|
LEFKOŞA- İngiltere, Kıbrıs sorununun
neresindedir?
İngiltere, Kıbrıs sorununa ne kadar
taraftır?
İngiltere’nin Kıbrıs sorununun
çözümüyle ilgili kendine biçtiği bir rol var mıdır?
Bu soruları daha da çoğaltmak
mümkün.
1878 – 1960 yılları arasında Kıbrıs,
İngiltere’nin bir sömürgesiydi. Gün geldi İngiltere, adada kendine eğemen üs
bölgesi ayırıp geriye kalan kısmını Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı olarak
Kıbrıslılara verdi.
Üsler bölgesi dışında İngiltere,
Türkiye ve Yunanistanla birlikte garantör ülke sıfatını da kazandı.
İşte o sıfatı nedeniyle
İngiltere’nin Kıbrısla ilgili görev ve sorumluluğu olduğu anımsatması yapılır
zaman zaman.
Ancak İngiltere’nin Kıbrıs sorununa
ilgisinin altında her zaman kendi çıkarları yattığı gerçeğini kimse inkar
edemez.
İngiltere’nin adanın bütünü
üzerindeki söz hakkı biteli yaklaşık yarım asır geçti. Ama İngiltere’nin bir
biçimde adada etkili olduğu kesin.
***
İngiliz Yüksek Komiseri Peter
Millet, Rum basınana verdiği demeçte Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
İngiltere ile Kıbrıs Cumhuriyeti'nin imzaladığı memoranduma tepkisini hem
haksız hem da abartılı bulduğunu söyledi.
Kıbrıs Türk basınında da yer alan O
demecin bir bölümü şöyle:
"... Bir soruya karşılık
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Güney Kıbrıs ile İngiltere arasında
imzalanan memoranduma koyduğu tepkinin haksız ve abartılı olduğunu iddia eden
Millet, 21 Mart ve 23 Mayıs anlaşmaları ile memorandumun içeriğinde çelişen
hiçbir şeyin bulunmadığını savundu.
Millet, " Kıbrıslı Türklerle
yaptığım tüm temaslarımda bir rol üstlenmeye devam edeceğimiz konusunda onlara
teminat vermeye çalışıyorum. Kendilerine iki taraftan birini desteklemediğimizi
ve aynı hedefleri paylaştığımızı anlatıyorum. Sanırım başarılı bir sona
ulaşabilmek için iki lider ve iki topluma yardımcı olmak için çalışabileceğimiz
teminatını verme yönünde daha çok çalışma gerekiyor" dedi."
* * *
İngiltere, Kıbrıs sorununu en iyi
bilen taraftır.
Dünden bugüne kendi çıkarlarına
bağlı bir Kıbrıs politikası izlemiştir, izlemeye devam etmektedir.
Tam bu noktada bir konunun altını
çizip yazıma devam edeceğim.
Kıbrıs Türk tarafı olarak bizim en
büyük talihsizliğimiz Türkiye'nin doğru dürüst bir Kıbrıs politikası olmaması
ve Kıbrıs Türk tarafının bu politikasızlığın kurbanı olmasıdır.
Senelerce Rauf Denktaş ve ekibinin
bundan hiç şikayeti olmadı. Olmadı, çünkü Kıbrıs Türk Rum tarafının ortaklığı
temelinde her türlü çözüm modeline karşıydılar.
Çok açık bir şekilde iddia ederim,
Annan Planı döneminde iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı
birleşik bir yeni Kıbrıs modelini Rauf Bey istediği gibi detaylandırarak yazıp
o plan referandum sunulsaydı, Denktaş ekibi gene HAYIR deycekti.
Şimdi durum aynı değil. Rumlarla
eşitlik temelinde, iki toplumlu, iki bölgeli çözüm isteyen bir siyasi kadro en
önemli görev noktalarındadır.
Dün, Rauf Bey ev ekibi, Rum tarafına
ayrıcalıklı davranılıp, Kıbrıs Türk tarafının dışlanmasından memnun bileydiler.
Bir protesto çatlatıp, yollarına
devam ederlerdi.
* * *
Nasıl oturursak oturalım ama doğru
konuşalım.
Son beş altı yıla kadar şu anda
siyasi sorumluluk taşıyan CTP kadroları dahil Kıbrıs Türk muhalefeti, Kıbrıs
sorununa verdikleri demeçler kadar taraftı.
Kıbrıs Türk tarafını devre dışı
bırakan davranışları Rauf Denktaş'ın hatalı politikaların sonucu görüp ciddi
tepkiye değer de bulunmadı.
Şimdi durum farklıdır.
Kıbrıs Türk tarafında çözüm için Rum
tarafından kat kat fazla istek vardır.
Referandumda somutlaşan bu isteğin
karşılıksızlığı insanımızı incitmektedir.
"Kıbrıs Cumhuriyeti
uluslararası kimliğe sahiptir. Yetkililerine ona göre muamele yapmak
zorundayız" yaklaşımını boynumuz bükük, söyleyecek çok sözümüz saklı
kalarak sineye çekeriz..
Görüşmeler devam ederken Rum
tarafına hiç bir şey yokmuş gibi davranmak, çözüm konusunda cılız olarak var
olan motivasyonlarını daha da aşağılara çekmektedir.
Bu yazdıklarımın sessiz çoğunluk
olarak nitelenebilen büyük kesimin görüşüyle örtüştüğü inancındayım.
* * *
Kıbrıs Türk tarafının çözümden ne
istediği ya da ne anladığı çok kolay anlaşılırdır.
Kıbrıs Türk insanının % 65 EVET
dediği Annan Planı'nın adından duyulan ürküntüye rağmen o planın özü, çözüm
için ortaya konulan temel ilkelerle buluşmaktadır.
Bu nedenle Kıbrıs Türk tarafının
batıdan ve özellikle Kıbrıs sorununu çok iyi bilen, geçmişten günümüze tarihi
hataları da olan İngiltere'den daha hassas, daha dengeli siyasi tavır isteme,
bekleme hakkı vardır.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rum
seçilmişlerine protokolün tüm gerekleri uygulanırken bizim seçilmişlerimize,
Kıbrıs Türk toplumunun temsilcileri statüsüyle hak ettikleri protokol
uygulanmazsa hepimiz bundan rahatsızlık duyarız.
* * *
Kıbrıs Cumhuriyeti, AB üyeliği dahil
tüm uluslararası statüsüne rağmen 1960 Anayasal kimliğine sahip değildir.
İngiltere, Kıbrıs Cumhuriyeti ile hiç bir sorunu olmayan bir ülkeyle memorandum
imzalar gibi memorandum imzalayamaz. Kıbrıs Cumhuriyeti ile memorandum
imzalarken çözümden yana bugünkü Kıbrıs Türk siyasi yapısı yok sayamaz.
Memorandumun içeriğinde şu ya da bu
yazılıdır. İçerikte ne yazıldığı memorandumun imzalanmasından çok sonra gelir.
Eğer İngiltere samimi ve çözüm
sürecine katkı koyma arzusundaysa iki tarafa eşit duruşunu bu konu çerçevesinde
de somutlaştırsın. Örneğin İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Talat'ı Londra'ya
davet etsin. Memorandumdan vazgeçtim, basının karşısına birlikte geçip Kıbrıs
sorununun çözümüne bakış açılarını anlatsın.
... İngiltere Yüksek Komiseri Peter
Millet, rahatsızlığın kaynağını bilmiyor mu? Bilmemesi olası mı. Benim
kestirmeden söylediklerimi mutlaka biliyor ama ülkesinin siyasi çıkarları ne
gerektirirse ona göre konuşuyor.
|