|
Bazı tarihler vardır ülkelerin yaşamında
ciddi anlamda kilometre taşıdır.
Kıbrıs’ın tarihinde böyle tarihler az
değildir.
15 Temmuz ve ardından 20 Temmuz 1974, Kıbrıs’ın
tarihinde çok şeyi değiştiren, pek çok taşı yerinden oynatan ve sonuçları yeni
sayfalar açan iki önemli tarihtir.
Bir düşünüyorum 1974’ün üzerinden tam
otuz dört geçmiş. Dile kolay otuz dört yıl. 15-16-17-18-19 ve 20 Temmuz...
Öncesi ve sonrası bir yana toplam altı günde yaşananlar adanın kaderini değiştirdi...
1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğu
zaman dokuz yaşında bir çocuktum. İngilizlerin gidişi ve ardından Kıbrıs
Cumhuriyeti’nin kuruluşundan anı dağarcığımda hiçbir ciddi iz yok.
*
* *
Kıbrıs Cumhuriyeti, anayasal kimliğine
uygun olarak sadece üç yıl yaşayabildi.
Her iki toplumun liderli tarafından da
engellenmeyen hatta desteklenen fanatik unsurları, bildikleri yolda
örgütlenmeye ve silahlanmaya devam ediyordu.
Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ortak bir değer
olarak sahip çıkmak yerine bir yanda EOKA öte yanda TMT silahlanmaya devam
ediyordu.
1963 Aralık başlarında beklenen silahlı
çatışma, 21 Aralık 1963 akşamı yaşandı.
O akşam yaşananlarla ada belki şimdiki
gibi ikiye bölünmedi ama Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında duvarın
ötesinde depremle oluşan kalıcı yarılmalar gibi büyük bir boşluk meydana geldi.
Lefkoşa işte o zaman ikiye bölündü. Yeşil
Hat işte o zaman çizildi.
* * *
Kıbrıs Cumhuriyeti artık Rumların
elindeydi.
Kıbrıs Türk resmi siyasetini yürütenler
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rumlaşmasına derinlikli tepki göstermedi o günlerde.
Hatta tüm sıkıntı ve olumsuzluklarına karşılık Taksim’e giden bir yol olarak
görüp memnun kaldılar.
Ancak Rum toplumunda, Kıbrıslı
Türklerin dışlanması sonrası ellerinde kalan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni sahiplenme anlayışı ile tam
tersi adayı Yunanistan’a bağlamak isteyen anlayış arasında her geçen gün
gerginlik arttı.
Çok yaygın kabul gören ya da doğru
kabul edilen iki anlayıştan biri oldubittiyle adanın Yunanistan’a bağlanması,
öteki ise zamana bırakıp Türklerin erimesi sonrası sorunsuz bir birleşmeydi.
Türklerin erimesi, göç etmelerinin bir
biçimde teşvik edilmesiyle olacaktı.
Makarios, ikinci yönteme daha yakın
duruyordu.
Ancak Yunanistan’da darbe ve askeri
cuntanın görev başına gelmesinin ardından Makarios’la,Yunan Cuntası arasında
görüş ayrılıkları her geçen gün gözle görülür bir şekilde artmaya başladı.
Makarios ve onun gibi düşünenlere Kıbrıs
adasında, bağımsız bir cumhuriyete sahip olmak daha sıcak gelmişti.
Bu anlayış Yunan Cuntası ve Kıbrıs’taki
fanatik EOKA’cı unsurları rahatsız ediyordu.
Makarios artık Megalo İdea düşüncesi
önünde bir engeldi. Ortadan kaldırılmalıydı.
Uzun süre kapalı kapılar ardında yaşanan
gerginlik daha sonra su yüzüne çıktı.
Makarios’un yaşamı hedef alındı, planlar
ve bu planlara uygun denemeler oldu.
Makarios’un öldürülmesi yani cumhurbaşkanına
yönelik bir suikastla ciddi bir engel ortadan kalkacaktı. Olmadı, başarılamadı.
Temmuz ortalarına yaklaşırken
Makarios’un yabancı bir televizyon kanalına verdiği demeçte adadaki Yunan
askerlerinin adayı terk etmesini istediğini çok iyi anımsıyorum.
Kadın muhabir, “Ya gitmezlerse?” diye
bir ikinci soru sorduğu zaman ise Makarios, “O zaman adada turist olarak kalırlar”
gibi esprili bir yanıt vermişti.
Makarios olayı espri ile karşılamaya
çalışsa da Yunan Cuntası ve Kıbrıs Rum toplumu içindeki uzantıları öyle yaklaşmıyordu.
Sular mevsimin sıcaklığın paralel ısınmanın ötesinde kaynama noktasına yaklaşırken
darbenin ayak sesleri de artık duyuluyordu.
