20 Kasım 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Bir rüya gerçek oldu
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [1]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]



Medya sivil olabilse generaller bu kadar konuşabilir miydi?

Koray DÜZGÖREN
koray@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   5 Ekim 2006, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bir haftadır medya tarafından tanıtımı yapılan, abartılan, hakkında henüz gerçekleşmeden çeşitli yorumlar yapılan malum konuşma gerçekleşti.

Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın konuşmasından söz ettiğimi sanırım anlamışsınızdır.

Generalin, bu günlerdir propagandası yapılan konuşmasının tam 11 TV kanalından canlı yayınlandığını da biliyor olmalısınız.

Üstelik de özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyaretine ve ABD Başkanı Bush ile yapacağı görüşmenin birkaç saat öncesine denk getirilmiş bir konuşma bu...

Bu anlamda devlet geleneklerine de pek uygun değil.

Bir genelkurmay başkanının, Anayasa’ya göre bağlı olduğu Başbakan’ın bu önemli ziyaret ve görüşmesine denk getirerek yaptığı bu konuşma bir anlamda askerin sivil idareye karşı tavrını da sergiliyor.

Kimilerine göre de bu tavırla ABD yönetimine de bir mesaj aktarılıyor.

Kim bilir, belki de Silahlı Kuvvetler’in sivil idareden ayrı bir otorite ve daha istikrarlı bir güç olarak Türkiye’nin meselelerine sahip çıktığı ve uluslararası meseleleri de yakından izlediği anlatılmak istenmiş olabilir.

Nitekim Türkiye medyasının, özellikle de Ankara temsilcilerinin günlerdir daha yapılmadan yorumladığı bu konuşmada beklenildiğinin aksine ABD’ye karşı en ufak bir eleştirinin yer almadığı görülüyor.

Üstelik de günler öncesinden devletin çeşitli kademelerinde PKK konusunda ABD yönetimine yöneltilen eleştirilerin henüz mürekkebi bile kurumadan, Kara Kuvvetleri Komutanı Başbuğ’un ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın ABD’nin atadığı PKK Koordinatörü ile sözlerinin sıcaklığı devam ederken bu yaklaşımın özellikle belirtilmesi dikkati çekiyor.

Akla hemen şu sorular gelmiyor değil:

Bu genelkurmay kimin genelkurmayı?  Genelkurmay başkanı kime bağlı? Anayasa’ya göre Başbakan’a mı, yoksa Washington’da başka odaklara mı daha fazla bağlılık duyuyor?

Sürekli PKK konusunda ABD’yi eleştiren bu komutan niçin bu önemli konuşmasında ABD’ye bir satır bile yer ayırmadı?

Böyle bir yaklaşımın amacı ne olabilir? Büyükanıt ABD’ye ne gibi bir mesaj vermiş olabilir?

Bunlar tabii önümüzdeki günler çok tartışılacak meseleler. Tartışılması da gerekir.

Türkiye açısından ise meselenin daha başka bir boyutu var.

Niçin bir genelkurmay başkanının konuşması bu kadar abartılıyor, bu kadar propagandası yapılıyor ve bu konuşma vesilesi ile insanlar korkutulmak, siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri korkutulmak isteniyor.

Medya niçin bu konuşmaya balıklama atladı? Amaç sadece sansasyon mu? Reyting mi?

Değilse amaç ne?

Merakla beklenen konuşmanın yapılmasından sonra hep birlikte gördük ki bu konuşma abartılmış. Büyükanıt’ın konuşması ABD’den hiç bahsetmemesi dışında beklenen sözler.

İrtica tehlikesi, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehditler, Türkiye’nin içinden ve Avrupa’dan silahlı kuvvetlere yönelik maksatlı tertipler, vesaire...

Bunları zaten kaç gündür diğer komutanlar da sırayla söyleyip duruyor.

Şeriat tehlikesinin yanı sıra bölücülük yani PKK meselesi diğer malum konular.

Tabii daha önceden adı, ‘sert komutan’a çıktığı için olsa gerek, General Büyükanıt konuşmasının dozunu biraz yüksek perdeden tutmuş. Hükümete, AB’ye ve Türkiye’deki AB çevrelerine yönelik eleştirileri de oldukça sert.

Komutan’ın ayrıca, Türkiye’de silahlı kuvvetler ve güvenlik güçlerinin AB kriterleri ve demokratik değerler karşısındaki durumunu ele alan TESEV raporuna çok bozulduğu anlaşılıyor. Konuşmasında bu rapora ve bu raporu yazanlara ayrı bir bölüm ayırmasına bakılırsa onu en çok rahatsız eden meselelerden biri de bu olmalı.

Hatta komutanın esas olarak bu mesele nedeniyle bu konuşmayı yaptığı dahi söyleniyor.
İrtica tehlikesi, bölücülük gibi meselelerin de işin bu tarafını örtmek için kullanıldığı düşünülüyor.

Komutan sanki asıl kızgınlığını, ordunun siyasi hayat üzerindeki etkilerinin azalması gerektiği üzerinde duran AB yetkililerine ve bu konuya ilişkin önemli raporu hazırlayan TESEV yazarlarına ve yöneticilerine yöneltmiş gibi görünüyor.

Netice şu:

Silahlı kuvvetler elindeki yetkileri, olanakları yani gerçek iktidar gücünü bırakmak istemiyor. Bunun dışındaki her şey bir bahane... Bunun için de irtica ve bölücülük tehditlerini ön plana çıkarıyor.

“Türkiye Cumhuriyeti bunca tehdit ve badire altındayken silahlı kuvvetlerin ikinci plana çekilmesi, sivil yöneticilerin emrine girmesi, hatta demokratik denetim yöntemlerinin uygulanmasını kabul etmesi mümkün olamaz” demek isteniyor. Daha doğrusu açıkça bu söyleniyor.

Burada aslında temel mesele, bir genelkurmay başkanının böyle konuşuyor olması değil. Mesele, medyanın ve diğer bazı sivil kurumların yeterince değil, hatta hiç sivil olmaması.

Medyası sivil olan bir ülkede bir genelkurmay başkanı böyle bir konuşma yapsa 11 televizyon kanalı bunu naklen yayınlamak için günlerce önceden yarışa girer mi?

Zaten medyası sivil olan bir ülkede bir genelkurmay başkanı da bu yola tevessül etmez. Böyle bir konuşma yapmaz. Yapsa dahi tek sütunluk bir haber olur.

Ertesi gün de zaten –İspanya’da olduğu gibi- görevden alınır. Çünkü o ülke demokrasi ile yönetilmektedir.

Türkiye’de genelkurmay başkanının konuşmasını hiçbir TV kanalı vermeseydi bu konuşma bu kadar önemsenir miydi?

Konuşma ile ilgili olarak ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin sözleri ilginç:

“Türkiye’de her zaman kakofoni var. Bizim bir kaygımız yok”

Komutanın bunca naklen yayına rağmen Türkiye’ye yönelik tehditler konusunda pek inandırıcı olamadığı anlaşılıyor.

   1332 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Dönüşü olmayan yol’ politikası kimseye fayda sağlamadı
22 Ekim 2008, Çarşamba   Gerginlik gerginliği, şiddet şiddeti körüklerken...
15 Ekim 2008, Çarşamba   Artık deniz bitti. Kimse eski masallara inanmıyor
01 Ekim 2008, Çarşamba   "Bu kriz bizi etkilemez. Bizim yardımlarımız var"
20 Eylül 2008, Cumartesi   "Birisi vurmadan kafanız çalışmıyor mu?"
31 Temmuz 2008, Perşembe   Kapatma ve Ergenekon davaları devam ederken Güngören provakasyonu
25 Temmuz 2008, Cuma   Ergenekon ve parti içi despotizmden güç alan darbe heveslileri
17 Temmuz 2008, Perşembe   Ergenekon iddianamesi: Ne reddetmek. Ne de çok şey beklemek gerek
03 Temmuz 2008, Perşembe   Toz duman arasında Sivas katliamını unutmayalım
26 Haziran 2008, Perşembe   İsmi nedeniyle sınır kapısından çevrilen bir çocuğun hikayesi



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital