|
Hristiyan dünyasında son haftalarda konuşulan en önemli konu, biliyorsunuz Papa’nın Türkiye ziyareti.
Nasıl olacak? Ne söyleyecek? Türkiye’de nasıl karşılanacak? Dostluk mesajları mı verecek yoksa Hristiyan dünyası ile Müslümanların arası bu ziyaretten sonra daha mı açılacak soruları, bu konuda yapılan yorumlar, haftalardır gazetelerin ön sayfalarını ve televizyonların haber bültenlerini doldurdu.
Bu ziyaret kuşkusuz önemliydi ama yine de fazlaca şişirildiğini, abartıldığını söylemek gerekiyor.
Papa geldi ve siz bu yazıyı okuduğunuz sırada da belki Türkiye’den ayrılmış olacak.
Ziyaret sırasında bana göre fazla bir sürpriz yaşanmadı. Beklenen konuşmalar yapıldı, barış ve dostluk mesajları verildi ve Hristiyanlarla Müslümanların aslında birbirleriyle kavgalı olmadıkları belirtildi.
Çünkü asıl düşman terörizmdi ve her iki din de terörizme karşı çıkıyordu.
Bizim medyaya bakılırsa Papa, Almanya’daki İslam’a yönelik eleştiriler içeren konuşmasının "Özrü" olarak kabul edilebilecek değerlendirmelerde bulunmuştu.
Papa, "İslam barış dinidir. Özü akıl ve bilimle yoğrulmuştur. Bütün ilahi dinler gibi İslam da barış getirmiştir. Öğretileri de hem akli hem de barış temelleri üzerine kuruludur" demişti.
O halde Papa’nın ziyareti istenilen sonuca ulaşmış sayılabilirdi. Eh, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu da Papa ile yaptığı ortak basın açıklamasında, dünyada giderek tırmanan İslamofobiye dikkat çekerek "Bundan rahatsızız" dedikten sonra: ”Biz Müslümanlar, şiddet ve terörün her türlüsünü, kime karşı ve kim tarafından işlenirse işlensin, bir insanlık suçu olarak görüyoruz. Bizler, masum bir insanın kanını dökmeyi bütün insanları öldürme gibi ağır bir suç ve günah sayan bir dine mensubuz.” şeklinde konuşunca mesele hallolmuş oldu.
Geriye Papa’nın Fener Patriği’ne ‘Ekümenik Patrik’ deyip dememesi meselesi kaldı ama o da şimdilik fazla önemli sayılmıyor. Öyle ya, Türkiye’deki topu topu 1500-2000 Hristiyan’ın biraraya gelip Vatikan benzeri bir Fener Hristiyan Cumhuriyeti kurmaları fiilen söz konusu olmadığına göre, bu konuda şimdiden endişe duymaya gerek bulunmuyor.
Gündemlerin başına Papa’nın ziyareti yerleşse bile geçtiğimiz hafta Türkiye’de en azından devletin bazı odaklarında Avrupa Birliği’nin Türkiye ile görüşmeleri askıya alıp almayacağı meselesinin yakından izlendiği biliniyor.
Gerçekten de bu mesele Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği açısından büyük önem taşıyor.
Gelen ilk haberler müzakerelerin bikaç başlıkta dondurulması diğer konularla ilgili olarak devam etmesi yönünde olacağını gösteriyor.
Nitekim, geçtiğimiz çarşanba günü limanların Rumlara açılmaması konusunu ele alan AB Komisyonu'nun Türkiye ile müzakerelerin Gümrük Birliği'ni ilgilendiren 8 fasılda durdurulmasını önereceği bildirildi.
Türkiye ile müzakerelerin kalan fasıllarda sürmesi kararlaştırıldı.
AB Komisyonu'nun önerisinin ilk olarak AB Daimi Temsilcileri (COREPER) seviyesinde ele alınması ve 11 Aralıktaki Genel İşler Konseyi'nde onaylanması bekleniyor. Bunun gerçekleşmesi halinde Türkiye konusunun 14-15 Aralıktaki AB Zirvesi'ne kalması muhtemel bulunuyor.
Gelen haberlere bakılırsa tavsiye kararında, söz konusu başlıklar için "askıya alma" ifadesi kullanılmayacak. Tavsiyede, kriter getirilecek başlıklar dışındakilerde, müzakerelerin devam edeceği net bir dille belirtilecek.
Bunu anlamı şu:
Haftalardır biraz da iyimser bir yaklaşımla belirtmeye çalıştığımız gibi, bir çok çevrenin ellerini oğuşturarak bekledikleri şey olmayacak. Türkiye-AB müzakereleri durdurulmayacak, bir tren kazası olmayacak. Zor da olsa Türkiye yoluna devam edecek.
Kuşkusuz bu, AKP Hükümeti’nin gayreti nedeniyle değil, uluslararası şartlar böyle gerektirdiği için olacak.
Peki bu kadar önemli bir meselenin sokaktaki vatandaşın gündemindeki yeri nedir?
Maalesef bu konu da, şeriat-laiklik, başörtüsü-türban gibi önemli meselelerin yanısıra
sokaktaki insanı fazla ilgilendirmiyor.
TESEV’in yaptırdığı ve geçtiğimiz haftalar medyaya da tartışılan bir araştırmaya göre sokaktaki vatandaşın en fazla ilgilendiği meseleler yüzde 90’ın üzerinde bir oranla geçim şartları ve işsizlik gibi hayati konulardan ibaret.
Asıl gündem işte bu. Ama ne yazık ki bu gerçek gündemle ilgilenen yok.
|