye çıkarma yapacak” diye yanıtladım.

Bu yanıtı verirken bir bildiğim mi vardı? Hayır.

Olayı tüm yönleriyle değerlendirip böyle bir sonuca mı varmıştım? Hayır.

Resmen dilimin ucuna geldi ve söyledim. Ama sonuçta o oldu. Ve 1974 temmuzunun 15’inde yaşanana darbeden beş gün sonra Türkiye askeri müdahale hakkını kullanıp adaya çıkarma yaptı. Ve Kıbrıs’ta işin o gün yepyeni bir sayfa açıldı.

   479 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
28 Ağustos 2008, Perşembe   “Ya Taksim, Ya ölüm” el değiştirdi.....
13 Ağustos 2008, Çarşamba   Yüz değil, bin fırın ekmek da yetmez...
08 Ağustos 2008, Cuma   En kötü barış en iyi savaştan iyidir
31 Temmuz 2008, Perşembe   Bir yanda Kıbrıs görüşmeleri, öte yanda CTP’nin sancıları...
25 Temmuz 2008, Cuma   "Türkiyelileri ve Türkiye'yi en çok Denktaş seviyor"
03 Temmuz 2008, Perşembe   Görüşmelerde zor dönemeç...
26 Haziran 2008, Perşembe   İngiletere, Kıbrıs sorununa ne kadar taraftır?
19 Haziran 2008, Perşembe   Esas konuların etrafından tur atmakla olmuyor...
13 Haziran 2008, Cuma   CTP, şamar oğlanı olurken...
05 Haziran 2008, Perşembe   Hristofyas ve Rum tarafının sıkıntısı



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital