22 Kasım 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [1]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]



Çürümüş bir şey var bu havada..

Ali KESKİN
ali@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   29 Mart 2007, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Kartın ortasında bir bar kodu. CB20751.  Hükümlü Numarası 1965664. Doğum tarihi 5 Mart 1972.  Gözleri kapalı kirli sakallı bir kişinin resmi. Adamın kafasına bastıran bir el. Zorla çekilmiş olduğu anlaşılan bir fotoğraf. Altta bir telefon numarası. Tutuklulara verilen bir kimlik kartı bu. Resimdeki kirli sakallı kişinin adı Küçük Hüseyin Candemir...

Candemir’in suçu mu ne? O bir sığınmacı... Ülkeleri iyi yönetilmediği için umudu yurt dışında arayan on binlerce göçmenden biri.

İngiltere’ye dört yıl önce politik sığınma talebiyle başvurdu. Daha sonra başvurusu reddedildi. Yüksek Mahkemeye başvurdu. Yine ret cevabı aldı. Sonra 16 Şubat sabah erken saatlerde Göçmenlik Dairesi’ne bağlı ekipler aniden evini bastı. Tekme tokat alındı evinden. Zorla fotoğrafı çekildi. Bir araca bindirildi. Türkiye’ye gönderilmek üzere Colnbrook Detention Centre adlı mülteci kampına götürüldü.

Candemir’in artık tutunacak bir şeyi kalmamış orada. Bıkmıştı artık belirsizlikten. Bıkmıştı artık her an geri gönderilme korkusu yaşamaktan. İngiltere’de kalmayı sağlamak için her şeyi göze almıştı. Ölümü göze almıştı...

27 Mart Pazartesi. Ve yer Hillingdon Hastanesi. Yüzünde kibar, ürkek ve kederli bir ifade var Hüseyin Candemir’in. İp ince zayıf kalmış vücuduyla tir tir titriyor sesi. Elleri çok zayıf. Sesi çok zayıf. Bakışları çok derin. Sakalları uzun. Saçları karışık ve kirli. Doğrulmaya çalıştı bizleri görünce odasında. “Depresyonda” olduğunu düşünüyoruz hala diyor ağabeyi.  Piskolojik durumu iyi değil… Doktoru... Onlara hastanede boş yatak lazım. “Çıkabilir, eve gidebilir..Daha iyi olacak” diye rahat rahat konuşuyor…

 Depresyonda benim vicdanım. Depresyonda beynim. Doktor çok rahat. Çevredeki hemşireler çok rahat. Espri yapıyorlar. Kebap yemekten bahsediyorlar.

Soru sormaktan korkuyorum. Ne soracağımı bilmiyorum. Sorular incitecek belki…

Yemek yiyebiliyor mu acaba? Yürüyebiliyor mu? Eyleminin vücudunda kalıcı izler bırakacağından haberdar mı? Peki ya  değer mi acaba buna? Soru soramıyorum. Soru sorma hakkını kendimde bulamıyorum. Susuyorum…

Sonra yavaş yavaş anlatmaya başlıyor yaşadıklarını.

“Sabah 6’da gelip aldılar evden. Zorla araca bindirdiler. Götürüldüğüm tarihten itibaren açlık grevine başladım. Rahatsızlıklarımdan dolayı beni özürlülerin tutulduğu bir hücreye kapattılar. Bacaklarımda ve belimde ağrılar vardı. Yere  basamıyordum. Yürüyemiyordum. Ancak koltuk değnekleriyle adım atabiliyordum. Ama kararlı bir şekilde açlık grevine devam ettim. Talebim beni serbest bırakmaları ve Türkiye’ye geri göndermemeleriydi. İki hafta boyunca birkaç istisna dışında sıvı da almadım.  Her geçen gün zayıflıyor ve durumum daha da kötüye gidiyordu. Bana psikolojik işkence yapmaya başladılar. Görevliler sürekli hücremin önünde gürültü yapıyor, yüksek sesle müzik dinliyor ve beni yemek yemeye, içmeye zorluyorlardı. Bir şeyler yemediğim ve içmediğim içinde zaman zaman zorla yedirmeye çalışıyorlardı…”

