2 Aralık 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [2]
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]



Rum toplumunda sorgulayan seslerin önemi

Hasan HASTÜRER
hasturer@kibris.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   29 Eylül 2006, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazılarımda her zaman özen gösterdiğim noktalardan biri Rum tarafına yönelik genellemeci yaklaşım içinde olmamaktır.

Dahası yanlışları ve düşmanlıkları asla kalıcı kabul etmem.

Ancak bunca hatanın yaşandığı Kıbrıs adasında toplumların kendi özeleştirilerini yapma anlamına gelen sorgulamalarının öneminin altını çizmek isterim.

*             *          *

Geçtiğimiz günlerde EDİ Genel Başkanı Mihalis Papapetru ile dost sohbeti ortamından bulundum. Aynı ortamda AKEL’in efsanevi Genel Sekreteri rahmetli Ezekias

Papapetru, AKEL kökenli bir politikacı. Ama yıllar önce yollarını AKEL ile ayırmış. Güneydeki resmi politikayı ciddi anlamda eleştirirken en büyük kaygısı mevcut görünüm içinde zamanın TAKSİM yönünde çalıştığı.

*           *         *

Nikos Rolandis, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Dışişleri Bakanlığı yapmış biri.

Alithia Gazetesinde yayımlanan yorumunun önemli bölümünü sizlerle paylaşmak istedim.

Rum tarafında ayağı yer basan, deneyimli bir kişinin bakış açısı bakımından oldukça önemli bulduğum için bu haftaki yazımın çok geniş bir bölümünü Rolandis’in görüşlerine ayırmayı yararlı buldum.

*           *        *

“ ... 1978 yılında Dışişleri Bakanlığını devraldıktan kısa bir süre sonra, uluslar arası arenayı ve neredeyse her yerde hakim olan siyasi anlayışı da öğrenmemin ardından, bir basın toplantısında yaptığım açıklamada, ‘BM kararları karşılıksız çekleri teşkil etmektedir’ dedim.

Yukarıdaki açıklama o zamanlar büyük bir karmaşaya neden olmuştu, ancak doğruydu. Güçlü ülkeler her yerde, uluslar arası hukuk doğrultusunda değil de, kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyorlardı ve bugün hala bu şekilde hareket ediyorlar. Ancak, küçük ve zayıf olan, kararların coşkulu inananları olan bizlerin,  ‘henüz daha horoz ötmeden’ gelecekte bu kararları reddedeceğimizi hiç ummazdım ve tahmin etmemiştim. Güvenlik Konseyi’nin oybirliği ile alınan 1475 sayılı kararı bunun son örneğidir. Bu karar, kesin bir şekilde Annan Planını destekliyor ve biz bu planı reddettik. Bu şekilde biz kendimiz karşılıksız bir çek daha yarattık, öte yandan buna paralel olarak ikiyüzlü bir şekilde ve ne söylediğimizi bilmeden, Kıbrıs sorununun kararlar temelinde (bizim ihlal ettiğimiz) çözülmesini talep ediyor ve başkalarını bu kararlara bağlı kalmaya davet ediyoruz!  Annan Planının desteklendiği Avrupa Konseyi (12 Aralık 2003) ve Avrupa Meclisi kararlarını da aynı şekilde ihlal ettik.

Bugün iktidarda olanlar da iki buçuk yıl önce, halkı beyin yıkama yoluyla (AKEL bu şekilde suçluyordu) planı reddetmeye sürükledikleri zaman Kıbrıs halkına karşılıksız çek vermişlerdi. Halka en erken zamanda, hem de Avrupai olacak bir çözüm sözü verdiler.  Malların iade edileceğine dair söz verdiler.  ‘Evet’ yanıtını altı ay içinde çimentolaştıracak ‘hayır’ sözü verdiler. Avrupa kimliğimizin değerlendirileceğine ve Genel Sekreterin Planından daha  iyi çözüm şartları olacağına dair söz verdiler.

Ancak bunun yerine halkı, bölünmenin kucağına sürüklediler. Kuzeydeki Kıbrıs Rum mallarının yüz milyonlarca lira değerinde yeni binalarla dolmasına izin verdiler (kısa süre önce işgal altındaki kuzeyi ziyaret ettiğim zaman, son 2-3 yıl içinde yapılan ve aşamalı olarak bütün kullanılmayan arazileri kapsayan büyük inşaat faaliyetleri karşısında dilim tutuldu ve bir zaman eğer çözüm bulunursa geriye ne kalacağını, göçmenlerin ne bulacağını, yaratılan muazzam çıkarların kimin, ne zaman ve nasıl  etrafından dolaşacağını kendi kendime sordum). Retçilikleri ile Adaya daha fazla yerleşiğin gelmesine katkıda bulundular. Bizi önemli karar alma merkezlerinden tecrit ettiler. Kıbrıs Türk ‘devletinin’ mevcudiyetini güçlendirdiler (örnek Talat’ın Pakistan’a yaptığı resmi ziyaret). Son olarak sorunumuzu bitmek bilmeyen bir ‘ön hazırlığın’  ve ünlü teknik komitelerin etrafında havada sallanan trajik bir oyuna dönüştürdüler. Sanki açıkça siyasi olan 50 yıllık bir sorun, teknik yollarla çözülebilirmiş gibi…

... Her ne kadar suni rahatlık aldatıcı olsa da, kötülüğün kökü içten içe yanıyor. Kötülüğün kökü üç kelime ile özetlenmektedir: ‘İktidara yönelik tutku’. İktidara yönelik bu tutku ve belediye seçimlerine ilişkin son görüşmelerde izin verilemez boyutlara, utanç verici noktaya kadar ulaşan ganimetleri, bu ülkeyi aşamalı olarak yiyen tahta kurdudur.

Antik çağlarda yaşayan Yunanlı aydın Sokrates 2.500 yıl önce şöyle söylemişti: ‘Herkesin peşinde koştuğu iktidar, onu sevenlerde deliliğe neden olmaktadır. Sevgilisini mahveden arzulanan bir kadına benzemektedir’.

Ne yazık ki bizim durumumuzda, mahvolacak olan sadece sevgililer, yani üçlü ittifak değildir. Sonuç olarak onlarla birlikte tüm Kıbrıs da batacaktır.

İktidarda bulunan üçlü ittifak bataklığı içinde geriye kalan tek çıkış yolunun AKEL olduğunu düşünüyorum. Gerekli büyüklüğe ve rasyonel  tarihe sahip,  iki buçuk yıl önce basılan karşılıksız çeke güvenirlik kazandırmak amacıyla gereken siyasi cesareti en azından geçmişte gösteren bir parti… Kısa süre önce vaftiz edilen ve kucağında iktidarın tatlı, aldatıcı sireni ile hala uzlaşmazlığın kazanında duran, ancak 80 yıllık tarihinde temsil ettiklerini unutamayan ve silemeyen bir parti…

... AKEL’in tarihi lideri Ezakia Papayoannu’yu 1978 yılından vefat ettiği 1988 yılına kadar çok iyi tanıyordum. Gerek Kıbrıs’ta, gerekse yıllarca Kıbrıs’la ilgili kararlar alınmasını istediğimiz New York’ta onunla birçok kez bizzat konuştum. ‘İnanıyorum’ şeklindeki görüşlerinin bazılarına katılmasam da, Kıbrıs sorununun doğru çözüm ilkelerine bağlılığına saygı duyuyordum. Hiçbir materyalci isteği olmayan, azla yetinen bir insan… 1980’li yıllarda kardeşi öldüğü zaman, New York’a yeni varmıştık. Cumhurbaşkanı Kiprianu telefonda benden Papayoannu’ya bu bilgiyi vermemi rica etti. Biraz ağladı (onu ilk ve son kez ağlarken gördüm) ve benden onunla kalıp kalamayacağımı sordu. Bana hayatını en başından anlattı, geçirdiği çok zor yıllardan söz etti. Kardeşinin kendisine bıraktığı Limasol’daki arsayı (değeri çok artmıştı)  partiye bağışlamıştı. Aynı şeyi eşinin mal varlığıyla da yapmıştı.

Büyük bir partinin lideri olarak, gerekli esnekliği göstermekle ayırt ediliyordu, ancak bir noktaya kadar… Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak, kendi ilkeleri konusunda her zaman uzlaşmaz kalıyor, inandığı noktalarda kesinlikle taviz vermiyordu. Milliyetçiliğe tahammülü yoktu. Kıbrıs sorununda oyalama oyunlarına hiçbir şekilde tahammülü yoktu – bölünmenin kalıcılaşmasından korkuyordu. Cumhurbaşkanı Kiprianu bugün koalisyon hükümetinin hareket ettiği şekilde hareket etmeye başladığı zaman, Cumhurbaşkanını iki kez terk etti. Nisan 1980’de ve Aralık 1984’te. Kısacası önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKEL ne yapacak? Papayoannu’nun izinden mi gidecek yoksa Kıbrıs tamamıyla mahvolana kadar kolay iktidarın sevgilisi olarak mı kalacak? Dimitris Hristofyas, şu anki hükümetin Kıbrıs sorununu hiçbir zaman çözmeyeceğini biliyor, çünkü şu anki hükümet gerçek dışı ve yanlış parametrelerde hareket ediyor. Ayrıca sürekli olarak önemli konularda halkın beynini yıkadığını da biliyor. Nitekim bunu Nisan 2004’te kendisi şikayet etmişti. Bu beyin yıkama AKEL’i de aşındırmıştır. Tatlı ve insancıl Dimitris ne yapacak? O ve partisi Sirenlerin kayalıklarında mı kalacaklar, yoksa ayakları yere sağlam basan diğer siyasi güçlerle birlikte Kıbrıs’ın kurtuluşuna katkıda bulunarak, yeni bir Odyssea olarak  bu kayalıklardan kurtulacak mı? Kolay olmayan ve başarılabilmesi için, iktidarın sevgililerinin ve beyin yıkamanın yarattığı mitlerin ortadan kaldırılması gereken bir kurtuluş… Artık Dimitris’in de inandığı Tanrı’nın ona yolu göstermesi için dua ediyorum...”

   1520 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Bunun adı olsa olsa KKTC demokrasisi
22 Ekim 2008, Çarşamba   Kuzey Kıbrıs'tan çeşitleme
15 Ekim 2008, Çarşamba   Kıbrıs'ta görüşmleler devam etmesine ediyor da...
20 Eylül 2008, Cumartesi   Kıbrısımız adına, endişe duyuyorum, korkuyorum...
04 Eylül 2008, Perşembe   "Ne olacak bu Kıbrıs meselesi?" diye, diye...
28 Ağustos 2008, Perşembe   “Ya Taksim, Ya ölüm” el değiştirdi.....
13 Ağustos 2008, Çarşamba   Yüz değil, bin fırın ekmek da yetmez...
08 Ağustos 2008, Cuma   En kötü barış en iyi savaştan iyidir
31 Temmuz 2008, Perşembe   Bir yanda Kıbrıs görüşmeleri, öte yanda CTP’nin sancıları...
25 Temmuz 2008, Cuma   "Türkiyelileri ve Türkiye'yi en çok Denktaş seviyor"



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital