22 Kasım 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [1]
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]



Bir Londra serüveni (2)

Ertanc HIDAYETTIN
info@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   24 Nisan 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Geçen hafta başladğm serüvenlerim bu hafta devam ediyor.  Yazm için bana  olumlu mesajlar yağdran okuyucularma çok teşekkürler. Bir kez daha arasra bu tür yazlara gereksinme olduğunu kantladnz.  Umarm bu hafta da yazmdan zevk alrsnz. 

 

Trende bolca içtiğim kolâ tesirini göstermeye başlyor. Bir tuvalet bulmam lâzm.  Ara sokaklara dalyorum.  Halbuki aklm kullansam geri Selfridge’e dönüp her katta bulunan tuvaletlerden birine gidebilirdim. Akl işte. Bir ara sokağa dalyorum. Kaldrmn üzerinde Modern, para ile açlan cinsten bir tuvalet görüyorum.  Motorway uzerinde seyahat ediyorsunuz. Petrolünüz ha bitti ha bitecek. Karşda bir benzincinin şklarn görüyorsunuz.  Ben de o an bu şekilde hissettim kendimi! İyi ki 20 pensim var cebimde. Kulübenin etrafnda dönüp dolanyorum. Bir türlü paray koyacak deliği bulamyorum.  O an komedi filmleri ile meşhur Amerikal star Woody Allan’n yllar önce gördüğüm bir filmi aklma geliyor. Filmde Woody Allan’a bir ofiste oturmas için bir sandalye gösterirler. Sandalye de tpk bizim tuvalet gibi muammal.  Woody sandalyeye oturmann yolunu tam on dakikada bulur.  Ama bunu becerene kadar da seyircileri gülmekten krp geçirir. O sahnenin komikliğini ben aradan yllar geçtiği halde unutmadm. 

Şimdi böyle komedi sahnelerini düşünmenin sras m ulân salak diye kendime kzyorum. Güçlükle deliği bulup paray atyorum.  Kap açlyor ama tam içeriye dalacağm srada tekrar kapanyor. Ben afal afal kapya bakyorum.  Cebimden bir yirmi pens daha çkarp tekrar deliğe atyorum. Bu sefer perende almş bekliyorum. Kap açlrkenden uzun atlama şampiyonu gibi kendimi içeriye atyorum. Az daha başm tuvaletin içine girecekti.  Tam pantolonumun zibini çözüp boşalmak için hazrlanrken  bu sefer tüm tuvalet oturağ bir çamaşr makinesinin çkardğ gürültüye benzer bir sesle krkbeş derecelik bir daire çizerek kapanmaz m?! Neymiş efendim, temizlenme zaman imiş. Bunu duvarda neon şklarla yazan yazdan okuyorum. Ulân ben senin gibi tuvalete… 40 pensim sana haram olsun! diye küfrederek kapy ite kalka açp koşar adm can havliyle yanda bulunan bir bara kendimi atyorum (can havliyle çünkü acele ile zibi kapatrken bir kaza geçirdim!).  Duvarda iri yazlarla ‘tuvalet sadece müşterilerimiz içindir’ diye yazdğndan içimden ‘sadist İngiliz’ diye geçirerek barmenden bir portakal suyu alyorum. Ayakta kvrana büküle onu içerken bir taraftan da gözlerim tuvaletin nerde olduğunu araştryor. Hzla kalkp barn tuvaletine dalyorum. Barmen ve biriki kişinin bakşlarn ensemde hissediyorum. Bana ne. Ben rahatladktan sonra isterse tüm bar halk baksn!  İşimi bitirdikten sonra dudaklarmda geniş bir gülümseme, zevkten dörtköşe bara gelip soğuğa inat buz gibi bir bira içiyorum.  Oh dünya varmş!

Barn olduğu sokaktan çkp tekrar Oxford Streete giriyorum.  Biraz evvelki kalabalk sanki daha da artmş gibime geliyor.  Herkes daha telâşl, mağazalar hnçahnç dolu.  Bir hengâmedir gidiyor.  Geri dönüp daha sakin olan Regents Streete giriyorum.  Mağazalarn birinin önünde durup vitrindeki takm elbiselere bakarken yanmda beliren şişman bir adam  ağz kulaklarna varms srtarak beni dürtüyor. Ben ‘hoppala bu da kim’ diye düşünerek adama yüzümü tam olarak çevirince zavall adamcağzn dudaklarndaki gülümseme balon gibi sönüyor.  Binbir kez özür dileyerek yüzü pancar gibi oradan ayrlmaya çalşrken bastonla yürümekte olan yaşl bir adamcağza çarpyor. Az kalsn adam düşürecekti.  Ben gülmemek için binbir yüz hareketleri yaparak hzla oradan uzaklaşyorum. 

