|
LEFKOŞA- Kıbrıs Türk insanının daha iyi gelecek için yurt dışında seçmek konumunda kaldığı en önemli adres Londra’dır. Londra yıllardır bu özelliğini koruyor.
Hatta zaman zaman Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türklerin sayısının Kıbrıs’taki Kıbrıslı Türklerden fazla olduğu da yazılıp, söylenir.
1974’e kadar Kıbrıs, geriye dönüş için pek düşünülmedi.
1974 pek çok konuda olduğu gibi göç konusunda da bir dönüm noktası oldu. 1974 sonrası, Kuzey Kıbrıs’tan Londra’ya göç olmadı mı? Mutlaka oldu ama geriye dönüşler de gündeme geldi.
Geriye dönüşle birlikte Kıbrıs’ta yatırım örnekleri de yaşanmaya başlandı. Başarılı olanlar oldu ama Kuzey Kıbrıs’ta umduğunu bulamayanlar daha çok oldu.
Kuzey Kıbrıs yatırım bakımından riskten öte tehlikeli bölge olarak görüldü.
Buna rağmen yılmadan deneme yapanlar var.
Mustafa Seyfi de bunlardan biri.
Bu hafta sizlerle politik konulardan kaçarak Mustafa Seyfi’nin şarapla ilgili yatırımına dokunmak istiyorum.
* * *
Ömer Gökçekuş, ismini duymuştum. Yatırım Geliştirme Ajansı’nın şekillenmesinde işin mutfağında en önemli katkıyı koyan isim olarak biliyordum.
Amerika Birleşik Devletleri’nin New Jersey eyaletinde bulunun Seton Hall Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi olan Doç Dr. Ömer Gökçekuş’la ilgili çok olumlu duyumlarım vardı.
Geçtiğimiz haftayı yavaş yavaş geride bırakırken Çarşamba günü Başaran Düzgün arkadaşım arayıp, “Ömer Hoca, birlikte Geçitköy’deki şarap üretim yerine gitmemizi istiyor” dedi.
Bir insanımızın elini taşın altına koyarak bir şeyler yapma çabasını yerinde göreceğimiz için ikilemsiz kabul ettim.
Yoğun bir programımız vardı, zamanı ayarladık, orada yaklaşık 45 dakika kalacaktık.
Perşembe günü on gibi Ömer Gökçekuş’u da alıp yola çıktık.
Geçen haftanın o en soğuk günlerinden biriydi. Hava soğuktu ama gökyüzü masmaviydi.
Yolumuz çok uzun değildi.
Ama Başaran Düzgün, Dikmen’den geçip Boğaz’dan Girne Dağlarının güney eteklerini izleyerek Geçitköy’e bizi ulaştıracak bir yolu tercih etti.
Hem yol aldık hem de Ömer Gökçekuş’u dinledik.
Dünya Bankası’na hazırladığı projeler nedeniyle Gökçekuş’un Dünya Bankasında çalıştığını sananlar çok.
Ben de öyle sananlardandım.
Dünyanın pek çok köşesi için şarap ekonomisi dahil projeler yapmış. O projeleri üretirken oraları deneyimle tanımış. Böylece bilgi ve pratik müthiş bir buluşma yaşıyor Ömer Gökçekuş’ta.
Yolun sonunda şarabı konuşacağımız için şarapla ilgili dünyalı bilgi sahibi olmak istiyoruz.
Bu satırların yazarı olarak sosyal sınırlar içinde alkol tüketicisiyim. Şarabı tadıp kalite bakımından yorum yapacak bir kültürüm yok.
Bazen lokantalarda şarabı önce benim tatmam istendiği zaman, anlamadığımı söylerim ısrar edilirse de ilk yudum alır, şöyle bir ağzımda gezdirir, uzaktan bakanların uzman sanacağı bir edayla da “Tamamdır” deyip başımı sallarım. Anlar sanılsam da anlamam. Ama sirke gibi şarabın iyi olmadığını da bilirim. Demek ki iyi şarabı bilmem ama kötü şarabı bilirim...
Ömer Hoca, yıllarca dünya şarap piyasasını İtalyan, Fransa ve İspanya’nı elinde olduğunu, daha sonra Florida’nın ciddi bir şekilde piyasan pay aldığını anlattı. Avustralya ve Güney Amerika da şarap piyasasına ciddi anlamda giren ülkeler.
Merak edip Türkiye’nin konumunu sordum. Türkiye henüz dünya şarap liginin oyuncusu değil.
