|
Yangınlarla uğraşmayalı çok olmuştu! Ellerim kupkuruydu şimdi. Yangın yerleri ise terkedilmiş. Kalbimin orta yerinde sahipsiz bir taht vardı. Herkes bırakıp gitmişti zırhını... Takvim yaprakları alev alıp tutuştuktan sonra zaman kavramı yanlış yollara sapmıştı. Başıboş bir esaretti bizimkisi! İlk bakışta zincirler yoktu. Ama zincirlerden daha kötüsü vardı; alanımız dardı! Ateşe verip yakamıyorduk birşeyleri. Yeniden varolmak için yapmalıydık bunu. Cesaretimizi yitirmiştik cayır cayır yanarken. Küllerimiz uşuşuyormuş meğer de haberimiz yokmuş! Toplamaktan yoksunuz, savulmaktan değil... İçinde yer aldığımız tablo korkunçtu anlayacağınız. Peyzajını yitirmişti hayatlarımız. Perspektifsiz yollardaydık! Hep aynı genişlik, hep aynı dar mesafeler. Ne yazık ki mesafelerin arası gittikçe açılıyordu. Dönüşsüz gibi görünüyordu herşey. Bu nedenle adım atmak da zor geliyordu. Hele hele yine yeniden demek imkansız gibi duruyordu. Ama bilemezdik ki! Adım atmadan... Yine yeniden demeden bilemezdik. Bir zamanlar o yangından varolmuştuk. Ateşten gömlek giymiştik. Dayanmıştık yanmaya. Göz göre göre kavrulmaya! Mücadele etmiştik. Alevi ellerimizde tutmuştuk. Her yanımızı alev topu sarmıştı fakat biz direnmiştik. Yanmıştık, yakmıştık. Kazanmıştık kaybetmiştik. Yitirdiklerimizi bulmuştuk. Kötülükleri kovmuştuk. Temizlenmiştik. Ak pak başımızı alıp gitmiştik. Peki neden şimdi ellerimiz kupkuru duruyordu. Neden yangınlardan bu kadar korkuyorduk. Acısını da biliyorduk, saflığını da! Bir zamanlar “yanmam gönlüm yansa da” diyorduk şarkıdaki gibi... Yine diyebiliriz. Yangını yarıp karşıya geçebiliriz. Ateşi tutup kötülüğü yakabiliriz. Ateşten gömlek giyip mücadeleye devam edebiliriz. Terkedilmiş yangın yerleri yeni zaferler beklemekte. Kalbimizin orta yerindeki tahtlarımıza geri dönme zamanı bugün! Gün bugündür... Zırhlarımızı kuşanmalıyız. Yanlış yollara sapan zaman kavramını zapdetmeliyiz. Başıboş esaretten kurtulmalıyız. Ateşe verip yakmalı ve küllerden yeni şeyler yaratmalıyız! Çünkü bu yangın yeri bizim.
|