|
Yeni bir yıla başladık. Umutlu olmak gerekiyor.
Biz de bu nedenle 2007’deki bütün olumsuz gelişmelere rağmen içinde bulunduğumuz yeni yıla ilişkin umutlarımızı dile getirelim dedik.
Türkiye insanı 2007’de 22 Temmuz seçim sonuçlarına da bakarak ülkenin süratle bir değişim sürecine gireceğini düşündü. Daha önce AB üyeliği yolunda girişilen yarım yamalak reformların daha da yaygın ve etkin bir biçimde süreceği umudunu taşıdı.
Çünkü AKP, seçmenin büyük bir çoğunluğunun desteğini bu nedenle almıştı.
Bu hedefleri göstererek almıştı. Barış, refah, istitikrar ve özgürlük. İşte oyların AKP’ye akmasını temel nedenleri aslında bunlardı.
Tabii bürokratik iktidarın kışkırttığı, yönlendirdiği ve kendilerine ‘Millici’, ‘Atatürkçü’ vb. isimler takan bir kesim de vardı. Bunlar bürokratik iktidarın psikolojik savaşta kullandığı unsurlar olarak düşünüldüğü için ülkede gerçek, sahici bir muhalefet de oluşamadı. CHP de halkı tamamen dışlayıp bürokrasinin Meclis’teki temsilcisi oldu.
Bu akımın dışındaki milliyetçiler ise MHP çatısı altında merkeze yaklaşmak yerine geleneksel rollerini, devlete ve militarizme biat şeklinde sürdürmeyi tercih ettiler.
Neyseki bu durumda DTP’nin desteklediği bağımsız adaylar arasında seçimi kazanıp Meclis’e girebilen 21 parlamenterin oluşturduğu DTP Grubu bu muhalefet görevini üslendi.
“Üslendi” dememiz lafın gelişine söylenmiştir.
DTP’nin kuşkusuz Meclis’e girmesi çok önemli bir olaydı ve Türkiye’de böyle bir gelişme Kürt meselesinin çözümü açısından da ülkede sosyal ve siyasi barışın sağlanması açısından da büyük önem taşıyordu.
Ama DTP üzlendiği bu görevine başlayamadı.
Daha Meclis’in açlışından itibaren başta AKP yöneticileri, bizzat Başbakan Erdoğan başta olmak üzere DTP’ye ve DTP milletvekillerine yönelik çok ciddi suçlamalarla işe başladılar.
Daha işin başında DTP’nin ve tabii ki temsil ettikleri Kürt kitlesinin ( Ki bu da yaklaşık 2 milyon seçmen demek) dışlanması anlamı taşıyordu.
Bu tavır AKP’nin Kürt meselesini Kürtlerle konuşarak çözmekten yana olmadığını gösterdi.
Daha doğrusu AKP meseleyi sadece askerle ve bürokratik güçlerle birarada onların da razı olabileceği yöntemlerle çözme yolunu tercih etti. Bu AKP’nin daha çok iş
ine geldi. Çünkü böyle bir yol siyaseten AKP ile askerleri ve bürokrasiyi de yan yana getirecek ve iki kesim arasındaki çelişkiler yumuşayabilecekti.
Nitekim öyle de oldu. Daha sonra AKP askerlerin istedi ile sınırötesi operasyon yetksi veren tezkereyi Meclis’ten geçirdi.
Arkasından asker destekli Erdoğan, 5 Kasım’da ABD Başkanı Bush ile görüşerek yeni Kuzey Irak ve Kürt politikalarını ABD’nin menfaatlerine uygun bir şekilde yeniden dizayn ettiler.
Bu çerçevede alınan kararlar geregince ABD’nin desteği ile sınırötesi operasyonlar başladı. Bu operasyonlarda İsrail de lojistik destek verdi, Türkiye’ye uydu bağlantılı keşif uçakları gönderdi.