Tarihten gelen şarap çağrışımına rağmen Kıbrıs da dünya çapında şarap üreticisi değil. Bu bilgiye rağmen Kıbrıs Rum tarafının şarabı turizmin bir parçası olarak sunduğu bilgisini de paylaştık bu arada.
* * *
Geçitköy’e yaklaşırken Mustafa Seyfi’ye telefonla ulaşıp tam yerini öğrenmek istedik. “Geçitköy’de kahveleri geçtikten sonra solda kamışlar var, onların hemen yanından içeri girin. Mandıralar var, onların yanında” diye tarihi aldık.
Denilen yerden içeri döndük ama Mustafa Seyfi’nin 25 dönümlük bağını ve şarap üretim yerini göremeden daha ileri gittik.
Telefonla rotamızı düzeltince adrese vardık.
Yamaç nitelikle yaklaşık 25 dönümlük arazide şaraplık üzüm bağı. Bir süre önce İtalya’ya gittiğimde Roma yakınlarında şarap üretimiyle ünlü bir bölgeyi gezip gözlem yapma şansım olmuştu. Oradaki sonsuz bağ alanlarıyla kıyasladığımız zaman Mustafa Seyfi’nin bağı küçük. Aynı şekilde tesisi de küçük. Ancak ülkemizde örneğinin olmayışını düşündüğümüz zaman Mustafa Seyfi’nin girişim cesareti çok anlamlı.
Yıllar önce Mehmetçik köyünde başarısız bir deneyim olmuştu.
Bazı içki fabrikalarımızdan piyasaya şarap sürülüyor. Ama şaraplar ithal. Kendi ülkemizin üzümünden üretilmiyor.
Mustafa Seyfi, yıllardır Londra’da ekmek kavgası veren bir kardeşimiz. Orada iyi de para kazanıyor. Kolayı seçse kazandığı parayı yan gelip yatarak yer. O biraz da macera tüten bir yolculuğu seçti.
Londra’da lokantası var. Şarabı yıllarca servis yapmış.
35 yıldır İngiltere'de yaşayan Mustafa Seyfi, şarap merakı yüzünden Kuzey Kıbrıs’ta şarap üretim tesisi kurdu. "Chateau St. Hilarion" adıyla kaliteli şaraplar üretmesine karşın devletten bugüne kadar ciddi anlamda hiçbir destek almadı. Seyfi'ye göre, Şarap, ülkeye turist getiren bir ürün.
2000 yılında üretime başladığını ve ilk şarabı 2004'de piyasaya sunduğunu anlatan Mustafa Seyfi, ürettiği ilk şarabı İngiltere'ye ünlü şarap uzmanı ve yazar olmasının yanında "The Association of wine Educators"un kurucusu Profesör Keith Granger'e tattırdığını ve bu uzmanın kendisine, "Bin sene yaşasam bu şarabın Kıbrıs'tan çıkacağına inanmazdım" dediğini belirtti.
Mustafa Seyfi, şarabının özellikle Türkiye şaraplarından çok daha iyi olduğunu belirtip, “Geçitköy'de ürettiğimiz Chateau St. Hilarion şaraplarının kalitesine Türkiye'de üretilenler bile su dökemez" dedi.
Şu an için Mustaf Seyfi’nin yıllık üretim kapasitesi dört bin şişe dolayında. Bir kez tadanlar özellikle iyi şaraptan anlayanlar benzetme yerindeyse başka şarap içmiyor.
* * *
Ziyaretimizde bizlere de ikram etti. Çörek, hellim yiyip tattık farklı yılların şaraplarını... Şarapları sanki konuşuyordu. O da şaraplarıyla konuşuyor gibiydi...
Bizden bir insanın kaliteli bir ürün ortaya çıkarmasından ciddi anlamda mutlu oldum.
Bu satırları yazarken de konuştuk Mustafa Seyfi ile... Güzelyurt bölgesinde Aydınköy’de aldığı araziye yapacağı dikim için çubuklarını hazırlamakla meşgul olduğunu söyledi.
Mustafa Seyfi, şarap üretmenin ötesinde bir duyguyla çalışıyor. Anladım ki Mustafa Seyfi, ürettiği şaraplara aşık. Çabası aşkını ölümsüzleştirmek. Bağıran istekleri yok yetkililerden... Bence Mustafa Seyfi bağırmasa da ona yardım edilmeli. O zor ama toprakla bağı olan bir iş seçti. Projesini büyütmesi için yardım edildiği oranda ülkemiz kazanacak.
|