Gel gitleri var konuşurken. Kendisiyle savaşır gibi hala. Çevresiyle savaşır gibi. Herkesten şüpheleniyor. 21 Mart tarihinde ağabeyi İbrahim Candemir’i aramış görevliler. “Beni iki hafta boyunca görüştürmediler. Sürekli bahaneler buluyorlardı. Telefona bile gelmesine izin vermiyorlardı. En sonunda bana ‘kardeşin kötü durumda, gel al’ dediler. O’nun durumunu görünce şok olmuştum. Tanınmaz bir haldeydi. Çok kötüydü. Hiç gücü kalmamış, çok zayıflamış ve psikolojik durumu da çok bozulmuştu. O’nu bu halde nasıl götürürüm diye sorduğumda ise, ‘bizim sorunumuz değil’ dediler. Sonra onu ambulans olmadan alamayacağımı söyledim. Bir gün sonra Hillington Hastanesi’ne götürüp bırakmışlar…”

Küçük Candemir’in doktoru açlık grevinden sonra uygulanan tedaviden sonra durumunun iyiye gittiğini ancak böbrekleriyle, ciğerlerinde hala sorunların devam ettiğini ve iyi bakılması gerektiğini söylüyor bu arada. Uzun süre açlık grevinde kalanlarda bazı sağlık sorunları kalıcı olabiliyor. Özellikle böbreklerde yaşanan sorunun kalıcı olma ihtimali yüksek.  İbrahim Candemir kardeşinin yeniden açlık grevine başlamasından korkuyor. “Bunun sonu ölüme kadar gider” diyor. Göçmenlik Dairesi yetkilileri Küçük Candemir’in 21 Nisan tarihinde yeniden imzaya gitmesi gerektiğini bildirmişler. 

Elleri çok zayıftı. Vücudu da öyle. Sonra bıraktık onu orda öylece. Kaldı tek başına. Doktoru bir gün sonra evine göndereceklerini söylediler…

Ve kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum arabayla geri dönerken Londra’ya. Kopup gidiyorum kendimden. Benliğimde başka bir ruh sıyrılıp çıkıyor. İçimde vicdanını rahatlatamayan bir ruh var. Durmadan ağlayan bir ruh. Kısır bir döngüydü bu yaşananlar. Bu ülkede binlerce insan vardı bu şekilde olan. Daha iyi bir hayat, daha güzel bir gelecek için ailesinden, yurdundan, arkadaşlarından, kopup gelen ve göçmenlik trajedisini bu şekilde yaşayan insanlar. Suçları neydi..?  Susuyorum. Derince bir iç çekiyorum. Araçlar geçiyor yanımızdan hızla. Onlarca, yüzlerce, binlerce araç. Onları izliyorum ve sonra görebildiğim, ulaşabildiğim her insana haykırmak istiyorum: Çürümüş bir şey var bu havada! Çürümüş bir şey var bu ülkede! çürümüş bir şey var bu dünyada!

   1173 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Büyükler günahlarınızın bedelini çocuklara ödetmeyin
22 Ekim 2008, Çarşamba   Çözüm ne değildir?
15 Ekim 2008, Çarşamba   Anlatın bakalım Engin Ceber nasıl öldü ?
01 Ekim 2008, Çarşamba   Thatcher'lı yıllar ve Anti Poll Tax Hareketi
20 Eylül 2008, Cumartesi   Ali Aktaş'ın son mektubu
04 Eylül 2008, Perşembe   Kraliçe'nin Muhafızları 200 yıllık kalpaklarını çıkaracak mı?
28 Ağustos 2008, Perşembe   1 Eylül Dünya Barış Günü’nde barış çağrısı: Çocuklarımız ölmesin
13 Ağustos 2008, Çarşamba   İngiltere’de yeni dönem
08 Ağustos 2008, Cuma   Önce yeryüzü
01 Ağustos 2008, Cuma   Kanlı Tarih



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital