|
Bu ülke ne yazık ki Türkiye.
Generallerin, ülkenin hakimleri olarak her istedikleri zaman ve diledikleri konuda konuşabildiği, buna karşılık konuşan ve düşüncesini ifad edenlerin yargılandığı bir ülke Türkiye.
Bakın, Türkiye kaç gündür neleri tartışıyor?
Yazar Elif Şafak hakkında,Yeni Ceza Yasası’nın 301’inci maddesi uyarınca Türklüğü (!) aşağıladığı gerekçesiyle açılan davayı kaç hafta konuştuk? Sonunda Avrupa’nın baskısı ve davanın saçmalığı nedeniyle Elif Şafak beraat etti.
Buna rağmen konuştuğu, düşündüğünü bir biçimde ifade ettiği için 80 kadar yazar-çizer, düşünce insanının yine aynı 301’inci madde uyarınca yargılanmasına devam ediliyor.
İsteniyor ki insanlar konuşmasın, düşüncelerini ifade etmesin. Hele farklı düşünceler ve tabu ilan edilmiş meseleler hakkında konuşmasın, yazmasın.
Buna karşılık generallerin, yani bir anlamda tamayla o görevlere getirlmiş bürokratların konuşma özgürlükleri neredeyse sınırsız.
Generaller, memleketin hemen her meselesi hakkında konuşup, düşüncelerini ifade ediyorlar. Düşüncelerine uymadığını gördükleri konularda da hükümeti, bazı demokratik kurumları hatta Avrupa Birliği’nin organ ve yetkililerini eleştiri bombardımanına tutuyorlar.
Tabii iş sadece eleştiri ile kalsa yine iyi. bu eleştirilerin silahlı bürokrasinin en üst kademeleri tarafından yapılıyor olması, yani işin içinde silahlı kuvvetlerin bulunması işin rengini değiştiriyor.
Bu nedenle, ordunun siyasi hayat üzerindeki ağırlığı ve hatta geçmişteki açık ya da örtülü darbeler de hesaba katıldığında tahakkümü düşünülürse, bu açıklamaların Türkiye’de nasıl gergin bir hava yarattığı ve tedirginliğe yol açtığı daha iyi anlaşılır.
İşte Türkiye son iki yıldır böyle ortamda ve ‘diken üzerinde’ bulunuyor. Ne zaman demokratik anlamda bir gelişme söz konusu olsa insanların ileriye yönelik bazı umutları uç verse bu anti demokratik mekenizma çalışıyor ve generaller konuşuyor.
Konuşmalarında da sürekli rejime ilişkin uyarılar ve tehditler yer alıyor.
Kuşkusuz iktidardaki AKP Hükümeti’nin anti demokratik yaklaşımları ve özgürlükleri daraltmaktan, milliyetçiliğe prim vermekten, hatta oy kaygısı ile aşırı milliyetçiliğe yönelmekten fayda uman tavırları bu ortamı daha da gerginleştiriyor.
Bu ortamdan en fazla yararlan ise kuşkusuz askerler oluyor. Onlar bu sayede rejimin ve cumhuriyetin asıl sahibinin kendileri olduğunu bağıra bağıra ve Avrupa’ya da ilan ederek heykırmaktan hiç çekinmiyorlar.
Türkiye’nin gergin, diken üzerinde hali, Kürt meselesindeki kasıtlı çözümsüzlük ve PKK ile devam eden savaş, memleketin çözüm bekleyen acil sorunları askeleri hiç ilgilendirmiyor. Onlar, güçlerini pekiştirmek ve memleketin yönetimde ele geçirdikleri mevzileri ellerinden kaçırmamak için Türkiye’nin geleceğini ipotek ederek bir iktidar savaşı vermeyi tercih ediyorlar.
Türiye’nin bir kışla demokrasisi olduğunu dünyaya ilan ederek yapıyorlar bunu.
Son örneklere bakmak yeter. Ülke medyası günlerdir Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’un yaptığı konuşmayı tartışıyor. Aslında tartışmıyor da alkışlıyor demek daha doğru. Komutan’ın AKP’ye ve AB’ye nasıl sert çıktığına ilişkin methiyelerden geçilmiyor. Komutan, laiklik tanımının tartışmaya açılmasına karşı çıkıyor. Askereler, başka meselelerin de tartışılmasını istemiyor. Bunların sayısı o kadar fazla ki..
Komutan, rejim karşıtı olarak nitelendirdiği bazı faaliyetlere de dikkati çekerek, “TSK, ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuştur ve olmaya devam edecektir” diyor. Özeti şu:
“Biz ülkeninm haklim gücü olmayı sürdüreceğiz. Siyasete de her zaman müdahale edeceğiz. Çünkü rejim her zaman tehdit altında.”
Tabii içinde yaşadığımız dünyada Türkiye gibi önemli bir stratejik konumu olan ve AB’ye tam üye olmak isteyen bir ülkede nelerin olup bittiği ilgili ülkeler tarafından da yakından izleniyor. Bu çerçevede The Guardian da Komutan’ın konuşmasını değerlendirmiş. Ian Taylor imzalı yazıda söylenen özetle şu:
“General, ordunun siyasette rolü olduğunda ısrar ediyor” Gazete, Başbuğ’un “AB’ye meydan okuyarak Erdoğan hükümetini, askeri liderliğin hala kendisini Türkiye’nin laik anayasasının nihai hakemi olarak gördüğü konusunda uyardığı” görüşünde.
Yazar, “Kara Kuvvetleri Komutanı General İlker Başbuğ, AB’nin askerlerin siyasetin dışında kalmaları talebine meydan okuduğunu da” belirtiyor.
Kara Kuvvetleri Komutanı’nın konuşması bu kadar yankı yaparsa Genelkurmay Başkanı’nın konuşması ne yapmaz?
Yalnız bu konuşma henüz yapılmadı. Türkiye 2 Ekim’de yapılacak bu konuşmayı tartışıyor. Militarist medyamız şimdiden müjdeyi veriyor:
“Büyükanıt Paşa çok sert konuşacak. AKP’yi ve AB’yi hatta ABD’yi sert bir şekilde uyaracak” Köşe yazarları şimdiden yapılacak konuşmayı yorumluyorlar.
Üstelik Harp Akademileri’nin 2 Ekim’deki açılış töreninde yapılacak rutin olması gereken bir konuşma televizyonlardan naklen yayınlanacak.
Türkiye’nin demokrasisi işte böyle bir ‘kışla’ demokrasisi. Medyası da ‘kışla’dan canlı yayın yapmak için birbiriyle yarışan militarist bir medya.
Komutan, her zamanki malum tehditlere dikkati çekecekmiş. İrtica ve bölücülük.
Ben 50 yıldır bu lafları duyuyorum. Bu mujdelenecek bir şey mi?
Yazarların konuştukları, yazdıkları için hapiste ya da mahkeme kapılarında olduğu bir ülkede generallerin kışlalardaki konuşmaları naklen yayınlanıyor.
Demokrasiye bakın siz!...
|