|
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri bıçak sırtında yürümeye devam ediyor.
Tam üyelik için müzakereler başladı ama, müzakerelerin yürüyebilmesi için Türkiye’den beklenenler var.
Nitekim önümüzdeki hafta, 8 Kasım’da açıklanacak olan Türkiye İlerleme Raporu’nda bu konuların tekrar dile getirileceği ve Türkiye’ye yönelik birçok eleştirinin raporda yer alacağı şimdiden basına sızan bilgilerden anlaşılıyor.
Türkiye’nin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri ve bu yükümlülüklerin iç politikaya yansımaları bir çok meseleye neden oluyor.
Bunların başında devam etmesi gereken reformlar ve demirbaş Kıbrıs meselesi bulunuyor.
Özellikle Hükümet’in son zamanlarda milliyetçi bir söylem benimseyerek reformlar ve AB ilişklileri konusunu ağırdan alması ve AB karşıtı odaklarla adeta bir yarışa giriyor gibi görünmesi, bu biçak sırtında yürümeyi daha da zorlaştırmış görünüyor.
Hükümet, Kıbrıs meselesinde devleti yöneten odaklarla aşağı yukarı aynı görüşü benimsiyor. “Kuzey’e yönelik tecritin kaldırılması konusunda AB’nin verdiği sözlerin yerine getirmesi yolunda adımlar atılmazsa Rumlara limanların ve havaalanlarının açılmasının söz konusu olamıyacağını” tekrarlıyor.
Bu noktada AB ile Türkiye arasında bir tren kazasına engel olmak isteyen bazı AB yetkilileri ve AB üyesi ülkeler, uzlaşma noktası bulabilmek amacıyla bir çözüm formülünün kabul edilmesi için çalışıyor.
Yani AB tarafında, hem Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğinin altını çizenler var, hem de Türkiye ile bir tren kazasına neden olmamak için durumu kurtarmaya yönelik çaba harcayanlar bulunuyor.
İngiliz Financial Times gazetesi, ilerleme raporu taslağında Türkiye'nin ifade özgürlüğü, işkence ve ordu üzerinde sivil kontrol konularında yeterince adım atmamakla eleştirileceğini yazdı. Gazeteye konuşan bir AB yetkilisi "Türkiye'nin geride kalan 18 ay içinde, özellikle de geçen Ekim ayında müzakerelerin başlamasının ardından daha fazla adım atmasını umardık. Eğer Türkiye daha çok adım atsaydı, eğer daha geniş ifade özgürlüğü olsaydı, eğer işkence olmasaydı her şey çok daha umut verici olurdu" dedi. Haberde, Aralık ayında yapılacak AB zirvesinde Türkiye'nin hem limanlarını Rumlara açmaması nedeniyle hem de reformlar konusunda eleştirileceği ifade edildi. Rapor taslağında, Türkiye'nin limanlarını Rumlara açmayarak AB ile yapılan Gümrük Birliği anlaşmasına karşı çıktığının bildirildiği kaydedilen haberde, Kıbrıs Rum Kesimi'nin veto hakkı olduğu hatırlatılarak bu konunun normalde müzakereleri durdurabileceği belirtildi.
Bu bilinen bir durum ve Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimi de Kıbrıs meselesi ve Türkiye’nin yükümlülükleri gündeme geldikçe sık sık veto hakkını kullanabileceğini ileri sürüyor. Şimdiye kadar bu hakkını kullanmadı. Kullanmasına izin vermediler demek daha doğru olur. Çünkü, zaten AB üyeliği bunca tartışmaya ve krize neden olan ve içinde ciddi bir ihtilaf barındıran Kıbrıs Cumhuriyeti, üstelik de BM Genel Sekreteri’nin hazırladığı Barış Planı’nı reddeden taraf olarak eleştirilen bir konumda bulunuyor.
Bu nedenlerle AB yönetiminde ve üye devletler nezdinde, böyle bir konumdaki bir üyenin Türkiye gibi stratejik önemi olan büyük ve önemli bir aday üyenin görüşmelerini engellemesinden yana olmayan üyeler mevcut.
Kaldı ki Türkiye ile komşu olan Yunanistan’ın da böyle bir durumdan mutlu olacağını beklemek de yanlış olur.
Kuskusuz Türkiye’nin yerine getirmesi gereken yükümlülükler var. Özellikle de son bir yılda kamuoyununda iyice düştüğü belirlenen AB’ye yönelik desteğin tekrar yükselebilmesi için hükümetin yapması gereken çok şey bulunuyor.
Bunun için normal tarihinde yapılması neredeyse kesinleşmiş olan genel seçimler nedeniyle benimsenen milliyetçi söylemin bırakılması ve reformlara aynı hızla devam edilmesi gerekiyor.
Özellikle İlerleme Raporu’nda da üzerinde durulan 301’inci maddenin biran once değiştirilerek ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması şart.
Ayrıca ordunun siyasi hayat üzerindeki etkisi konusunda da ciddi eleştiriler söz konusu. Başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere birçok general Kıbrıs, laiklik ve Kürtler konusunda açıklamalar yapmaya devam ediyor. En son Genelkurmay Başkanı, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın “Siyasetin olduğu yerde asker konuşmaz” sözleri üzerine daha çok da AB’den gelen bu taleplere yanıt vermek amacıyla ve AB’yi eleştiren bir havada, “Konuşmaya devam edeceğini” ifade etti. Aynı komutan Cumhuriyet Bayramı törenlerinde de” Konuşmazsa olmayacağını, güvenlikle ilgili meselelerde askerlerin ondan konuşmasını beklediğini” söylemekten çekinmedi.
Komutana ve diğer generallere göre memleketin bütün siyasi meseleleri aynı zamanda güvenlik meselesi olduğu için askerler konuşuyor. Bu nedenle de konuşmaya devam edecekler.
Avrupa Birliği İlerleme Raporu'nun açıklanmasına bir hafta kala, dört yıllık görevini tamamlan AB Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Hans Jörg Kretschmer giderayak bu konuda yaptığı bir açıklamada, hükümetin reformlara devam etmek istediğini ama askerin buna direndiğini savundu. Bu çok önemli bir saptama.
Kretschmer, görev yaptığı 4 yıl sürecince komutanlarla yüz yüze görüşme talebine cevap alamadığını da açıkladı.
Askerlerin siyasete müdahale meselesiyle ilgili açıklamaları ve AB’ya karşı tavırları Türkiye AB ilişkilerini geren ve meselelerin daha da zorlaşmasına neden olan yaklaşımlar. Bu yaklaşımlar nedeniyle Türkiye’de AB ile ilişkilerin dondurulması gerektiğini söyleyenlerin sayısı giderek artıyor. Böylece bunlarla, “Türkiye AB
ilişkilerindee bir tren kazası olmalıdir” diyenler aynı cephede yer almış oluyor.
Oysa Türkiye’nin de AB’nin de menfaati bu ilişkilerin devam etmesine bağlı.
Bakalım AB’de bu görüşten yana olanlar AKP’ye seçimlere kadar nefes almasına neden olacak bir süreyi kazandırabilecek mi? Bir tren kazasını engelleyebilecekler mi?
Ben, bu konuda olumlu düşünenlerden yanayım. Ne AB ileri gelenlerinin ne de AKP yöneticilerinin, böyle bir kazaya neden olmanın getireceği ağır sorumlulukları üslenmek istemiyeceklerini düşünüyorum.
|