1 Aralık 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
David Haye fights for heavy weight championship
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu
Day-Mer Yönetim Kurulu güncel gelişmelere ilişkin bir basın bildirisi yayınladı
Simithane de Karadeniz Gecesi
Kıbrıslı Türkler turizmde önemli bir pazar
Federasyondan görkemli Cumhuriyet Balosu
İnşaat sektöründe 50 yıllık güvence
Müzakereler zorlu ama yine de anlaşma mümkün
Bir rüya gerçek oldu
Yerel demokraside temsil sorunu

YORUMLANANLAR
Boris Johnson dan Cumhuriyet Resepsiyonu [1]
David Haye fights for heavy weight championship [2]
Cyprus seeks to extend MoU [1]
Conservatives pledge priority for Cyprus [2]
C4C event calls all UK Cypriots to discuss a Cypriot-led solution to the Cyprus issue [1]



Gülmeyi unutmayalım (1)

Ertanc HIDAYETTIN
info@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   16 Nisan 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Haftalardır ciddi konular üzerinde yazmaktan sıkıldım.  Köşe yazısı yazmaya başladığımda ilk yazım köşemin başlığı gibi ‘Havadan Sudan’ başlığını tasşıyordu. Bu yazım sadece İnternette 3000e yakın kişi tarafından okunmuştu. Bu gösteriyor ki siz okuyucular en azından zaman zaman ciddi, siyasi konulardan başka konuları içeren yazılar da okumak istiyorsunuz. İşte ben de önümüzdeki iki hafta zarfında bu tür bir yazı hazırladım sizler için. Birkaç ay önce hazırlamıştım yazıyı ama şimdi sizlere sunma fırsatı buldum. Umarım beğeneceksiniz. Ben aşağıda anlattığım olayları yazarken kendi kendime çok güldüm. Yazıyı okuyup da en azından dudaklarınızda bir gülümseme belirirse ne mutlu bana.

 

Bir Londra Serüvenim

 

Londra’da Noel esnasında bulunanlar, insanların bu dönemde ne kadar acaipleştiğine tanık olurlar. Dr. Jekly ve Mr. Hyde diye bir film vardı. Dr. Jekyl labaratuvarında deney yaparken bir ilâç içer ve hem tipi hem de huyu değişip çok kötü bir insan olan Mr. Hyde olur. İşte Londra insanları da aynen Mr. Hyde gibi olurlar bu dönemlerde.  Bu zaman zarfında ben şahsen taş patlasa alişveriş merkezlerine gitmekten kaçınırım.  Bu yıl herhalde ben de acaipleşmiş olacağım ki bu geleneğimi bozdum.  Amacım en meşgul merkez olan Oxford Street’e gidip insanların davranışlarını incelemekti. “Hade be ordan! işte sen de herkes gibi ucuzluklardan faydalanıp bir iki parça birşeyler almak için gittin” diyenleriniz olacak. Haklılıar! Neyse. Trene atlayıp Londra’nın yolunu tuttum. 

Fenchurch Streette  üst trenden inip Tower Hill metrosuna girdim. Aksilik daha metro istasyonundan çıkmadan  başladı. Tren Oxford Circus istasyonunda durunca, kapılar daha tam açılmadan çok şişman, orta yaşlıca bir kadın elinde bir sürü çanta, eteğini tutarak arkasından gelen 6, 7 yaşlarında sümüklü bir kız çocuğu ile trenden çıkmaya çalışan yolculara fırsat vermeden trene daldı. Bir taraftan da  sümüklü kıza kusar gibi hiddetli hiddetli Doğu Avrupa dillerinden sandığım bir dille konuşuyor. İtişe kakışa kadının sağından solundan kapanmak üzere olan kapıya hücum ettik.  Kadına hepimiz ters ters bakıyoruz ama o hiç istifini bozmuyor.  Kimsemiz ağzımızı açıp kadını tersleme cesaretini gösteremedik.  En arkada kaldığım için kapanmak üzere olan trenin kapısına hücüm ettim. Kapıya sıkışan pardüsemi oradaki bir yolcunun yardımı ile güçlükle çekip kurtardık ve kendimi platforma attım. İçimden “bu sahne Türkiye’de olacaktı da görecektin sen küstah kadın” dedim!. 

