22 Kasım 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [1]
Cyprus seeks to extend MoU [1]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]



"Bu kriz bizi etkilemez. Bizim yardımlarımız var"

Koray DÜZGÖREN
koray@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   1 Ekim 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

İçinde bulunduğumuz  haftanın başında, dünyada, deyim yerindeyse, ‘kıyamet koptu’

‘Dünya’da’ derken, ‘Sözüm Meclis’ten dışarı’ misali, “Türkiye hariç’ demek lazım.

Amerika’da Bush yönetimimin, ülkeyi ve dünyayı ciddi olarak sarsan ve daha da sarcağı kuvvetle tahmin edilen mali ve ekonomik krizin kısmen önüne geçebilmek amacıyla hazırladığı mali paket, ABD Temsilciler Meclisi tarafından reddedildi.

Bunun üzerine başta ABD’de olmak üzere dünyanın belli başlı finans merkezlerinde zaten diken üzerinde olan mali piyasalar, borsalar tam bir panik havasına girdi.

Dev mali kuruluşlar, bankalar ve şirketler birbiri peşi sıra batma sürecine girdiler ya da ciddi krizlere yuvarlanacaklarına dair alarm sinyalleri vermeye başladılar.

Birçok Batı ülkesi hükümeti, İngiltere başta olmak üzere, bir süredir acilen aldıkları tedbirleri daha da genişleterek kamulaştırma ve el koyma işlemlerini hızlandırdılar.

Özellikle Bush yönetiminin hazırladığı  700 milyar dolarlık dev kurtarma planının ilk bölümünün reddedilmesi bu gidişi tetikledi. 

Şimdi dünya piyasaları zembereği boşalmış bir saat misali bir kaos sürecine girecek gibi görünüyor. Bu kaos, bu kriz nerede ve nasıl durur şimdiden bilinmiyor. Yalnız uzmanlar dünya piyasalarının mutlaka yeni bir denge oluşturacağını söylüyorlar.

Tabii bu yeni dengenin nasıl bir denge olacağını ve dünya halklarına ne gibi bir maliyet çıkaracağını şimdiden söyleyebilecek kimseler ise ortalıkta görünmüyor.  

Türkiye için bu konuda, “Sözüm Meclis’ten dışarı’ tabirini kullandım.

Gerçekten de Türkiye’de olup bitenlere baktığımızda, sanki bu dünyada, bu piyasalara bağımlı bir mali ve ekonomik yapısı yokmuş ve dünyayı kasıp kavuran bu krizle pek bir ilgisi bulunmuyormuş gibi davrandığını görüyoruz.

Mesele sadece Başbakan Erdoğan’ın geçenlerde yaptığı, “Bu kriz bizi etkilemez, bizim ekonomik yapımız güçlü” gibisinden açıklamalar değil.

Türkiye’yi yönetenler ve yönetimine talip olanların ilgi alanlarına ve Türkiye’yi sürükledikleri tartışmalara baktığımızda bunu çok iyi anlıyoruz.

Türkiye, politikacısıyla, yöneticisiyle, medyasıyla  dünyayı kasıp kavuran mali krizle ilgilenmiyor.

Arada bu krize işaret edip bazı tedbirlerin alınması gerektiğini söyleyenler çıkıyor tabii. Yalnız onlarla kimse ilgilenmiyor.

Türkiye’nin şu sıralarda ilgilendiği konuları biliyoruz. Türkiye Deniz Feneri yolsuzluğu ile ilgileniyor. Türkiye, Başbakan’ın bu yolsuzlukla ilgili haberler üzerine medyaya açtığı savaş ile ilgileniyor. Türkiye, AKp hükümetinin üzerine düşen çeşitli şaibe gölgeleri ile, yolsuzluk haberleri ile ilgileniyor. Türkiye, iktidar partisi ve ana muhalefet partisi ileri gelenlerinin birbirleri ile yaptığı siyasi düellolarla daha fazla ilgileniyor.

Başbakan’ın çok açık bir şekilde dile getirdiği gibi, genel olarak “Bize bir şey olmaz” havası hakim.

“Bu kriz bize birşey yapmaz. Biz ne krizler gördük” Anlayış bu…

Bunu söyleyenler tabii gerçekleri saklayarak vaziyeti idare etmenin en geçerli politika olduğunu iyi bilenler.  

Geçmiş krizlerin faturalarının daha çok kimlere, hangi kesimlere çıktığını, ülkenin bu krizler nedeniyle nasıl fakirleştiğini ve yoksulluğun hala Türkiye için inanılmaz yaygın olan bir gerçeklilik olduğunu saklayamaya çalışanlar da onlar.

Bu konularda eleştiri kabul etmeyenler, bu gerçekleri ortaya çıkartmaya, eleştirmeye çalışanlara karşı amansız bir öfke ile yönelenler de yine aynı kişiler. 

Geçenlerde, hemen bayram öncesi bu konuda ortaya çıkan bazı gerçeklere değinmek istiyorum.

Bu gerçekler AKP’nin,daha kuruluşundan beri hangi amaçlara yönelik bir kadronun partisi olduğunun da açık bir göstergesi olması açısından oldukça düşündürücü.

CHP Ankara Mlletvekili Yılmaz Ateş’in Ankara’da anakent belediyesi tarafından yoksul halka yapılan yardımlarla ilgili olarak yaptığı açıklamalar oldu. Ateş, AKP’li belediyenin tam 300 bin aileye yardım yapmakta olduğunu söyledi. Bu rakam, 15 yıldır Ankara’yı yöneten belediye başkanı tarafında da doğrulandı. Bu iş için yaklaşık 500 milyon dolara yakın bir para harcandığı ifade edildi.

Ateş, hiçbir şey üretilmeden halka dağıtılan bu paranın inanılmaz bir kaynak israfı olduğunu ve vatandaşın kesesinden  bir kentin önemli bir bölümünün yardımla yaşar, belediyeye muhtaç hale getirildiğini söyledi.

Gerçekten de insanların geliştirilmesi, eğitimlerinin arttırılması ve yatırımlar yapılması için ayrılması gereken bu kaynakların siyasi kadrolar tarafından oy karşılığında dağıtılması bu insanlara ve ülkeye yapılan en büyük kötülük olarak değerlendirilmeli.

500 milyon dolar ciddi bir para ve bu kaynak, dediğimiz gibi sadece insanların eğitilmesi, çalışabilecekleri iş yerlerine kavuşarak üretime katılmalarının sağlanabilmesi ve daha iyi sağlık,  alt yapı hizmetlerine kavuşabilmesi için kullanılacakken sadece siyasi rüşvet amacıyla kullanılması dehşet verici bir olaydır.

Bunu yardımlaşma ve yoksullara destek olma gibi insani gerekçelere bağamak inandırıcı olamaz.

Tabii mesele sadece Ankara Belediyesi’nin yaptığı yardımlardan ibaret değildir. Bu, AKP’nin parti olarak politikasıdır.

Bu çerçevede Türkiye çapında 7.5 milyon yoksul ya da yetersiz gelire sahip insana devlet yardımları yapıldığı açıklanmıştır.

Bu milyarlarca doların bu amaçla kullanılması anlamını taşımaktadır.

Zaten geriye doğru gidip Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığını kazandığı yerel seçim sürecini ve onu takip eden Refah partisi’nin başarılarını ve en sonunda AKP’nin seçim başarılarını incelersek ardında birçok faktörün yanısıra bu politikaların bulunduğunu görürüz.

AKP geniş olarak yoksul kesimlerin, kentlerin varoşlarında yaşayanların oylarıyla seçim kazanan bir partidir ve uygulanan politikalar da bu anlayışın politikalarıdır. 

Tabii  böyle bir anlayışın, yani vatandaşı, yoksulluğunu kullanarak, rüşvetle belli bir siyasi hareketi destekler hale getiren anlayışın yolsuzluıklardan uzak kalması da düşünülemez.

Bunlar birbirleriyle içiçe geçmiş durumlardır.

‘Dürüstlük ve yolsuklarla savaş’ sloganlarıyla yola çıkan AKP’nin yukarda açıklamaya çalıştığımız rüşvet politikasını uygulayabilmek için yolsuzluklara da göz yumması gerekirdi. Kendi taraflarlarının devlet ve belediye olanaklarından alabildiğince yararlanmasını ve bu yolla palazlanmasını sağlamak temel amaçlardan biri olunca bu tür yolsuzlukların ortalığa dökülmesi de kaçınılmaz oldu.

Başbakan Erdoğan’ın ve AKP kadrolarının işte bu nedenlerle eleştiriye hiç tahammülü yok. Bu nedenle ülkedeki en küçük bir muhalefet hareketine ya da muhalif çıkışa sert tepkiler veriliyor. 

Ve tabii böyle bir anlayış Türkiye’yi dünyadan tecrit etmeye çalışıyor.

Çünkü herşeye rağmen AKP kadroları şunu iyi biliyor:

Dünyadaki bu gelişmeler mutlaka gelip Türkiye’yi de etkileyecektir. Böylece onların oluşturmaya çalıştıkları saadet zincirleri de kırılacak ve aslında gırtlağına kadar dışa bağımlı AKP iktidarı da çatırdayacaktır.

İstedikleri kadar “Bu kriz bizi etkilemez” desinler.

(Olan yine Türkiye insanına olacağı için buna sevindiğimiz de sanılmamalı.)

   771 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Dönüşü olmayan yol’ politikası kimseye fayda sağlamadı
22 Ekim 2008, Çarşamba   Gerginlik gerginliği, şiddet şiddeti körüklerken...
15 Ekim 2008, Çarşamba   Artık deniz bitti. Kimse eski masallara inanmıyor
20 Eylül 2008, Cumartesi   "Birisi vurmadan kafanız çalışmıyor mu?"
31 Temmuz 2008, Perşembe   Kapatma ve Ergenekon davaları devam ederken Güngören provakasyonu
25 Temmuz 2008, Cuma   Ergenekon ve parti içi despotizmden güç alan darbe heveslileri
17 Temmuz 2008, Perşembe   Ergenekon iddianamesi: Ne reddetmek. Ne de çok şey beklemek gerek
03 Temmuz 2008, Perşembe   Toz duman arasında Sivas katliamını unutmayalım
26 Haziran 2008, Perşembe   İsmi nedeniyle sınır kapısından çevrilen bir çocuğun hikayesi
13 Haziran 2008, Cuma   'Ayıkla pirincin taşını'



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital