20 Kasım 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Simithane de Karadeniz Gecesi
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [1]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]



"Yazdıkça Daha Çok Senin Olur Yazdıkların"

Ertanc HIDAYETTIN
info@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   26 Haziran 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

“Yazmak ağrıdır başka hiçbirşey. Sessiz bir uğultudur kendi çapında, kendi çapında zincirini koparmış bir fırtına...Varnası  parçalanmış bir gemi. Yazansa bir katran gibi denize akan biri. Ağrıdır ve ağırdır. Yazmak, rahatlamak değildir. Yaşamayı yüklenmektir. Hayatı bir daha yaşamaya, her şeye rağmen, cesaret göstermektir...”   

 

Sevgili Beste Sakallı’nin birkaç hafta önceki yazısından bir alıntı ile başladım bu haftaki yazıma. Hani derler ya yazdıkça rahatlarsın. İnanmayın. Hiç de öyle değil. Beste’nin dediğidir doğru. Yazmak “yaşamayı yüklenmektir”. 

 

Ve köşe yazarları…  Onların ağrısı daha da derindir. Özellikle ülkelerinin içinde bulundukları durumu günlük yaşayan, ve yorumlayan köşe yazarları. Benim gibi uzaktan gazel okuyanlar değil! Onların ağrılarını dindirmek olanaksızdır.

 

İnternette br araştırma yapıp başkalarının köşe yazarlığı hakkkında söylediklerine bakmak istedim  Çok şey söylenmiş köşe yazarlığı hakkında.  Asağıdaki sözler Hürriyet gazetesinin eski yazarlarından Emin Çölaşan’ın 4 0cak 2004 tarihinde kaleme alınmış bir yazısından. Hani geçtiğimiz yıl Hürriyet tarafından işine son verilen köşe yazarı.  Sanırım aşağıdaki vasıfları fazlasıyla yerine getirdiği için kovulmuştu Çölaşan:

 

 - “Köşe yazarı konuştuğunu yazabilmeli
- Köşe yazarının geçmişi temiz olmalıdır. Sadece kendisi değil soyu sülalesi de temiz olmalı
- Köşe yazarı hayatta kimseye gebe olmamalıdır.
- Hiç kimseyle çok yakın ilişki kurmamalı, hele siyasilerle, üst düzey bürokratlarla, ülkeyi yönetenlerle dostluk veya vıcık ilişkilere kesinlikle girmemelidir. Mesafeyi özenle korumalıdır. 
- Köşe yazarı övücü değil eleştiren kişi olmalı. İktidarların önünde boyun eğmemeli, eğilip bükülmemeli.
- Köşe yazarı inançlı yürekli olmalıdır.
- Köşe yazarı aynı çizgide olmalıdır.
- Köşe yazarı beleş gezilere, yemeklere davetli olarak katılmaktan kaçınmalıdır.
- Köşe yazarları ulusun çıkarları doğrultusunda yazmalıdır.
- Köşe yazarı kendisini beleş ağırlayan otel ve restronların, kendisine görkemli hediyeler gönderen firmaların reklamını yapmamalıdır. Özel yaşamını da okurlara aktarmak zorunda değildir.”

Çölaşan’ın yazısında katılmadığım şeyler de var. Örneğin “Köşe yazarının geçmişi temiz olmalıdır. Sadece kendisi değil soyu sülalesi de temiz olmalı” görüşü. Köşe yazarını peygamber mi sanıyor acaba Çölaşan! Bir de beni çok şaşırtan bu sözüne bir anlam veremedim Çölaşanın: “Köşe yazarları ulusun çıkarları doğrultusunda yazmalıdır”.  Benim ulusumun çıkarı petrol için Iraka saldırmaktır. Yüzbinlerce çocuğun ölümüne sebeb olunmuştur.  Ben de köşe yazarı olarak bu iğrenç aksiyonu destekleyici yazılar yazayım. Böyle saçmalık olur mu?

 

İnsan zaman zaman bir kenara çekilip yaptıkları işlerin değerlendirmesini yapmalı. İşte ben de bir buçuk yıl sonra acaba ben bu işi doğru mu yapıyorum diye kendıimi sorgulamaya başladım. Köşe yazarı olarak ilk kez yazmaya başladığımda bu işin ne kadar zor bir şey olduğunun bilincindeydim. O bilinci hiçbir zaman kaybetmedim.  Bir köşe yazarının misyonunun ne olması gerektiğini uzun uzun düşünerek bu göreve büyük bir hevesle sarıldım ve sanırım bir yıl boyunca inandığım şeyleri köşemde korkusuzca irdeledim.  Zaman zaman yakın dostlarıma bile ters düştü yazdıklarım.  Eleştirildim. Bana küsen oldu. Kimseye gebe olmamanın köşe yazarlığının ve genel olarak gazeteciliğin en önemli ilkesi olduğuna yürekten inananlardanım. Özellikle siyasetçilerle, üst düzey bürokratlarla ve diplomatlarla “dostluk veya vıcık ilişkilere”  hiçbir zaman girmedim. Mesafeyi daima korudum bu kişilerle. Buna gerek köşe yazarlığında gerekse genel yasantımda daima özen gösterdim.

 

Vıcık ilişkilerin bol olduğu bir toplumda yaşıyoruz.  Yalakalığın, şakşakcılığın rağbet gördüğü bır toplum bizimkisi.  Etraf eğitimli ama bir türlü aydın olmayı becerememiş kişilerle dolu. Ama malesef toplumumuz bu kişileri sorgulama cesaretini henüz kendinde bulmuş değil. Bu tiplere haketmedikleri bir saygı ile yaklaşıyor çoğu kişiler. Bu kişilerin söyledikleri ile birçoklarının görüşleri çatışsa da yüzlerine karşı kibarca gülümseyip geçiştiriliyor bunların cogu zaman ırkçı, seksist, homofobik söylemleri.  İşte köşe yazarı korkusuzca bu kişilerin üzerine gitmeli ve onları sorgulamalı, eleştirmeli ve teşhir etmeli.

 

Sevgili dostum, Toplum Postasında aynı sayfayı paylaşmakla gurur duyduğum deneyimli köşe yazarı Hasan Hastürer’in çok doğru tanımlaması ile bu haftaki yazımı noktalıyorum:

 

“Bütün mesele gazetecinin evrensel meslek ilkeleri ile toplumsal çıkarları iyi harmanlayıp özgür bir şekilde yazısını, haberini yazmasıdır. Hiç kuşku yok yukarıdan aşağıya baskı ve yönlendirmeyle bu sağlanmamalı... Yukardan aşağıya eğilim basın özgürlüğüne tecavüzdür”. 

   1198 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Obama Kazandı Değişen Ne Olacak Ki?
22 Ekim 2008, Çarşamba   ŞENLİK BUNA DENİR
15 Ekim 2008, Çarşamba   Yaşamın Kıyısına Attıklarımız
01 Ekim 2008, Çarşamba   Kıbrıs İzlenimleri 2008 (6)
20 Eylül 2008, Cumartesi   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (4)
04 Eylül 2008, Perşembe   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (2)
28 Ağustos 2008, Perşembe   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (1)
13 Ağustos 2008, Çarşamba   ESKİ LEFKOŞA’YA ÖZLEM
08 Ağustos 2008, Cuma   'Ana Dili Okulları' , 'Ek okullar', ve Şimdi 'Tamamlayıcı Okullar'
01 Ağustos 2008, Cuma   KKTC'den Neler Bekliyoruz?



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital