5 Eylül 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
DAÜ İngiltere’den gelen öğrencileri ağırlıyor
Tolga’nın filmi tartışma getirecek
Orhan Pamuk'un son romanı bir aşk masalı
Piraye’nin Sandığından Nazım’ın “Öteki Defterleri” Çıktı
İran’daki idamlara karşı protesto
Methanol found in counterfeit Spar brand vodka
Thousands celebrate Olympic Handover in Hackney
‘Beş Vakit’ İngiltere’de gösterime giriyor
KIBRIS'TA MÜZAKERE SÜRECİ RESMEN BAŞLADI
Eylem, gönülleri fethetti

YORUMLANANLAR
Kıbrıslı Türklerin Londra'daki tarihi mahkemede gitti! [1]
Eğitim eşitsizliği dargelirliler aleyhine artıyor [1]
Döven dövene [1]
Erkeklerin Kadınlardan Ricasıdır [2]
200 bin sığınmacıya af! [1]



Ergenekon iddianamesi: Ne reddetmek. Ne de çok şey beklemek gerek

Koray DÜZGÖREN
koray@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   17 Temmuz 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ergenekon iddianamesi nihayet yayınlandı ve hiçbir şey olmadı. Olması da söz konusu değildi aslında.

Kaldı ki bu açıklanan iddanamenin kendisi değildi. Sadece başsavcının davayla ilgili verdiği bilgileri içeriyordu.

Buna rağmen ortalıkta iddianameden sızan, sızdırılan, elde edilen bilgiler dolaşıyor.

Tarafların pozisyonları da aynı.

Doğan Grubu gazetelerinin başı çektiği ulusalcı kesim Ergenekon’u, ülkede artık ayyuka çıkmış darbe girişimlerini, emekli paşaların marifetlerini görmezden gelmeye devam ediyor.

Hükümet yanlısı ve bu Ergenekon meselesinde hükümetin yanında yer alan kesim  ise devlet içindeki Ergenekon çetesinin ortaya çıkarıldığını ve artık Türkiye’de darbeler, darbe girişimleri vb. döneminin kapandığını, bu davanın demokratikleşme yolunda çok önemli bir adım olduğunu söylemeye devam  ediyor.

Askerlerin, bu davaya ve bu davayla ilgili olarak bazı emekli askerlerin gözaltına alınmasına yeşil ışık yakıp yakmadıkları tartışmaları da sürüyor.

Bir kere hemen şunu söylemek gerekiyor.

Bu davaya Ergenekon adını vermek ve bu davayla devlet içindeki çetenin, daha doğrusu devletin bizzat çeteleşmesinin ortadan kaldırılacağını söylemek çok yanlış bir değerlendirme.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin başından, hatta Osmanlı İmparatorluğunun yıkılma sürecinden itibaren değerlendirirsek, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin illegal yollarla devleti ve ülkeyi ele geçirdiği tarihlerden başlarsak, Türkiye insanının başının bu devlet çetesi ile her zaman belada olduğunu görürüz.

Şimdi ayrıntılara girmeye gerek yok ama, bunları anlayabilmek için yazılı resmi tarihe değil, yazılmamış ya da sağda solda dağınık bilgi, anı vb. olarak bulunan tarihi gerçeklere göz atmak gerekiyor.

 

Bir de şu var tabii:

Türkiye insanı, hadi diyelim ki Cumhuriyet’ten bu yana, hep yalan yanlış bilgilerle şartlandırılmış, yönlendirilmiş ve aldatılmış olduğu için,  biri kalkıp de bazı olayların gerçeğini açıklasa bile ona kimse inanmıyor. Hatta belgeleri ortaya konulmuş olaylara bile kuşku ile yaklaşılıyor.

Söz gelimi, bu darbeci anlayışın Türkiye devletinin geleneğinde, özünde olduğunu söylemek ve Atatürk’e bile darbe yapıldığını, İsmet İnönü’nün askerin darbe tehdidi ile başbakan olduğunu, buna kimsenin kolay kolay inandıramadığını kaç kişi biliyor.

Bu nedenle şimdi de bir kesim insan ne generallerin darbe girişimi yaptığına, ne de geçmişte yapılan darbelerin de soruştulması gerektiğine inanıyor.

Dava da aslında böyle. Amaç belki yapılması istenen bir darbenin alt yapısının oluşturulması ile ilgili olabilir. Ama mesele devletin darbeci yapısının asıl Ergenekon denen yapının, anlayışın ortadan kaldırılması  elbette değil. 

İşin bu tarafına girebilmek için devletin alt üst edilmesi, bütün tabuların, dokunulmaz, değiştirilmez ilan edilen ilkelerin  ters yüz edilmesi, hatta Atatürkçülük anlayışının bile terkedilmesi gerekiyor.

Mesele, silahlı kuvvetlerdeki, adına Atatürkçülük denilen, ama aslında sivil siyaseti hiçe sayan, demokrasiye, özgürlüklere, insan haklarına  falan boş veren faşizan askeri eğitim anlayışının değiştirilmesi ve sivil yönetimlere, hukukun üstünlüğüne ve uluslararası insanı değerlere bağlı bir subay yetiştirme geleneğinin yerleştirilmesi için bu militarist ve darbeciliği zorunlu bir yol ve meşru bir hak olarak gören anlayışa son verilebilir mi?

Mesele bu.

Ergenekon aslında budur. Ve bu yapı değişmeden Türkiye belki klasik darbeler sürecini geride bırakabilir ama, askeri veseyat rejiminin olanakları, ayrıcalıkları ve gücü devam ettiği sürece Ergenekon denen yapı devam eder.

Zaten Ergenekon denen bu yapı olmasa Türkiye çoktan demokratik, meselelerini çözmüş ya da çözme yoluna girmiş, sözü dinlenen, saygın bir büyük devlet olabilirdi.

Oysa şimdi, sürekli darbe süreçleri içinde, krizler, bunalımlar, siyasi çözümsüzlüklerle boğuşan bir ülke görünümünde.

Bu nedenlerle ben, “Bu dava olsa olsa Ümraniye Çetesi Davası olabilir.” diyorum.

Tabii ülkede birçok melanetin, cinayetlerin, saldırıların sorumlusu olarak ortaya çıkarılan bu çete yapılanmasının silahlı kuvvetler ve bürokrasi içindeki bağlantılarının yandaşlarının da ortaya çıkarılmasını da çok arzu ediyorum.

Sürmekte olan bu davayı görmezden gelenleri de eleştiriyorum. Onların bir kısmının aslında bu çeteleşme içinde olduklarını da birçok kişi gibi ben de biliyorum.

Yalnız bu dava ile Türkiye’nin devlet çetesi denilen o yapıdan ve anlayıştan kurtulabileceğini söyleyenlere de katılmıyorum.

Bir emekli paşa ile Akın Birdal’ı öldürmeye çalışan bir katilin nasıl yanyana gelebildiğinin ortaya çıkarılmasını tabii çok istiyorum.

Bu çetenin Hrant Dink cinayetindeki ve diğer bazı siyasi cinayetlerdeki rolünün ortaya çıkarılabilmesini de çok arzu ediyorum.

Bu çetenin bazı elemanları ile silahlı kuvvetler içindeki yandaşlarının ilişkilerinin ortaya çıkmasını daha fazla arzu ediyorum.

Bu olabilir mi? Açık söylemek gerekirse bu konuda çok iyimser değilim. hatta hiç iyimser değilim. Silahlı kuvvetlerin böyle bir şeye izin vermesi henüz düşünülebilecek bir şey değil.

Ama, “Ne ortaya çıkarılabilirse kardır” diye düşünüyorum.

Bunun  içinde AKP’den birşey beklenmemesi gerektiğine de inanıyorum.

AKP’nin bu davayı ülkenin çetelerden arındırılması ve devletin çeteleşmiş yapısının değiştirilmesi adına desteklediği görüşlerine ise hiç katılmıyorum.

Hatta AKP’den demokrartikleşme adına herhangi bir adım da beklemiyorum.

Bunları ancak ülkenin demokrasi güçlerinin yapabileceğine inanıyorum.

Tam da bu toz dumanın ortasında, akla karanın birbirine karıştığı ortamda demokrasiyi daha fazla savunmak gerektiğine inandığımı belirtmek istiyorum.

   479 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
31 Temmuz 2008, Perşembe   Kapatma ve Ergenekon davaları devam ederken Güngören provakasyonu
25 Temmuz 2008, Cuma   Ergenekon ve parti içi despotizmden güç alan darbe heveslileri
03 Temmuz 2008, Perşembe   Toz duman arasında Sivas katliamını unutmayalım
26 Haziran 2008, Perşembe   İsmi nedeniyle sınır kapısından çevrilen bir çocuğun hikayesi
13 Haziran 2008, Cuma   'Ayıkla pirincin taşını'
05 Haziran 2008, Perşembe   Devlet herkesi dinliyor. Önerilen Çare: Konuşmayın
15 Mayıs 2008, Perşembe   Sorunu çözmek yerine sürpriz açıklamalara bel bağlamak
08 Mayıs 2008, Perşembe   AKP cellatlarına özenmeye devam ederken
01 Mayıs 2008, Perşembe   Emekçiler yasaklara rağmen 1 Mayıs'ta meydanlarda
16 Nisan 2008, Çarşamba   Kuzey Kıbrıs'ta generallerin resmigeçidi



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital