|
Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde hızla adayların resmen ilan edilebileceği son etaba girilirken bu kez de Irak Kürdistan Bölge Yönetimi Başkanı Barzani’nin aylar önce yaptığı bir TV konuşması vesilesiyle ortalık karıştı.
Barzani, geçtiğimiz şubat ayında bir Kürt televizyonuna, “Türkiye Kerkük meselesine karşırsa biz de Diyarbakır’a ve Kürtlerin yaşadığı diğer şehirlere karışma hakkını kendimizde buluruz” şeklinde bir açıklama yapmıştı.
Söyledikleri kısmen doğru olsa bile üslübu kışkırtıcıydı. Sanki Türkiye’deki şahinleri ayaklandırmak, militarist odakları harekete geçirmek için özellikle seçilip söylenmiş cümlelerdi.
Daha sonra, Barzani adına yapılan açıklamalara bakılırsa bu sözler, o sıralarda Türkiye Irak Kürdistan’ı ilişkilerinde ortaya çıkan gerginlik ortamında, o günkü şartlarda ifade edilmişti.
O şartlarda yapılan bu açıklamanın bu günlerde yeniden yayınlanması ise son günlerde ortamı yumuşatmak adına yapılan girişimlerin yarattığı iyimserliği ortadan kaldıracak bir darbe olmuştu.
Bu açıklamanın ‘yeniden açıklanması’ Türkiye’de tabii ortalığın karışmasına yol açmıştı.
Başta militarist Türkiye medyası olmak üzere AKP Hükümeti ve devletin hemen her kademesi, ‘Barzani’ye nasıl haddinin bildirilmesi gerektiğini’ ifade etmek konusunda bir yarışa girdiler.
Türkiye Irak’a bir nota verdi. Yalnız bu nota gazete manşetlerine ve devletü yönetenlerin kamuoyuna yansıyan öfkelerine oranla daha ılımlı ve diplomatik ifadeler içeriyordu.
Arkasından Milli Güvenlik Kurulu’nun meseleyi ele aldığı duyuruldu.
Medyanın baslıklarına bakılırsa MGK kararının ardından Türkiye hemen Kuzey Irak’ı işgal edip Barzani’ye ve küstah Kürtlere cezalarını verecekti.
Hatta bu hamaset yarışında daha da ileriye gidip “Gerekirse biz gireriz” diyecek kadar kendinden geçen başlıklara da rastladık.
Bu hamaset dalgası ve militarist yaklaşımlar tabiiki zaman içinde yavaşlar ve aynı hızla devam etmez.
Nitekim Irak Kürdistan’ının diğer etkili Kürt lideri olan Talabani ortamı yumuşatmak amacıyla Başbakan Erdoğan’ı aramış ve ılımlı açıklamalar yapmaktan de kaçınmamıştır.
Türkiye’de de zaman içinde meseleye daha ılımlı yaklaşacağını düşünmek gerekir.
Çünkü gerek Irak savaşı ve Iran’a yönelik baskılar nedeniyle bölgenin içinde bulunudğu durum, gerekse Türkiye’nin Kürt meselesi nedeniyle sahip olduğu saplantılar ve yeniden hızlanan PKK ile çatışmalar nedeniyle gergin olan ortamı daha da gererek çatışmayı harlandırmanın kimseye fayda sağlamayacağı bir gerçek.
Girilecek bir çatışma ortamının, kanlı bir iç savaş yaşayan Irak’a rağmen istikrar ve güvenlik içinde büyük bir yapılanma hamlesini gerçekleştirmeye çalışan Irak Kürtlerinin de zararına olacağını Kürt liderler bilmez mi?
Buna rağmen insan gelişmelere bakıldığında, “Acaba:” diye sormadan edemiyor.
Yoksa bütün bu gerçeklere rağmen yangına körükle gidilmesi ve şiddet alevinin körüklenmesini arzu eden bazı güçler mi var?
Çünkü bir yandan da Türkiye’de PKK ile çatışmalar hızlandı.
Son bir haftada asker ve PKK militanı olmak üzere neredeyse 20 genç hayatını kaybetti.
Operasyonlar genişleyerek devam ediyor.
PKK çevrelerinden bu şartlarda ateşkesin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söyleyenlerin sesleri daha fazla çıkmaya başladı.
Aslına bakılırsa ateşkes fiilen sona ermiş gibi görünüyor.
Son MGK toplantısından sonra yağılan açıklamada, ‘operasyonların bütün şiddeti ile devam edeceğinin’ özellikle altı çiziliyor.
Bütün bunların üzerine Barzani’nin eski bir açıklaması yeniden açıklanarak bu kez ‘Sınır ötesi operasyon’ meselesi yeniden ve dahil bir şekilde gündeme getiriliyor.
Böylece bu vesile ile Türkiye’deki malum militarist odakların istekleri doğrultusunda Barzani’ye de ders verilmesi amaçlanıyor.
Tabii, bir taşla birkaç kuş vurulması istendiğinden yaratılacak militarist havayla mümkün olursa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin etkilenmesi, Türkiye Kürtlerine yönelik baskıların arttırılması ve 2000 yılından itibaren Avrupa Birliği süreci çerçevesinde elde edilen
bazı demokratik kazanımların geri alınması gibi hedeflere ulaşılması da isteniyor.
Bunlar Barzani’nin yeniden açıklanan açıklamasının, içinde bulunduğumuz kritik döneme yapacağı muhtemel katkılar.
Tabii dileriz bunların hiçbiri olmaz ve aklıselim galip gelir. Çünkü işin doğrusu, aynı coğrafyayı paylaşan Kürtlerin ve Türklerin diğer halklarla ve topluluklara barış ve işbirliği içinde demokrasi ve refah yönünde ilerlemeleridir.
Yalnız Brazani’nin açıklaması ve Türkiye’den bu açıklama üzerine yükselen tepkilere baktığımızda şu gerçeği de teslim etmemiz gerekiyor:
“Türkiye’de devleti yöneten güçler ne derse desin Kürt meselesi artık Türkiye’nin sınırlarını aşmış ve bölgesel hatta uluslararası bir mesele halini almışlır.
Bu nedenle Türkiye gerek sınırları içindeki Kürtlerle, gerekse sınırlarının ötesinde komşusu olan Kürtlerle olan sorunlarını nasıl çözmesi gerektiğine artık bir karar vermek durumundadır. Çünkü bu mesele Türkiye’nin büyük bir refah ülkesi olmasının önündeki en büyük engel olarak ortada durmaktadır.”
|