 

Adamn bana yaptğ hareketin bin beterini ben başkasna yapmştm yllar önce.  Aklma o olay geliyor ve kendi kendime gülüyorum.  İngiltereye ilk geldiğimden alt, yedi ay kadar sonra idi.  Lisede iken el kol şakalar yapmay çok seven bir arkadaşm vard.  Okulda iken ondan kurtuluş yoktu ama ona sokakta  rasltamaktan hepimiz çok korkuyorduk.  Çünkü sizi onunla gören çocuğun sizi dövdüğünü sanrd.  Bir gün Piccadilly’de yalnz başma gezerken arkadan ona benzer birini gördüm.  Bana “sen İngiltere’ye gittikten alt ay sonra ben de geleceğim” demişti.  Boyu, posu, duruşu, saçlarnn modeli aynen o.  Üç yllk el şakalarnn acsn çkarmann tam zaman deyip srtarak ona yavaşca yaklaşp ensesine okkal bir tokat yapştrdm.  Çocuk ne olduğunu anlamak için döndüğünde onun bizim şakac arkadaş olmadğn dehşetle gördüm.  İkimiz de şok olmuş, belki de 15 saniye birbirimize baktk. Ondan sonra tarzanca İngilizcemle “man looks like man!” gibi saçma sapan şeyler söyleyerek çocuğa durumu izah edip güç belâ dayak yemekten kurtuldum.  Şimdi düşünüyorum da o gün gördüğüm o çocuğun bizim arkadaşa benzer pek bir taraf yoktu!  Ondan sonra o arkadaş dediği gibi Londra’ya geldi. Halâ her buluştuğumuzda bu olay konuşup epeyce güleriz. Artk eskisi gibi el şakas yapmyor. 

Regent Streette biraz ilerleyince geçen hafta bahsettiğim Hamleys oyuncak mağazasna geliyorum.  Kbrs’tan, Avustralya’dan gelen akrabalarm çocuklar veya torunlar için bu meşhur mağazadan bir oyuncak almadan gitmesinler diye muhakkak bu mağazaya götürürüm.  Ben çoğu zaman onlardan ayrlp bol bol bu güzelim mağazay gezer, çocukluğuma geri gider ve özellikle video oyunlar ile oynarm. Hoş, benim çocukluğumda bu tür oyunlar ne gezerdi.  Beni ordan zorla söküp götürürler.  Aklma torunum  Meleciğin istedigi oyuncaklar geliyor.  Televizyonda her gün kaçrmadan seyrettiği “In the Night Garden” dizisinin iki karakteri, ‘Iggle piggle ve Upsy Daisy!’  Onlar almak için mağazaya dalyorum.  İkinci katta, iki saat once Oxford Streette ailesi ile gördüğüm küçük yaramaz ve babasn görüyorum.  Anlaşlan babasnn gönlünü etmiş. İkisinin de gözleri parlyor.  Küçük yaramaz bir oyuncaktan ötekine tetik dokuyor. Babasna da arasra Türkçe hangi oyuncaklar almas gerektiği hakknda direktif veriyor.  Mağazaya girdikten birbuçuk saat sonra meşhur Hamleys poşetinin içinde Meleğin Iggle Piggle ve Upsy Daisy bebekleri ile mağazadan çkp Metronun yolunu tutuyorum.  Karnm Dillirga çalyor! Artk eve dönme zaman geldi.  Evdekilere yasadğm serüvenleri anlatmak için sabrszlanyorum. 

 

Günün sözü: “İnsan güldüğü kadar insandr”  Moliere

   1355 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Obama Kazandı Değişen Ne Olacak Ki?
22 Ekim 2008, Çarşamba   ŞENLİK BUNA DENİR
15 Ekim 2008, Çarşamba   Yaşamın Kıyısına Attıklarımız
01 Ekim 2008, Çarşamba   Kıbrıs İzlenimleri 2008 (6)
20 Eylül 2008, Cumartesi   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (4)
04 Eylül 2008, Perşembe   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (2)
28 Ağustos 2008, Perşembe   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (1)
13 Ağustos 2008, Çarşamba   ESKİ LEFKOŞA’YA ÖZLEM
08 Ağustos 2008, Cuma   'Ana Dili Okulları' , 'Ek okullar', ve Şimdi 'Tamamlayıcı Okullar'
01 Ağustos 2008, Cuma   KKTC'den Neler Bekliyoruz?



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital