|
Hayata hangi noktadan bakarsanız sadece baktığınız noktayı görürsünüz.
Pencerenizin kaçta kaçını kullanabildiğiniz size bağlı birşey!
Etrafınızda tüm olup bitenleri görebilme hacminiz biraz da baktığınız noktayla ilişkili.
Noktayı büyültmek de küçültmek de sizin bakış açınızla doğru orantılı.
Bu orantıdan galip çıkabilmeniz için her cepheyi değerlendirmelisiniz.
Varabileceğiniz noktaya varmak için koşarken, sağnak yağışlar altında ne kadar dayanabildiğiniz önem kazanıyor böyle bir durumda.
Verdiğiniz sözleri ne kadar tutabildiğiniz...
Veya kaç kişiye karşı meydan okuyabildiğiniz önemli!
Cephelerinizi ne kadar doldurabildiğiniz ve başka cepheleri nasıl kuşatabildiğiniz de ana mesele!
Ardından yürekliliğinizin hangi kaleleri fethedebileceği olgusu bir düşman gibi karşınızda beliriverir aniden.
Karanlık perdeleri gözünüzün önüne sinsice çekmeye çalışan içinizdeki düşmanla boğuşmaya başlarsınız.
Bir eliniz noktayı kapatmaya çalışırken, diğer eliniz de açmak için var gücüyle direnir.
Bu direniş hesapta olmayan başka insnalara karşı da verilir.
İşte o noktada derinlik kazanır herşey...
Ya sığ sularda yüzmeye mecbur bırakılırsınız.
Ya da derin okyanuslara yüzünüzü dönersiniz.
Sheakspeare’in dediği gibi, “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!”
Olmakla olmamak arasında netleşmeye çalışırsınız.
Bütün mesele çok cepheli olmakta!
Çok cephe savaşmayı gerektirir boyuna...
Hayat da yaşanmayı gerektirir!
Bu kaçınılmazlık içinde ‘yaşamak’ kavramı kapınızı tıklatır.
Kapının ardında nasıl bir görüntü varsa kilit o görüntüye uygun bir şekilde açılır.
İçinizdeki cesaret parmaklarınızın ucunda kendini gösterir.
Derken yaşamak için önce ayakta kalmayı becerebilmenin önemi ortaya çıkar.
Bakılan yer ve durduğunuz nokta!
Ayakta kalmak için hayatın neresinde durduğunuzu bilmelisiniz.
Yaşamak fiiline nereden bakarsanız, baktığınız kadardır durduğunuz nokta!
Çevrenizin alanını ikiye katlamak ellerinizdedir anlayacağınız.
Bu yüzden birden çok yerde durmalı ve sayısız yere bakmalısınız.
Böyle düşünüce bir çok cisim nüfuz eder hayatlarınıza.
Zenginleşirsiniz.
Fazlalaşırsınız...
Artarsınız katlanarak.
Aslında denklemin özünde ayak bastığınız ormanlarla, el değmemiş kuytu sokakların bitip dinmeyen savaşı söz konusu.
Birileri birilerine karşı anlayacağınız.
Siz ‘siz’e de karşı olabilirisniz!
Çoğu zaman insan kendisiyle ters düşer zaten.
Böyle bir durumda çok yere bakmalı ve birden fazla olmalısınız.
Kendinizi kurtarmak ve yeniden kendinize dönebilmeniz için şart bu!
Baktığınız çerçeve geniş, durduğunuz alan büyükse taaruza uğramanız neredeyse imkanız.
Taaruza uğrasanız bile kayıplarınız yok denecek kadar az olur.
Çerçevenizin genişliği sizin hayat karşısındaki tutumunuzu gösterir.
Bu yüzden ufkunuzu genişletmelisiniz.
Sadece görmek istediklerinize değil...
Gözünüzün ardına ittiklerinize de dokunmaya çalışmalısınız.
Unutmayın, gün gelir gözünüzün ardına ittikleriniz sizi vurur.
Yok saydıklarınız size tetiği çekmeden, onları etkisiz hale getirin.
Sığ düşünmeyi bırakın.
At gözlüklerinizi çıkarın.
Başka çerçevelerle ve biraz da başkalarının gözüyle bakın hayata.
Baktığınız kadardır durduğunuz nokta!
|