Dışarı çıkmak için cüzdanımdan çıkardığım ve Oyster seyahat kartım sandığım bir kredi kartını habire makineye dokunduruyorum ama kapı açılmıyor. Zaten biraz önceki olaydan sinirlerim epeyce gerilmiş. Orada bulunan bir görevliyi çağırıp ona bir güzel fırça attım. Nasıl makineleriniz var, falan gibi. Adamcağız kibarca Oyster kartımı görmek istedi. Binbir çalımla, halâ söylenerek kredi kartını önüne attım. Bu hareketi yaparkenden hatamı anladım. O bana ben ona bakıyorum. İkimiz de makaraları koyverdik o an.  Ama adamın gözleri “ulân geri zekâli hem kredi kartı ile kapı açmaya çalışırsın hem de bana fırça atarsın haa diyor! Haksız mı? Kuzu gibi kendime söve saya insan selinin ortasında Argyl Streetin bulunduğu çıkış kapısına yöneldim. Sağa dönüp Oxford Streete gideceğım, kalabalık beni akıntılı bir nehire düşmüş gibi aksi istikâmete doğru sürüklüyor. Güç belâ gerisin geri dönüp bu sefer Oxford Street sokağındaki insan seline daldım. Ama bu sefer aklımı kullanıp dükkânların olduğu tarafta yürümeye başladım. İstediğim an selden ayrılıp dilediğim dükkâna dalabileceğim.  Kalabalık sanki Birleşmiş Milletler. Hangi milletten istersen temsilci bulabilirsin. Her taraftan onlarca dil konuşulduğunu duyuyorum.  Ansızın arkadan tanıdık bir dil.  Bir anne çocuğuna kızıyor “ Birda seni Hamleys’e götürmemi işten (o bölgede bulunan dünyanin en büyük oyuncak magazası). Bok ye!. Sana ne oyuncak alırım ne da hiç. Aldığım oyuncakları da başga çocuklara verecem.  Aman be Hasan idare et be yahu oğlunu da rahat birşeyler alayım. Götür bunu McDonalds’a da ben da Ayşe’yınan rahat gezeyim. Lütfen canım.  İki saat sonra gelir sizi buluruz.Hasan Bey dünden razı. Yaramaz oğlanı kapıp eşi ve kızından uzaklaşıyor.  Herkes memnun. 

İnsanların yüzlerine bakıyorum. Herkeste bir telaş.  Oradan oraya koşuyorlar, birbirleriyle kavga ediyorlar, çocuklar ağlıyor. Simsiyah çarşaflar içerisinde, tüm yüzü peçe ile kapalı bir Arab kadın elinde sadece zarif, siyah bir el çantası şık bir eda ile yürüyor.  Arkasından elleri bir sürü çanta dolu, cariyeleri olduklari belli iki kadın yürüyor. Onlar da tepeden tırnağa siyah çarsaflar içinde.

Tam Londra’nın en büyük mağazalarından Selfridge’e dalmak üzere iken karşımda nereden çıktıklarını görmediğim bir Japon aile beliriyor. Adam ağzı kulaklarında sırıtarak bana bakıyor. Ben acaba tanıdığı birisini mi gördü diye arkama bakıyorum. Birisi yok. Bana bakıyor. Böylece birkaç saniye bakışıyoruz. Sonunda bana nereden çıkarmışsa pahalı olduğu belli bir Nikon kamera uzatıyor. Japonca birseyler söylüyor. Ulân benim Japonca anlar bir görünüşüm mü var?! Ne istediği belli. Ailece resimlerini çekmemi istiyor. Bu kadar insandan beni buldunuz yahu siz de diye söyleniyorum. Kalabalığın içinde güçlükle Japon ailenin resmini çekiyorum. Adam Japon usulü birkaç kez selâm veriyor. Ben altta kalır mıyım?! O eğiliyor, ben eğiliyorum. Hanım bereber olsa utancından yerin dibine girecek!  

 

 

 

 

   1126 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Kasım 2008, Cumartesi   Obama Kazandı Değişen Ne Olacak Ki?
22 Ekim 2008, Çarşamba   ŞENLİK BUNA DENİR
15 Ekim 2008, Çarşamba   Yaşamın Kıyısına Attıklarımız
01 Ekim 2008, Çarşamba   Kıbrıs İzlenimleri 2008 (6)
20 Eylül 2008, Cumartesi   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (4)
04 Eylül 2008, Perşembe   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (2)
28 Ağustos 2008, Perşembe   KIBRIS İZLENİMLERİ 2008 (1)
13 Ağustos 2008, Çarşamba   ESKİ LEFKOŞA’YA ÖZLEM
08 Ağustos 2008, Cuma   'Ana Dili Okulları' , 'Ek okullar', ve Şimdi 'Tamamlayıcı Okullar'
01 Ağustos 2008, Cuma   KKTC'den Neler Bekliyoruz?



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital