|
LEFKOŞA- Dün sabah SİM FM Radyosundan aradılar.
Konu bildik konu. Türkiye ile ilgili ilerleme raporu. Sabah saatleri rapor henüz açıklanmamıştı.
Genel yaklaşımları ortaya koymanın ötesinde seçenek yok tabii.
Ama bir noktanın altını çizdim.
Avrupa Birliği’nde kolay kolay iplerin kopmasına izin verilmez, hatta hiç verilmez.
Taraflar anlaşmanın uzlaşmanın en uzağında olsa bile, daha kötüye gitmeyip, daha iyiyi bulma konusundaki buluşma iplerin kopmasının önüne geçer.
* * *
Türkiye-AB ilişkilerinde tren kazası olmaz.
Dün olmadı, Aralık ayında da olmayacak.
Neden olmayacak?
Çünkü, Türkiye – AB ilişkilerinde iplerin kopmasına, tren kazası olmasına neden olabilecek kadar yol ayırımına gelinmedi.
Dün ajanslara geçen bir haber vardı. Fransa, Türkiye’nin AB üyeliğinin günü geldiği zaman tüm üye ülkelerde referanduma sunulmasını önermiş. Haberi kulislere sızdıran kaynaklar Fransa’nın önerisinin 22 oyla reddedildiğini seslendirdi.
* * *
Finlandiya’nın seslendirmeye çalıştığı ancak ileriye gitmeyen önerilerinin, Kıbrıs sorununun çözümüne ne kadar doğrudan etki yapmaya yöneliktir?
Mesele buradadır.
Helsinki’deki buluşma gerçekleşmedi.
Neden?
Finlandiya Dışişleri Bakanı’na göre tarafların şekle yönelik tavırları görüşmeye engel oldu.
Bu ifade bir yere kadar doğru. Ama şekle yönelik bu itiraz tarafların masaya oturma düzeniyle ilgili değildi.
Finlandiya, önerilerini görüşmek üzere Helsinki’ye Türkiye, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarını çağırdı.
Doğal olarak Ankara ve Kuzey Lefkoşa, Kıbrıs sorunuyla ilgili dördüncü taraf olan Yunanistan’ın nerede olduğunu sordu.
Yanıt oldukça kısaydı. “Bu konu Yunanistan’ı ilgilendirmiyor.”
Yani, Papadopulos, önerileri Türkiye ve bir anlamda Türkiye heyetindeki Kıbrıs Türk tarafıyla görüşecekti.
Bu görüşmede Kıbrıs sorununun çözümünden ziyade mevcut durumun devamında Papdopulos’un istediği kanala görüşme şeklini sokmaktı.
* * *
Yazımın başlığı “ Tren kazası olsa ne yazar, olmasa ne yazar...”
İçtenlikle belirteyim, Türkiye-AB ilişkilerinde yol kazası, tren kazası adı her neyse olacak kaza arttık çok umurumda değil. Hatta hiç umurumda değil.
Kıbrıs Türk tarafı olarak sahnenin oldukça dışına kaydık.
Bizi doğrudan ilgilendiren Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüyle ilgili hiç bir etkinliğimiz yok.
Belki daha da önemlisi Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü gündemde değil. Ve görünen o ki önümüzdeki birkaç yıl içinde de ciddi anlamda bir hareketlilik beklenmiyor.
Peki biz bu durumda oturup bekleyecek miyiz?
İşte yanıtı en önemli soru budur.
Bugün için Ankara, Atina ve Güney Lefkoşa’nın Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili hiç acelesi yoktur.
Atina neredeyse Kıbrıs sorunuyla ilgili hiç ilgilenmiyor. Kıbrıs Rum tarafı ihtiyaç duyduğu zaman Kıbrıs Rum tarafının yanında ya da arkasında duruyor.
Papadopulos, Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki “işgalini” sulandıracak hiç bir değişimi istemez. 2008’deki Başkanlık seçimlerine, “HAYIR dedik ama hiç bir şey kaybetmedik” propagandasıyla girmeyi hedefledi.
Ankara’daki AKP İktidarı, “Kıbrıs’ta taviz verildi” yönünde karşı propagandayı malzeme vermeyi asla istemez. Bunun içinde Kıbrıs’ta bırakın taşların yerinden oynamasını, yaprak gımıldamasını bile istemez.
Türkiye’de kamu oyu yoklamaları AB’ya duyulan güven ya da AB yönündeki desteğin %37 dolaylarına gerilediğini gösteriyor. Bu durumda hiç bir parti AB ağırlıklı, AB’yi savunan bir politika ile seçime girmez. AKP, bir önceki seçimdeki kadar AB’yi savunmayacak, eş zamanlı olarak Kıbrıs konusunda da şahinleşecek.
* * *
İşte tam bu noktada KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a ve CTP’ye çok önemli bir görev düşmektedir. Kıbrıs Türk tarafı dışındaki doğrudan unsurların Kıbrıs sorununu uyutmalarına izin vermemek.
Mehmet Ali Talat, “Parça parça çözüm olmaz” dedi. Bu bir yere kadar doğrudur. Eğer bütünlüklü çözüm en az on beş sene uzaktaysa, parça parça çözüm yoluyla, bütünlüklü çözüme katkı koyacak adımlarla bütünlüklü çözümü daha yakınlara çekmeyi başarmanın yolunu bulmak gerekir.
İster bütünlüklü çözüm aşamasında, isterse parça parça çözüm yaklaşımıyla her koşul altında bir al-ver süreci yaşanacak.
Rum Maraşı istiyorsa, Maraş’a karşılık ne istediğimizi bilir ve masaya koyarsak hiç bir şey kaybedilmez.
Bütün mesele ne istemediğimizi değil ne istediğimizi öncelikle bilmektir. Ne istediğimizi bütün ya da parça para bildiğimiz an sorununun çok büyük kısmı aşılmış olur.
|