Operasyonlar sürerken ve medya pek bir somut netice alınmamış ve PKK’ya fazlaca zarar verilmemiş olmakla birlikte PKK’nin bitirildiğine ilişin canhıraş yayınlar yapıyordu. Erdoğan da tam bu sırada PKK ve Kürt meselesinin çözüm yolu olarak Ceza Yasası’nın ‘Nitelikli itiraf’ı düzenleyen 221’inci maddesini gösteriyordu.
Tabii bu arada çözüm için AKP iktidarını bir umut olarak görüp ona oy veren Kürt seçmen de genel olarak Türkiye seçmeni de geçtiğimiz yıl beklentilerinin karşılanmadığı için hayal kırıklığı yaşadılar.
Kuşkusuz buna, AB üyeliği için yapılması gereken reformları yapmamakta ve atılması gereken zorunlu adımları atmamakla direnen AKP’nin muhafazakarlığa ve militarizme prim veren, destek veren tavrını eklemek gerekiyor.
AKP’nin ayrıca ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engel olarak gösterilen ve AB’nin sürekli değişmesi ya da kaldırılması yolunda uyarılarda bulunduğu 301’inci madde ile ilgili de herhangi bir şey yapmadığı malum.
Kuşkusuz AKP’nin yapmaya söz verip de yapmak için hareket etmediği başka konular da var.
Ama herşeyden önemlisi Türkiye 2008 yılına savaşın sürdüğü bir ülke olarak girdi.
Bu görüntüler 2008 içinde de devam edemez.
Çünkü AKP’ye oy veren seçmen yukarıda da belirttiğim gibi barışa oy verdi. Ülkede sürekli kan dökülmesine neden olan Kürt meselesinin ve diğer hayatı meselelerin çözümü yolunda AKP’ye hem destek hem de yetki verdi.
Seçmen refah beklentileri için AKP’ye destek verdi. AB sürecini hızlandırma ve AB yolunda gereken reformları yapmak için AKP’yi görevlendirdi.
Buna bağlı olarak seçmen ülkenin istikrara kavuşmasının çok önemli olduğunu ifade ederek istikrar yolunda yine AKP’yi destekledi. Geçmiş dönemde kısmi de olsa sağlanan istikrarın daha da yaygınlaştırılması ve pamuk ipliğine bağlı olmaktan çıkarılması için AKP’ye oy verdi. Oysa içinde bulunulan savaş ve çatışma ortamı ülke refahı ve istikrarı için en büyük tehdit olarak ortada.
Nihayet seçmen, özgürlüklerin genişletilmesi talebi ile AKP’ye oy verdi. Yasakçılığı ve milliyetçi yaklaşımları reddetti.
301, türban yasağı ve ana dilin öğretilmesi, öğrenilmesine olanak tanınması, azınlıklara ve farkılılıklara ayrımcılık yapılmaması için etkin önlemler alınması vb. talepleri ile AKP’ye oy verdi.
Belki AKP bu taleplerin birçoğunu kendisine yönelik talep olarak görmüyor ama gerçekler böyle.
Ve AKP 2007 yılında bu meselelerin çoğunda çözüm için niyeti olmadığını gösterdi.
En önemlisi de askerlerin savaş taleplerine boyun eğdi. Hem içerde kendi vatandaşlarıyla savaşan hem de dışarda yine kendi vatandaşları ile savaşırken Irak Kürtlerini de tehdit eden bir ülke görünümünü pekiştirdi.
Kürt meselesini Kürtlerle konuşmadan ve barışcı, demokratik, siyasi yolları denemeden çözmeye – aslında çözmemeye- niyetliolduğunu gösterdi.
İşte bu nedenlerle 2008’e ilişkin beklentiler ve umutlar çok fazla.
Bakalım AKP neleri yapabilecek, neleri yapmayacak.
Türkiye’nin zaman kaybetmeye ve meselelerin de artık daha fazla beklemeye tahammülü kalmadı.
2008 bu nedenle Türkiye için bir dönüm noktası olacak.
Dileriz umutlar, beklentiler bu kez de boşa çıkmaz.
|