* * *
15 Temmuz 1974’ü dün gibi anımsıyorum.
Sıcak Temmuz günlerinden biriydi.
O zaman Lefkoşa’nın Türk kesimi
bugünküyle kıyaslandığı zaman çok küçüktü.
Şimdiki surlar için, Çağlayan bölgesi,
Belediye evleri, Kumsal, Köşklüçiftlik, Ortaköy, Göçmenköy...
Kızılbaş, Yenişehir, K. Kaymaklı Şehitler
Anıtı’nın alt kısmı Rum bölgesiydi.
O kapalı alan içinde 15 Temmuz günü tüm
bakışlar güneye Rum kesimini yöneldi.
Rum kesiminde silah sesleri ve yüksel
dumanlar vardı.
İlk ne olduğunu anlayamadı kimse. Ancak
merak erken giderildi. Makarios’a karşı darbe yapılmıştı.
Güney Lefkoşa’daki başkanlık sarayı
darbecilerin esas hedefiydi ve saldırı sırasında başkanlık sarayı alevler
içinde kalmıştı.
Darbeciler hem dini hem de siyasi lider
olan Makarios’u öldürmek istiyorlardı.
İlk haberler başarıp öldürdükleri
yönündeydi. Ancak hala tartışılan bir biçimde Makarios, sarayından kaçıp en
güçlü olduğu Baf’a ulaşmıştı.
Darbeciler öldü diye duyuru yaparken,
Makarios, Baf’tan yayın yapan bir radyodan
“Elen Kıbrıs Rum halkına” ve bir anlamda dünya seslenip hayatta olduğunu
duyurdu.
Makarios, İngiliz üslerini kullanarak
adadan ayrıldı.
İngilizler, Makarios’un adadan ayrılmasına
yardımcı olmasalardı neler olurdu?
Bu sorunun yanıtı net değil kuşkusuz.
Ancak Makarios adada kalmış olsaydı, Rumlar arasında iç savaş nitelikli bir çatışma
çok daha ciddi boyutta olabilirdi.
Darbeciler bir an önce Makarios’un
yerine birini getirmek istiyordu. Köklü siyasi kimliklerin yapılan teklifleri
kabul etmedikleri söylenir.
Sonuçta Nikos Samson, cumhurbaşkanı
ilan edildi.
Darbecilerin Rum toplumu içinde
Makariosçu ve solculara karşı sürdürdüğü katliamda öldürülenler sayısı,
Türkiye’nin askeri müdahalesi sırasından ölenlerden fazla olma olasılığı çok
yüksektir.
*
* *
15 Temmuz 1974’teki darbe sırasında
Cemal Toğan’ın sahibi olduğu Bozkurt gazetesinin spor servisinde genç bir
gazeteciydim.
Girne Caddesindeki gazete binasında
büyük hareketlilik olduğunu anımsıyorum.
İlk gün güneyden görüntü almada ciddi
riskler vardı. Ancak Derbenin ikinci veya üçüncü günü Bilbay Eminoğlu’nun Lefkoşa’nın
Rum kesimine geçerek çektiği fotoğraflar gazetenin tüm ön sayfasına yerleştirilerek
okuyucularla buluşturuldu.
O ortamda Rum kesimin geçmen gerçekten
tehlikeliydi. Çünkü Rum tarafında ciddi bir otorite bunalımı vardı ve kim
vurduya gitmek hiçtendi.
Ama gazeteciliğim merakı ile gençlik
birleşince bir arkadaşımla Mağusa Kapısı’ndan motosikletle Rum tarafına geçip
Baf Kapısı’na kadar ulaştık... Baf Kapısı yakınında haberleşmenin kalbi
Telekomünikasyon Dairesi olduğu için olacak en çok asker orda vardı. Ve hayatımda
ilk zırhlı aracı, tankı da yine orada görmüştüm.
Oradan Ermu sokağını kullanıp Türk
tarafına geçerken açık olan kahvehanede durup, yaşlı sahibi ile kısa bir sohbet
yaptık.
Kahveci yaşlı bizler ise gençlik yıllarının
daha başında. Rum, “Ne olacak?” diye bize sordu. Hiç unutmuyorum, “Türkiye çıkarma
yapacak” diye yanıtladım.
Bu yanıtı verirken bir bildiğim mi vardı?
Hayır.
Olayı tüm yönleriyle değerlendirip
böyle bir sonuca mı varmıştım? Hayır.
Resmen dilimin ucuna geldi ve söyledim.
Ama sonuçta o oldu. Ve 1974 temmuzunun 15’inde yaşanana darbeden beş gün sonra
Türkiye askeri müdahale hakkını kullanıp adaya çıkarma yaptı. Ve Kıbrıs’ta işin
o gün yepyeni bir sayfa açıldı.
|