Kişiler, kimi isterlerse desteklemek, diledikleri siyasi parti veya gruba katılıp oy vermek haklarına sahip olmalıdırlar...
İnsan hakları, demokrasi ve sosyal adalet, günümüz Türkiye’sinin hala aç olduğu kavramlardır... Türkiye’de hala 20 milyondan fazla insan, açlık sınırı olarak sayılan günde bir Amerikan Doları’ndan daha az gelir elde etmektedir.
Türkiye’de hala insanlar fikirlerini rahatlıkla savunamamakta, savunmaya çalışanlar da insan hakları ve evrensel adalet ilkelerinden çok uzak çağdışı militarist yöntemlerle tutuklanp hapsedilebilmektedir.
Gik-Der Koordinatörü Londra’dan İstanbul’a dmeokratik bir protesto eylemine katılmak, haksız yere tutuklandığına inandığı bir grup arkadaşına destek vermeye gitti. İçeri atıldı. Bunu kabullenmek mümkün değildir. Çağdaş demokratik bir hukuk devletinde bu davranış veya benzerlerinin kabulü mümkün olamaz.
Evet, Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve hukuğun üstünlüğü ilkeleri açısından katedilecek çok yol vardır.
Ancak, Türkiye son yıllarda dünyanın en saygın devletlerinden biri olmuştur. Türkiye, en istikrarlı büyüyen 10 ülke ekonomisinden biridir. Türkiye, dünyanın 17’nci büyük ekonomisine sahip devletidir. Bu başarı, mevcut hükümetin başarısıdır.
Siyasi duruşu ne olursa olsun, mevcut hükümetin Kürt sorunu ve Kıbrıs sorunu başta olmak üzere, Türkiye’yi uluslararası arenada sıkıntıya sokan, zor durumda ve dışlanmış bir pozisyonda bırakan sorunlara bakışı “çözüm” görüntüsü sergilemesi açısından pozitif bir gelişmedir.
Siyasi duruşu ne olursa olsun, mevcut hükümetin Türkiye’de demokrasi ve insan hakları konusunda, yeterli bulmasak da çok önemli gelişmelere imza attığı açıktır.
Siyasi duruşu ne olursa olsun, mevcut hükümetin Türkiye Cumhuryeti’nin 84 yıllık geçmişinde, uluslararası platformlarda en prestijli Türk hükümeti olduğu da ayrı bir gerçektir.
Abdullah Gül’ün siyasi geçmişi, şu andaki duruşu bizim onayladığımız bir siyasi duruş ve geçmiş olmayabilir.
Ama Abdullah Gül, dünya medyasında, başka ülkelerdeki meslektaşları nazarında önemli övgüler almış, Türkiye’nin gelişen ve Avrupa’ya açılan gülümseyen yüzüdür.
Aynı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununda içinde bulunduğumuz günlerde üçüncü yılına girdiğimiz Annan Planı referandumunda, Kıbrıslı Türklerin iradesi ile aynı doğrultuda, barış, çözüm ve uzlaşıdan yana tavır koymayı başarmış, çözüm istediğini birçok kez ispat etmiş, “şahin” ve “çözümszülük yanlısı” değil, uzlaşıcı bir demokrat görüntüsü çizmiştir.
Yaşadığımız ülkenin yöneticileri ve en başta başbakanı, kraliçesi çok dindar insanlardır. Abdullah Gül veya herhangi bir Türkiyeli liderin dinlerine bağlı insanlar olması, çağdaş demokrasilerde kusur değil, saygı duyulması gereken bir inanç konusudur.
Abdullah Gül’ün eşinin başının bağlı olması, kendisinin siyasi geçmişinin “radikal dinci” damgası yemiş olması da çağdaş medeniyetler için sorun değildir.
Abdullah Gül, adaylığı açıklandığında yaptığı ilk açıklamada, Türkiye’deki farklılıkların bir “zenginlik” olduğunu açıkça belirtmiş çağdaş ve kendinden öncekilerden eksiği olmayan bir cumhurbaşkanı görüntüsü çizmiştir.
Gül’ün adaylığına karşı çıkanlar, Türkiye’nin zenginliği olan farklı kültürlerini kabul etmeyen, aşırı milliyetçi ve militarist derin devlet ile bu derin devletin yıllardır uyutarak yönettiği çevrelerdir.
Benzer çevreler, Hrant Dink ve Malatya cinayetlerinde açıkça gördüğümüz çevrelerdir.
Benzer çevreler, Londra’da siyasi düşüncelerine katılırsınız ya da katılmazsınız, Abdullah Öcalan için yapılan açlık grevindeki insanlara molotof saldırısında imzası olanlardır. Öcalan’ın görüşlerine katılmıyor olabilirsiniz. Ama katılanların görüşlerine saygı duymak, tahammül etmek, demokrasidir. Londra’daki toplumlarımız arasında nifak ve nefret tohumları saçmaya çalışmak da ayrı bir ırkçılık örneğidir. Öcalan’ı savunmak ayrı konu.. Burada tartıştığımız, İngiltere gibi demokratik bir ülkede, Londra gibi çok kültürlü bir zenginlikte, Öcalan’ı savunanlara karşı yapılan saldırıdır. Bu saldırıyı kabul etmek, onaylamak mümkün değildir. Bu saldırıyı onaylamak demek, bundan sonraki saldırılara çanak tutmak demektir.
Türkiye’nin zenginliklerini, halklarının kardeşliğini hazmedemeyen kafatasçı zihniyetin, Abdullah Gül’e sırf siyasi görüşleri nedeniyle karşı çıkan kafatasçı çevrelerin, Atatürk ya da Atatürkçülük arkasına saklanması da kabul edilebilir değildir.
|