|
CHP Genel Sekreteri Öner Sav’ın dinlenme iddiası üzerine Türkiye’de bilinen ama ciddiye alınmayan bir gerçek daha ortaya çıktı.
Aslında devlet herkesi dinliyor.
Türkiye bir yasaklar cenneti diyoruz ya. Aslında Türkiye hala içe kapalı bir demirperde ülkesi görünümünde.
Diyeceksiniz ki, günümüz dünyasında, teknolojinin geldiği bu aşamada bütün dünyadaki elektronik iletişim kontrol altında. Birkaç büyük güç bütün dünyadaki iletişimi dinliyor.
Doğru. Bu konuda çeşitli vesilelerle çok çeşitli örnekler ortaya çıkıyor. Uydu teknolojisi ile her türlü haberleşme kontrol altında tutulabiliyor.
Tabii bunun hakla hukukla, özgürlüklerle, insan haklarıyla bir ilgisi yok.
Kimin gücü kime yeterse o en geniş anlamda dünyayı dinliyor. Günümüzde en önemli silah bilgi. En çok ve başkaları tarafından en az bilinen bilgilere sahip olmak en önemli silah haline geldi.
Bizim burada sözünü etmek istediğimiz kaba anlamıyla ülke içindeki iletişime ilişkin tasallutlar. Kaba ve yasa dışı dinlemeler.
Türkiye bu anlamda dediğim gibi hala kaba bir demir perde ülkesi mantığım ile yönetiliyor.
İnsanların haberleşme özgürlüğü yok denecek kadar kısıtlı.
Global anlamda kontrollu iletişimden söz etmiyoruz.
Bunu hem bazı yasadışı dinleme olaylarında görüyoruz hem de yetkililer de açıklıyor.
Bu anlamda Önder Sav olayı sonrasında ortaya çıkan bilinen gerçek şu. devlet bazı istihbarat örgütleri aracılığı ile hukuku da kullanarak neredeyse bütün vatandaşlarını dinliyor. Bütün iletişimi kontrol altında tutmak istiyor.
Ortaya çıkan gerçek şu: Jandarma Genel komutanlığı bir mahkemeye başvurarak Türkiye’de bütün konuşmaları dinleme yetkisi alabiliyor. Böyle bir hukukilik söz konusu değil.
Durum hukukun en temel ilkelerine aykırı. Bir istihbarat örgütünün böyle bir şeyi talep etmesi de, herhangi bir mahkemenin böylesine önemli bir konuda bu kadar kapsayıcı bir karar alması da yasalar açısından olanaksız.
Burada gerek anayasada yazan iletişim özgürlüğüne ilişkin hükümler gerekse yasalarda belirtilen yasal dinleme koşulları tamamen ihlal edilmiş durumda.
Bu, insanların özel yaşamlarına sınırsız ve fütursuzca müdahale edildiği anlamına geliyor.
Bugün Türkiye’de, mesela Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun neredeyse bütün telefonları dinleniyor. İnternet haberleşmesi kontrol altında tutuluyor.
Gerekli görülen postalar açılıyor. Paketlere bakılıyor.
O bölgeye açılmadan neredeyse tek bir mektup bile gitmiyor desek abartmış olmayız.
Çünkü orası hassas bölge sayılıyor. O bölgede yaşayan Kürt vatandaşların istisnasız hepsine kuşkulu muamelesi yapılıyor.
Bunu değişik zamanlarda çok somut olarak ispatlandığı birçok olay hatırlıyorum. Birçok olay da medyaya yansıyor.
Bölgeye gidecek bir Avrupalı TV ekibinin ya da sivil toplum örgütünün dolaşacağı yerlerde yapacağı görüşmelerle, randevularla, hatta otel rezervasonalarıyla ilgili telefon konuşmalarının kaydedilmesi sonucu bu ekiplerin ve heyetlerin daha uçaktan iner inmez takibe alındığı ve hatta görüşecekleri kişilerle de temas edilip duruma ve konuya göre şöyle ya da böyle konuşmaları için uyarıldıkları, hatta hiç konuşmamalarının sağlandığı biliniyor.
Bu durum Karadeniz Bölgesi için de geçerli. Orası da Türk devletinin Yunanistan’ın o bölgede eski Pontus Krallığını kuracağına ilişkin paranoyik kuşkuları nedeniyle alabildiğince dinleniyor.
O bölgeye de öyle herkes elini kolunu sallayarak gidip gelemez. Kontrolsuz TV çekimi yapamaz. İstediği insanlarla konuşamaz. Bunların hepsi ciddi bir kontrole tabiidir.
Aslında durum Türkiye genelinde böyledir.
Bugün ortaya çıkan ve aslında bilinen gerçek, yakın geçmişte Mehmet Ağar’ın Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemde de aynı şekilde yaşanmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü bir olayı bahane edip bir mahkeme ile anlaşmış ve terör gerekçesiyle Türkiye’nin geneli için, bütün vatandaşlar için peşinen dinleme kararı çıkartmıştı.
Oysa hukuk devletlerinde bu tür genel anlamda dinlemeler kanunun ve mahkemelerin sıkı kaydına ve şartlara tabiidir.
Kriminal anlamda bazı dinlemeler ancak yargıç kararıyla ve o olaya münhasır olur ve süresi bellidir. Süresi bittikten sonra ancak yeni bir karar alınırsa o işe devam edilir.
Ama göründüğü gibi Türkiye’de bazı yasalar vardır ama kimsenin de bu yasaları dinlediği yoktur. İsteyen örgüt istediği dinlemeyi yapmaktadır.
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın bu konuda söyledikleri durumun vehametini anlmaktadır:
Bakan, “Yasa dışı dinlemeyi engellemeye imkân yok. Dinlenmek istemiyorsanız konuşmayın” demektedir.
Yıldırım, yasal dinlemeye MIT, Emniyet ve Jandarma tarafından yasalarla izin verildiğini, bu kurumların istihbarata yönelik ve adli olaylara yönelik dinleme yaptığını söylemektedir ama böyle bir toptan dinlemeyi engelleyecek tedbirlerden de söz etmemektedir.
Netice olarak Türkiye, bir yasadışı dinleme cenneti olarak eski demirperde ülkelerini aratmıyacak uygulamalarla vatandailarının en özel ilişkilerine, en kişisel bilgilerine giren despotik bür ülke görünümünü pekiştirmektedir.
|