|
Televizyon ekranlarından sendikacı Adnan Erarslan’ın sivil polisler tarafından sürüklenerek göutürülüşünü şok içinde izledik. CTPli arkadaşlar yine bana kızacak ama bu sahneleri CTPnin iktidar döneminde görmek polisin bu ilkel, insanlık dışı davranışı kadar insanı, en azından biz eskiden CTP’ye sımsıkı sarılan kişileri çok ama çok üzüyor. (Esasında Londra’daki CTP yanlıları da durumdan çok şikayetçi). Bir taraftan da düşünüyorum ki bu tür tavırlar ancak birşeylerden korkanlar tarafından yapılır ve bunların yapılmasına izin verilir. Nereden korkuyorlar? Tabii ki barıştan. Çünkü barış gelirse artık eskisi gibi estikleri estik, kestikleri kestik olamayacak. Derebeyliklerine, saltanatlarına son verilecek. Uluslararası kurumlarca denetim altında olacaklar.
Demokrasisi gelişmemiş ülkelerde bu tür olaylara çok sık rastlanır. Ama bu gördügümüz görüntüler Kıbrısımızda pek alışık olduğumuz şeyler değil (demokrasimiz gelişmiş olmasa da). Bunları Türkiye televizyonlarında, o ülkedeki durumu yansıtan görüntüler olarak görseydik, hiç de şok olmayacaktık, çünkü bu tür görüntüler orası için çok alışageldiğimiz şeylerdir. Örneğin Dünya Kadınlar Günü’nde polisin vahşice kadınlara saldırması, bir İstanbul futbol derbisinde masum taraftarlara hiç sebeb yokken coplarla saldırıp kafalarını yarması, mecliste yumruk yumruğa gelmeler, tabanca çekmeler gibi.
Evet sevgili okurlar, bazıları barışın geleceği ihtimaline karsı o kadar korku ve endişe içine girdiler ki ağızlarından köpükler saçarak sağa sola saldırıyorlar veya ellerinden geldiği kadar muhtemel barışı dinamitlemeye çalışıyorlar. Büyükanıt’ın ansızın KKTCye gidip tahrik edici demeçler vermesi bunun bariz bir örneği. Konu açılmışken şunu da eklemek isterim. Ben yıllardır İngiltere’de yaşayan birisi olarak bu ülkenin Genel Kurmay Başkanı’nın ismini bilmiyorum. Ne de diğer üst düzey ordu yetkililerin ismini. Savaş esnasında bu isimleri kısa bir süre duyarız, sonra ortadan silinip giderler ve artık ne isimleri ne cisimleri kalır. Ama biri sorsa hem Türkiye’nin son 10 yıl içerisindeki tüm Genel Kurmay Başkanları’nın hem de KKTC’deki en üst düzey asker yetkilisinin isimlerini robot gibi sıralayabilirim. İşte demokratik ve demokratik olmayan ülkeler arasındaki büyük fark.
Rum tarafındaki barış karşıtı kafatasçıları da unutmamalıyız . Onların da büyük korkuları var barış ihtimaline karşı. Geçen gün işe iki saat geç gittim, çünkü televizyonda Lokmacı Barikatı’nın açılmasını izliyordum. Hani Büyükanıt’ın açılacağı hakkında şüphe belirttiği kapı. Orada fiilen bulunan yüzlerce insan gibi ben de oldukca sıkıcı bir tören izledim. Ama olsun. Önemli olan barış adına bir adımın daha atıldığı idi. Akşam eve gelince Lokmacı Kapısı’nın Rumlar tarafından kapatıldığı haberini bir programda izledim. Diğer tarafta da çeşitli entrikalarla barışı engellemeye çalışanların olduğu bir kez daha gözler önüne serildi. Bu olay tabii ki bizim taraftaki barış karşıtlarını çok sevindirdi, ama sevinçleri bize has bir deyimle gurguralarında kaldı! Kapı yine açıldı. Şu an binlerce Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum oradan geçip kucaklasıyor.
İngiltere’deki durum
İki hafta önce Joan Ryan ve Avrupa işlerinden sorumlu Bakan Jim Murphy Kıbrıslıtürklerle bir toplantı yaptılar. Toplantıyı değerli arkadaşım Ahmet Öykener yönetti. 150 kişi için plânlanan toplantıya 53 kişi katıldı. Haklı olarak toplantı katılımcıları üzerine kimlerin ve nasıl karar verdiği daha önce olduğu gibi yine sorgulandı. Benim de üyesi olduğum (ve bundan büyük bir gurur duyduğum) C4C (Cypriots for Cyprus) grubu Ryan’ı ‘böl ve yönet’ taktikleri uygulamakla suçladı. Bu yeni birşey değil. İngiliz bu taktiği yıllarca uyguluyor. Ama sayın arkadaşlar, biz o kadar aciz miyiz ki toplumlarımızı biraraya getirmeleri için Britanya milletvekillerine bel bağlıyoruz? İkinci soru: Kıbrıslırum dostlarımız yıllarca Ryan, Dismore, Love gibi İşçi Partisi milletvekilleri ile görüşüyorlar. Kıbrıs’ın Dostları grubu toplantılarına istediği Kıbrıslıtürkleri koyuyor. Ne zaman Kıbrıslırum dostlarımız “Kıbrıslıtürkler de bu toplantılara katılmazsa biz bu toplantıları boykot edeceğiz” diye onları tehdit etti? Ryan’ı, diğer milletvekillerini eleştireceğimiz yerde biz kendimize bakalım. Ne kadar güçlü olduğumuzu artık anlayalım ve birlikte Kıbrıs barıs sürecine etkili katkı yapmak için uğraş verelim. Bu bağlamda ‘Facebook’ bize çok önemli bir imkân sağlıyor. Ben şahsen birçok Kıbrıslırum ile ‘Facebook’ sayesinde tanıştım. ‘Facebook’ sayesinde C4C gibi iki toplumun ortak yürüttüğü birçok gruplara üye oldum.
Arkadaşlar, zaman yan gelip yatma zamanı değil. Onu bunu suçlayarak kendi suçumuzu, korkaklığımızı ve pısırıklığımızı hasıraltı etmeye calışmayalım. Barıştan diğerleri gibi korkmayalım. Onu büyük bir hamle yaparak uzanıp tutalım. Tökezleyerek bozuk raylar üzerinde seyreden barış trenini alıp sağlam, düzenli raylara oturtalım.
|