|
Avrupa Kupası süresince her futbolsever gibi ben de televizyon ekranlarına kilitlendim. Türkiye Milli Takımının başarısı ile gurur duyduk.
Zaman zaman Fatih Terim’e kızsak da başarısı hiç küçümsenemez. Bu başarılarının ileride de devamını dileriz.
Bu haftaki yazımın konusu futbol değil. Yarı final maçları öncesi seyretmek
zorunda kaldığımız bir sahtekârlık, riyakârlığa değinmek istiyorum. Ne oldu? Takımların milli marşlarından sonra takım kaptanlarına ırkçılık aleyhine iki satır bir şeyler okutuldu. Ayrıca tüm maçlarda
sahalarda futbol camiasının ırkçılığa
karşı olduğu mesajı verildi. Geçen Perşembe gecesi oynanan İspanya v Rusya maçında bu mesaj okunurken
İspanya milli takımı antroneri Aragones’in
yüz ifadesini çok görmek isterdim. Ama malesef ekrana bu görüntü getirilmedi.
Luis Aragones 2004 yılında o zaman Arsenal oyuncusu olan Thiery Henry icin çok çirkin ırkçı söylemlerde bulunmuştu. Henry’nin takım arkadaşı Reyes’i motive etmek için ona şöyle demisti: “ O bok
zenciden daha iyi olduğunu
göster”. Tüm baskılara rağmen önceleri İspanya Futbol
Federasyonu Aragones aleyhine hiçbir karar almamıs, sonunda göstermelik olarak Aragones
87.000 USD para cezasına çarptırılmıştı.
İspanya’nın o akşamkı rakibi Rusya idi. O
ülkede de futbol ve yaşamın diğer alanlarında müthiş ırkçılık olduğu malum. Avrupa’nın dev futbol takımları, örneğin Real Madrid, iki
Milân takımı, Lazio v.s. taraftarlarının bir bölümü arasındaki ırkçı, faşist eğilimler herkes tarafından biliniyor.
Vikipedia İnternet
ansiklopedisinde bir araştırma yaparsanız detaylı olarak dünyanın, özellikle Avrupa’nın değişik ülkelerinde
futbolda ırkçılık hakkında bilgi okuyabilirsiniz. Dünya Futbol Federasyonu FİFA ve Avrupa Futbol
Federasyonu UEFA bu tür kozmetik, göstermelik şeylerle dünyanın gözünü boyamaya çalışacaklarına ırkçı futbolcu, antröner,
futbol başkanları aleyhine çok daha
etkili, caydırıcı önlemler alsalardı onlara saygım olacaktı. Ama
belli ki ırkçılıkla mücadele bu iki önemli kurumun başındakiler için öncelik teşkil etmiyor.
Futboldaki ırkçılığı bırakmazdan önce dün duyduğum korkunç bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum. Gazeteler yukarıda bahsettiğim İspanya antroneri Luis Aragones’in Fenerbahçe ile
yeni sezon için anlaştığını yazıyor. Umarım doğru değil. Kendimi bildim bileli Fenerbahçeliyim.
Eğer bu haber doğru ise protesto olarak
çok sevdiğim Fenerbahçeden
vazgeçeceğim.
Gelelim genel yaşamdaki
ırkçılığa. Geçen hafta İşçi Partisi hükümetinin eşitlikten sorumlu Bakanı Harriet Harman gürültülü patırtılı bir şekilde hükümetinin
yeni Eşitlik Yasa Tasarısını duyurdu.
Yeni yasa etnik azınlık toplumları, yaşlılar, ve kadınlara karşı yapılan ayırımcılığın önlenmesi ile ilgili varolan yasaları güçlendirmeyi amaçlıyor. Yeni yasaya göre bir işyeri kadın veya etnik azınlık toplumlarını işe almayı tercih edebilir.
Ancak bu tercih iş
başvurusu yapanlar arasında yetenek ve deneyim
eşitliği olduğu takdirde
uygulanabilir. Yani bir iş için birisi kadın diğeri
beyaz bir erkek başvurmuşsa ve heriki aday her
konuda eşitse ve o işyerinde çok az kadın çalışan bulunuyorsa işyeri kadın adayı tercih edebilecek.
Yasa aynı zamanda hizmet
alanlarındaki yaşlılara yönelik ayırımcılığa da son verecek. Örneğin sigorta şirketleri artık kişileri yaşlarından dolayı reddedemeyecek.
Tabii ki tüm bunlar çok olumlu şeyler. Bu tür yeni bir yasa çıkarılması güzel. Güzel, güzel
olmasına da bunların kâğıt uzerinde kalmaktan
öteye gidemeyeceğini
geçmiş deneyimler
gösteriyor. Bu yasa da bana sorarsanız diğerleri gibi
dişsiz, tırnaksız bir arslan olmaya mahkumdur. Uzun
yıllar yerel
belediyelerde çalışmış bir eşitlik görevlisi olarak
sanırım bu konuda konuşmak için yeterli bilgi
ve deneyim sahibiyim. Değerli
okurlar, ilk kapsamlı Irk Eşitliği Yasası 1976 yılında geçirildi. Tam 32 yıl önce.
Ama gerek bu yasa gerekse daha sonra getirilen 2000 Eşitlik (Değişim) Yasası ırk ayırımcılığını yenme konusunda ne
denli etkili oldu? Sanırım bu sorunun cevabı hakkında ne düşündüğümü anlamak için yazımın başlığına bakmanız yeterli olacaktır. Bu yasa 1995 yılında siyah bir gencin
(Stephen Lawrence) beyaz ırkçılar tarafından öldürülmesini takiben hükümet tarafından Polisin ırkçılığını araştırmak için kurduğu 5 yıl süren soruşturma sonucu geçirilmişti. O yıldan buyana birçok
etnik azınlık ferdi ırkçıların kurbanı oldu. 13 yıl sonra bugün medya
Londra Metropolitan Polis Servisinin Yardımcı Komiseri Asyalı Tarique Ghaffur’un Metropolitan Polise
yönelik ırkçılık suçlaması yaptığı haberi ile çalkalanıyor.
Hükümetler gelir gider. Zaman zaman kendi eşitlik yasalarının yapmaya çalıştıkları ile bağdaşmayan uygulamalarda
bulunurlar. Pazar gün gazetelerden
okudum. Hükümetin ilticacılara karşı yaptığı uygulamaları bir komisyon, iki yıllık bir araştırma sonucu insanlık dışı bulmuş. İktidardaki İşçi Partisi hükümeti
üst düzey yetkilileri sağcılara şirin görünme uğruna çok ırkçı söylemlerde
bulundu. O yüzden geçen Perşembe günü Henley ara
seçiminde 5inci sırada gelmesi ve daha önemlisi ırkçı, faşist BNP Partisinin arkasında bitirmesine
kocaman bir OHHHHH OLSUN! çektim. Daha beter olsunlar!
Bu arada şunu
da söyleyeyim. KKTCdeki Kıbrıstürklerin aleyhine olan demografik değişiklikleri gösteren bir
araştırma hakkında “vatandaşlar arasında ayırım yapmak ırkçılıktır” gibi saçma sözler
sarfedenler de İşçi
Partisinin akibetine uğrarsa
onlara da OHHHHH OLSUN çekeceğim.
“Irkçılık insanoğlu için en büyük tehlikedir – en az neden ile en fazla nefret” –
Abraham J. Heschel
|