|
Kuzey Kıbrıs’taki Lokmacı krizi, son gelen haberlere bakılırsa barikatın önündeki üst geçitin yıkılması ile sona ermiş görünüyor.
Ama sadece ‘görünüyor’ o kadar.
Yoksa ne Kuzey Kıbrıs açısından ne de Türkiye açısından herhangi bir mesele halledilmiş değil.
Türkiye Genelkurmay’ına bağlı askerlerin daha önce bu geçidin yıktırılmasına karşı çıkmalar hatta yıkımı engellemeleri sonrasında yaşanan gelişmeler bütün dünyanın gözleri önünde cereyan etti.
Cumhurbaşkanı Talat’ın bu amaçla Ankara’ya gitmesi ve basiretsiz AKP Hükümeti yetkilileri tarafından Genelkurmay Başkanı ile görüştürülmesi ya da bir söylentiye göre Genelkurmay’ın çağırması üzerine Talat’ın Genelkurmay Başkanı ile görüşmesi ise ayrı bir kriz konusu.
Hükümetin kendi halletmesi gereken bir meseleyi KKTC Cumhurbaşkanı’nın halletmesini beklemesi ve ardından da Genelkurmay’ın ülke yönetiminde söz sahibi olduğunu yeniden beyan etmesi için ona güzel bir fırsat sunması işin püf noktasını oluşturuyor.
Hükümet böyle bir hata yapınca da aynen bir siyasi odak gibi davranan Genelkurmay’a bu güzel fırsatı değerlendirmek kalıyor.
Talat’ın askerlerle Lokmacı geçidi meselesini görüşmediklerine ilişkin açıklamasını özellikle yalanlayan ve hem AKP Hükümetini hem de KKTC’yi ve onun Cumhurbaşkanı’nı kendi kamuoyu önünde ve dünya genelinde rezil eden bu açıklama aynı zamanda Türkiye’nin Kıbrıs meselesine ve Kuzey Kıbrıs’taki gerçeklere nasıl çarpık baktığını gösteriyor.
Çünkü Genelkurmay sadece AKP Hükümeti’ni KKTC yönetimini ve Talat’ı zor durumda bırakmış olmuyor.
Asıl Türkiye’nin Kıbrıs meselesinde ve KKTC’ne yaklaşımında ne kadar büyük yanlışlar ve tutarsızlıklar içinde bocaladığını da gösteriyor.
Genelkurmay bunu yaparak Erdoğan Hükümeti’ni hem de seçilmesini hiç hazzetmediği Talat’ı yıpratacağını, hatta bu karambolde Talat’ın istifa ederek Kuzey’de bir siyasi kriz yarabileceğini hesap etmiş olabilir ama, işin ilginç tarafı, bu siyasi manevradan bizzat genelkurmay da zarar görmüş bulunuyor.
Tabii aslında genel olarak bu siyasi oyundan Türkiye zarar görmüş durumda.
Türkiye yıllardır ne diyordu? Kıbrıs meselesinde masaya oturacak tek yetkili KKTC Cumhurbaşkanıdır. Cumhurbaşkanı Papadopulos’un muhatabı odur.”
Genelkurmay, ülkeyi kimin idare ettiğini gösterme ihtirası içinde bu tezi artık çöp sepetine atmış bulunuyor.
Papadopulos şimdi dönüp, “Talat Kıbrıs konusunda yetkili değil, hatta Erdoğan Hükümeti de yetkili değil, ipler askerin elinde” diyebiliyor.
Üstelik Türkiye’nin, “KKTC bağımsız bir devlettir, ve bu devlete yönelik uluslararası kısıtlamalar kaldırılmalı” çağrıları da artık ciddiye alınmayabilir. AB bu durumda dönüp,” O toprak parçası madem size bağlı bir alan, askeri öncelikleri olan bir coğrafya ne diye kısıtlamaların kaldırılmasını istiyorsunuz, siz önce kendi içinizdeki eğemenliğin kullanılması meselesini halledin” dese ne olacak?
Görüldüğü gibi Genelkurmay’ın herkes tarafından bilinen bir şeyi açıkça ifşa etmesi aslında birçok konuda soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Birçok meselenin yeniden tartışılması gerektiği gerçeğini ortaya koyuyor.
Hatta birçok meselemizle yeniden ve daha gerçekçi olarak yüzleşmemiş gereği ortaya çıkıyor.
Şimdi işin sonucuna bakarsak şöyle bir tablo ortaya çıkıyor:
KKTC yönetimi ( Cumhurbaşkanı Talat) üst geçidi görünüşe bakılırsa, Genelkurmay’ın karşı çıkışına rağmen yıktırmış bulunuyor.
Ama kimse dönüp de ona ‘Aferin’ diyemiyor. Kimse, bu olaydan sonra, “Türkiye’nin ve Türk silahlı kuvvetlerinin Kuzey Kıbrıs üzerindeki hakimiyeti ve otoritesi azaldı, artık Türkiye’nin tasallutundan ve işgalinden kurtuluruz” gibi bir düşünceye kapılmıyor.
Kuzey’de yaşayan insanlar artık gögüslerini gere gere, “Biz Türkiye’nin vasiyetinde ve avucunun içinde olan tecrit edilmiş bir coğrafya değiliz” diyebiliyor mu?
Sanıyorum diyemiyor.
İş işten geçtikten sonra, “Yetki KKTC’de. Çünkü orası ayrı bir devlet” diyen Başbakan Erdoğan’ı ülke içinde ve dışında ciddiye alan var mıdır bilmiyorum.
Kaldı ki bu geçidin hiçbir askeri ve stratejik öneminin olmadığını bizzat Genelkurmay Başkanı Büyükanıt açıkladığına ve Türk askeri bölgede devriye gezmeye devam edeceğine göre bu sonuçun olsa olsa sembolik bir değeri olabililir.
Bu acı gerçeklere rağmen umarım Lokmacı geçidinin yıkılması, Rumları da barikatın öte tarafını yıkmaları konusunda zorlayıcı bir etken olur. Böylece Türkler ve Rumların küçük bir ölçekte ve denemede de olsa birada olmaları, gelişgidişleri sağlanır.
Bu gelişgidişlerin ve birarada oluşların, ilerde gerçekleşebilecek birarada yaşama amaçlı barışçı sürece yardımcı olması dileğiyle.
(Lokmacı krizinden gereken dersleri çıkartmayı da ihmal etmeden )
|