|
Ergenekon iddianamesi nihayet yayınlandı ve hiçbir şey olmadı. Olması da
söz konusu değildi aslında.
Kaldı ki bu açıklanan iddanamenin kendisi değildi. Sadece başsavcının
davayla ilgili verdiği bilgileri içeriyordu.
Buna rağmen ortalıkta iddianameden sızan, sızdırılan, elde edilen bilgiler
dolaşıyor.
Tarafların pozisyonları da aynı.
Doğan Grubu gazetelerinin başı çektiği ulusalcı kesim Ergenekon’u, ülkede
artık ayyuka çıkmış darbe girişimlerini, emekli paşaların marifetlerini
görmezden gelmeye devam ediyor.
Hükümet yanlısı ve bu Ergenekon meselesinde hükümetin yanında yer alan
kesim ise devlet içindeki Ergenekon çetesinin
ortaya çıkarıldığını ve artık Türkiye’de darbeler, darbe girişimleri vb.
döneminin kapandığını, bu davanın demokratikleşme yolunda çok önemli bir adım
olduğunu söylemeye devam ediyor.
Askerlerin, bu davaya ve bu davayla ilgili olarak bazı emekli askerlerin
gözaltına alınmasına yeşil ışık yakıp yakmadıkları tartışmaları da sürüyor.
Bir kere hemen şunu söylemek gerekiyor.
Bu davaya Ergenekon adını vermek ve bu davayla devlet içindeki çetenin,
daha doğrusu devletin bizzat çeteleşmesinin ortadan kaldırılacağını söylemek
çok yanlış bir değerlendirme.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin başından, hatta Osmanlı İmparatorluğunun
yıkılma sürecinden itibaren değerlendirirsek, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin
illegal yollarla devleti ve ülkeyi ele geçirdiği tarihlerden başlarsak, Türkiye
insanının başının bu devlet çetesi ile her zaman belada olduğunu görürüz.
Şimdi ayrıntılara girmeye gerek yok ama, bunları anlayabilmek için yazılı
resmi tarihe değil, yazılmamış ya da sağda solda dağınık bilgi, anı vb. olarak
bulunan tarihi gerçeklere göz atmak gerekiyor.
Bir de şu var tabii:
Türkiye insanı, hadi diyelim ki Cumhuriyet’ten bu yana, hep yalan yanlış
bilgilerle şartlandırılmış, yönlendirilmiş ve aldatılmış olduğu için, biri kalkıp de bazı olayların gerçeğini açıklasa
bile ona kimse inanmıyor. Hatta belgeleri ortaya konulmuş olaylara bile kuşku
ile yaklaşılıyor.
Söz gelimi, bu darbeci anlayışın Türkiye devletinin geleneğinde, özünde
olduğunu söylemek ve Atatürk’e bile darbe yapıldığını, İsmet İnönü’nün askerin
darbe tehdidi ile başbakan olduğunu, buna kimsenin kolay kolay inandıramadığını
kaç kişi biliyor.
Bu nedenle şimdi de bir kesim insan ne generallerin darbe girişimi
yaptığına, ne de geçmişte yapılan darbelerin de soruştulması gerektiğine
inanıyor.
Dava da aslında böyle. Amaç belki yapılması istenen bir darbenin alt
yapısının oluşturulması ile ilgili olabilir. Ama mesele devletin darbeci
yapısının asıl Ergenekon denen yapının, anlayışın ortadan kaldırılması elbette değil.
İşin bu tarafına girebilmek için devletin alt üst edilmesi, bütün
tabuların, dokunulmaz, değiştirilmez ilan edilen ilkelerin ters yüz edilmesi, hatta Atatürkçülük
anlayışının bile terkedilmesi gerekiyor.
Mesele, silahlı kuvvetlerdeki, adına Atatürkçülük denilen, ama aslında
sivil siyaseti hiçe sayan, demokrasiye, özgürlüklere, insan haklarına falan boş veren faşizan askeri eğitim
anlayışının değiştirilmesi ve sivil yönetimlere, hukukun üstünlüğüne ve
uluslararası insanı değerlere bağlı bir subay yetiştirme geleneğinin yerleştirilmesi
için bu militarist ve darbeciliği zorunlu bir yol ve meşru bir hak olarak gören
anlayışa son verilebilir mi?
Mesele bu.
Ergenekon aslında budur. Ve bu yapı değişmeden Türkiye belki klasik darbeler
sürecini geride bırakabilir ama, askeri veseyat rejiminin olanakları,
ayrıcalıkları ve gücü devam ettiği sürece Ergenekon denen yapı devam eder.
Zaten Ergenekon denen bu yapı olmasa Türkiye çoktan demokratik,
meselelerini çözmüş ya da çözme yoluna girmiş, sözü dinlenen, saygın bir büyük
devlet olabilirdi.
Oysa şimdi, sürekli darbe süreçleri içinde, krizler, bunalımlar, siyasi
çözümsüzlüklerle boğuşan bir ülke görünümünde.
Bu nedenlerle ben, “Bu dava olsa olsa Ümraniye Çetesi Davası olabilir.”
diyorum.
Tabii ülkede birçok melanetin, cinayetlerin, saldırıların sorumlusu olarak
ortaya çıkarılan bu çete yapılanmasının silahlı kuvvetler ve bürokrasi içindeki
bağlantılarının yandaşlarının da ortaya çıkarılmasını da çok arzu ediyorum.
Sürmekte olan bu davayı görmezden gelenleri de eleştiriyorum. Onların bir
kısmının aslında bu çeteleşme içinde olduklarını da birçok kişi gibi ben de
biliyorum.
Yalnız bu dava ile Türkiye’nin devlet çetesi denilen o yapıdan ve
anlayıştan kurtulabileceğini söyleyenlere de katılmıyorum.
Bir emekli paşa ile Akın Birdal’ı öldürmeye çalışan bir katilin nasıl
yanyana gelebildiğinin ortaya çıkarılmasını tabii çok istiyorum.
Bu çetenin Hrant Dink cinayetindeki ve diğer bazı siyasi cinayetlerdeki
rolünün ortaya çıkarılabilmesini de çok arzu ediyorum.
Bu çetenin bazı elemanları ile silahlı kuvvetler içindeki yandaşlarının
ilişkilerinin ortaya çıkmasını daha fazla arzu ediyorum.
Bu olabilir mi? Açık söylemek gerekirse bu konuda çok iyimser değilim.
hatta hiç iyimser değilim. Silahlı kuvvetlerin böyle bir şeye izin vermesi
henüz düşünülebilecek bir şey değil.
Ama, “Ne ortaya çıkarılabilirse kardır” diye düşünüyorum.
Bunun içinde AKP’den birşey
beklenmemesi gerektiğine de inanıyorum.
AKP’nin bu davayı ülkenin çetelerden arındırılması ve devletin çeteleşmiş
yapısının değiştirilmesi adına desteklediği görüşlerine ise hiç katılmıyorum.
Hatta AKP’den demokrartikleşme adına herhangi bir adım da beklemiyorum.
Bunları ancak ülkenin demokrasi güçlerinin yapabileceğine inanıyorum.
Tam da bu toz dumanın ortasında, akla karanın birbirine karıştığı ortamda
demokrasiyi daha fazla savunmak gerektiğine inandığımı belirtmek istiyorum.
|