|
LEFKOŞA- Kıbrıs sorunuyla doğdum, Kıbrıs sorunuyla çocukluk ve gençlik yıllarım geride kaldı... Şair Cahit Sıtkı Tarancı, ünlü şiirinde, “Yaş otuz beş yolun yarısı eder” diyor. Eğer 35 yaş yolun yarısıysa yolun yarısını da çoktan geçmiş olmama rağmen Kıbrıs sorunu hala yaşamımızı törpülemeye devam ediyor.
Önceleri Kıbrıs sorunuyla ilgili yorumları dinleyenler arasındaydım.
Yaptığım işin doğal sonucu en az yirmi senedir de kamu oyu önünde Kıbrıs’ı konuşuyorum.
Geçtiğimiz hafta sonu Atina’da Türkiye, Yunanistan ve Güzey Kıbrıs’tan gazeteci arkadaşlarla gene Kıbrıs’ı konuştuk.
Sempozyumun ana konuşmacılarından biriydim. Kıbrıs’la bağlantılı ABD dış politikasını yorumladım. Daha doğrusu sorguladım.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Kıbrıs’taki İki Toplumlu Destek Programı tarafından Atina’da düzenlenen, “Atina Gazeteci Sempozyumu” nun ana programı iki gündü.
Uluslararası toplantıların yararına hep inandım.
Bugüne kadar zararını hiç görmedim dahası aklımdan bile geçirmedim.
Dünya hızla bütünleşiyor.
Bütünleşen dünyanın sorunları da kendine özgü bir şekilde bu bütünleşmeye ayak uyduruyor.
Artık dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan sorunlar tüm dünya insanlığını etkileyebiliyor.
Kıvılcım dünyanın bir köşesinde ortaya çıkarken yangının çok uzaklara kadar ulaşması çok kolay.
Doğrudan sıcak çatışma ulaşmasa bile ekonomik sonuçları ya da şu an aklıma gelmeyen öteki etkileri ulaşır.
Böyle olduğu içindir ki insanlar bir araya gelerek konuşmalı. Bu konuşmalarla düşünce ve niyetlerin anlaşılması kadar farklı düşüncelerin aynı ortamda seslendirilmesinin doğal etki avantajları da yakalanıyor.
* * *
Gazetecilerin doğrudan siyasi sorumluluğu yok.
Gazeteciler karar mekanizmasının parçası değil.
Ama gazeteciler kamu oyu oluşumunun en önemli aktörü. Sempozyumun açılışında konuşan ABD Atina Büyükelçiliği’nden Tom Contryman, “ Kamu oyu oluşturanların sorumluluğu çok büyük” derken çok önemli bir gerçeğin altını çiziyordu.
Dünya sıcak çatışmalarla bir şey kazanmadı.
Savaşın iyisi olmaz.
Sağlıkta koruyucu hekimlik gibi dünya barışı için de koruyucu barış anlayışını geliştirmek çok önemli.
Koruyu barış anlayışı için basının kamuoyunu çatışma noktalarına getirmek isteyenlerin değil yumuşatma isteyenlerin yanında olması gerekir.
Uluslararası toplantılar bu bağlamda öncelikle gazetecilerin buluşmasına zemin yaratır.
Kuşkusuz gazeteciler bir çırpıda birer barış meleği gibi hareket edemez. Her gazeteci kendi toplumunun parçasıdır.
İstenildiği kadar evrensel yaklaşımlar benimsensin sonuçta ortak amaç yerine herkes kendi ülke ya da toplum çıkarları için hareket önceliği sergilediği sürece size de kendi toplumsal çıkarlarınızı koruma görevi düşer.
Ancak toplumsal çıkar savunurken karşı tarafın çıkarlarına da saygı göstermeyi öğrenebilirseniz çatışmaya değil barış ve uyum içinde birlikte yaşam sürecine katkı koyarsınız.
* * *
Hiç kuşku yok her birey parçası olduğu toplumdan izler taşır. Bu izi en iyi ya da en geniş hangi meslek grubundan insanlar taşır?
Bu sorunun yanıtı kolay değil mutlaka.
Dahası genelleme yapmak çok da doğru değil. Ama Amerika Birleşik Devletleri’nin Kıbrıs’taki İki Toplumlu Destek Programı tarafından düzenlen , “Atina Gazeteci Sempozyumu” sırasındaki gözlemlerimin bende yarattığı sonuçlardan en önemlisi gazetecilerin toplumun aynası olmaya en yakın aday olduğudur.
* * *
Atina’daki sempozyumun yararı tartışılmaz.
Bizlere evrensel değeri olan bilgiler elde etme fırsatı sunulurken Kıbrıs’ın iki tarafı, Türkiye ve Yunanistan’dan gazetecilerin sunuşları ve sonrasındaki tartışma bölümleri gerçeklerle bizleri buluşturdu.
Bire bir söylenenleri buraya aktarmak istemem. Buna konulan bir yasak yok aslında. Ancak özele inerek konuları irdelemek yerine geneli yansıtmanın pozitif bir yaklaşım olduğuna inananlardanım.
Rum tarafından sunuş yapan arkadaşlarımızın yaklaşımdan öte kullandıkları terminoloji tabii ki bizleri rahatsız edicidir. Ancak en azından kendi adıma söyleyeyim, ben neredeyse hiç rahatsız olmadım.
Neden?
Sırf bizler memnun olalım ya da rahatsız olmayalım diye samimi yaklaşımlarını seslendirmeselerdi daha mı iyi olurdu?
Bu nedenle katılmadığım görüşleri de saygı ile dinledim. Onların da benim katılmadığım görüşlerime saygı göstermelerini bekledim.
İki günlük sempozyumun içeriği ve sempozyum dışı programlarda yaşananlar, sohbetlerde paylaşılanlar onlarca yazıya malzeme olacak zenginliktedir.
Kıyas yapmak ne kadar doğru olur bilemem. Ancak kendiliğinden Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumları bir tarafta, Türk ve Yunan gazetecileri ise öte tarafta kıyas ediyor insan.
Kıbrıs Türk toplumunda muhalif gazetecilik daha fazla mesafe aldı. Bizler konuşurken resmi politikayı daha kolay eleştirebiliyoruz. Buna karşılık Rum tarafından gelen arkadaşların farklı düşünce içinde olsalar da resmi politikayı neredeyse hiç eleştiremedikleri çok rahat fark ediliyor.
Halbuki resmi politikaya mesafe koymadan gerçek anlamda gazetecilik yapmak olası değil.
Kıbrıslı Türk ve Rum gazeteciler, barış ve çözüm sürecine katkı koymak istiyorsa bir yolunu bulup resmi politikanın etkisinden kurtulmayı başarması gerekir. Aksi halde gazeteciler, resmi politikanın gazeteci kılığındaki parçalarından öteye gidemeyecek.
* * *
Atina’da bulunduğumuz süre içinde, Yunanistan’ın en çok satan günlük gazetesi To Vima’yı da ziyaret edip gazetenin iki editörü Yiannis Kartalis ve Yiannis Pretenteris ile bir saate yakın konuştuk.
Gazeteciler bir araya geldi mi herkes o buluşmadan bir şeyler elde etmek ister. Her gazetecinin önceliği ve beklentisi farklı olabilir doğal olarak.
Kartalis’in tanımlamasıyla To Vima, sağda olmayan, merkezde,hatta merkezin solunda çizgiye sahip bir gazetede.
Seçim dönemlerinde açıkça olmasa da PASOK’a destek veriliyor.
Merak edip soruyorum: “Kıbrıs sorunu Türkiye kamuoyu için milli olarak niteleniyor. Yunanlılar için de Kıbrıs Milli Dava mı?”
Yanıt çok açık: “ Kıbrıs sorunu Yunanlılar için de milli dava. Ancak elli yıllık Kıbrıs sorunu Yunan kamuoyunu yordu. Kıbrısla ilgili gelişmeler ve haberler okuyucunun ilgisini çekmiyor.”
Kıbrıs sorununun Yunanlıları usandırdığı zaten sokakta insanlarla konuşulduğu zaman da fark ediliyor.
Yapılan konuşmaları şöyle bir derlediğiniz zaman şu sonuçta ortaya çıkıyor. Yunanis’tan Kıbrıs’ın AB üyeliğinden sonra oldukça rahatladı. Kıbrıs’ın AB üyeliği ile Rum tarafının Atina’dan öte tüm AB başkentlerinin destek ve koruması altında olduğuna inanılıyor.
* * *
To Vima’daki sohbette bir de şu yargı çok netti.
Türkiye’nin AB üyeliği yolunda yaşadığı sorunlar ve zorluklarla Kuzey Kıbrıs aynı potada değil.
Sohbet bu noktaya geldiğinde Yunanlı gazeteci dostlarımız Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliği ile maçı kazandığını vurguladı. Tabii hemen akla Annan Planı ile ilgili Türk tarafının EVET diyerek attığı gol akla geldi. Milliyet yazarlarından Semih İdiz o noktada çok doğru bir saptama yaptı: “Türk tarafı Annan Planı’na EVET diyerek gol attı ama o gol Kopenhag’da tarihi hatayla maç bittikten sonra atılmış bir goldü ve soncu etkilemedi.”
|