|
LEFKOŞA- Salı akşamı Lefkoşa Saray Otel’de KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın gazetecilere yeni yıl resepsiyonu vardı.
Resepsiyona bazı Rum gazeteciler de katıldı. Hem de katılanlar arasında Alekos Konstantinides gibi Rum kesiminin oldukça popüler gazetecileri de bulunuyordu.
Mehmet Ali Talat’ı zaman zaman eleştirdim. Ancak Talat’ın Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koyma arzusundan hiç kuşku duymadım.
Pazar akşamı 2006’yı uğurlayıp 2007’ye merhaba diyeceğiz. Bu hafta sizlere uzun uzun politika analizi yapmak istemem.
Talat, 2007 yılında da barış ve çözüm için elini uzalı tutacağını söyledi. Talat elini uzalı tutmasına tutacak da Papadopulos’un hedefi güneyden elini uzatıp, Beşparmaklara dokunmadan taa Ankara’ya ulaşmak. Bizi dikkate alam niyeti yok.
Talat gene de inadına çaba harcama arzusunda. Neden? Çünkü Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü Kıbrıs Türk insanı için “hayırlara vesile” olmayacak.
Bu hafta için bu kadar politika yeter.
Yazımın bundan sonrasını politika dışı bir çizgide sürdürmek istiyorum.
* * *
Geride kalan zaman dilimine hiç bir zaman kahrolmadım.
O zaman içerisinde bir takım hedeflere varmak ya da varmamanın bizlerde yarattığı duygusal tatmin ne olursa olsun yaşamak tek başına bir mutluluk nedenidir.
Kötü yaşanmışlar çok daha kalıcı iz bırakır. Halbuki birazcık durup düşünün... Hayatımızda yepyeni sayfaları, yepyeni mutluluk nedenlerini de yaşanmışlıklar içerisinde bulmuyor muyuz?
İnsanoğlunun gözü genelde daha ilerilerde ve daha yükseklerde olur. Doğaldır böyle olması da. Ama hedeflerimiz ne olursa olsun bulunduğumuz noktanın değerini de bilelim.
Bugün bir yılı daha uğurlamaya hazırlanıyoruz. 2006’ya umutla, mutluluk beklentileriyle merhaba deyip bir biçimde bu son akşamına ulaşamayan ne kadar çok insanın olduğunu düşünür müsünüz?
Yeni yıla dünyanın değişik köşesinde insanlar farklı duygularla girecek. Bir lokma ekmeği zor bularak yeni yıla merhaba diyenler yanında çok lüks ortamlarda 2007’ye adım atacak olanlar da var. Sonuçta herkesin bir takım şeyleri yaşaması için hayatta olması gerek.
Acı duymak da mutlu olmak da hayatta olmayı gerektirir.
* * *
Bir süre önce elektronik postayla aşağıdaki yazı geldi.
Bana ulaştıktan sonra kaç kez okuduğumu ben de bilmem. Ama sayısını bilmeyecek kadar çok okuduğumu biliyorum. Kaleme alanı bilsem ismiyle size aktarırdım. Ama bilmiyorum.
İşte "OLUR YA UNUTURSAM" başlıklı yazı:
"Yağmurlu ve soğuk bir kış günü, yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldı. "Eski gazeteniz var mı, bayan?" diye sordular.
Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim, ama ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi. "İçeri girin de size kakao yapayım." dedim.
Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri.
Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım işleri yapmaya koyuldum. Oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti. Bir an kafamı içeriye uzattım. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu. Erkek çocuğu bana döndü ve "Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu. "Zengin mi? Yo hayır!" diye cevaplarken, gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız ve fincan tabaklarınız takım." Dedi.
Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa.
Teşekkür bile etmemişlerdi, ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı.
Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim patateslerin tadına baktım. Sıcacıktı patatesler. Başımızı sokacak evimiz vardı. Bir eşim vardı ve eşimin de bir işi, bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi uyum içindeydi.
Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim.
Çocukların sandaletlerinin çamur izleri halının üzerindeydi hala.
Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de. Olur ya; unutuveririm ne denli zengin olduğumu. Siz de sakın unutmayın ne kadar zengin olduğunuzu. Ben unutmayacağım."
|