|
LEFKOŞA- En az on yıldır belki daha fazla Kıbrıs sorunuyla ilgili uluslararası toplantılara katılırım.
Bu yılın üçte birlik bölümünde de katıldığım uluslararası toplantı sayısı ona yaklaşıyor.
Her defasında toplantı ortamında yerimi alırken hangi ruh halinde olduğumu sorgularım.
Kuşku yok bu sorgulamada bizlere karşı özellikle üçüncü taraf konumda olanları yaklaşımı önemli.
Geçtiğimiz hafta sonu Berlin’de Alman- Kıbrıs Formu ile Kıbrıs Akademi Formu’nun ortaklaşa düzenlediği, “ AB ÜYELİĞİNDEN ÜÇYIL SONRA KIBRIS: Yasal sistemiyle bölünmüş bir üye ülke” konulu uluslararası konferans katıldım, bir de sunuş yaptım.
* * *
Kıbrıs’ta özellikle referandum sonrası somut sonuçları ne olursa olsun, - beklentilerin çok büyük bir kısmının hala gerçekleşmemiş olması, hiç önemli değil demiyorum ama- beklentilerin gerçekleşmemesi asla dünyanın sonu değil.
Bunu neden söylüyorum?
Anlatayım. Daha önce bu tür platformlarda Denktaş ve onun gibilerin izledikleri politikaların faturasının hiç suçumuz olmamasına rağmen ödeme pozisyonunda gibiydik.
Doğruya doğru, en azından kendi adıma söyleyim, yabancıların karşısında Rumlarla bir olup Denktaş’ı eleştirme konumunda olmakta istemiyordum. Ama ruh halim savunmada bir insan ruhuydu.
Böyle olunca da performansımız düşüyordu.
Hesap verir konumdaydık.
Üçüncü taraflar karşılarında bizi buldukları için bizi sorgular oluyordu bir yerde.
Annan Planı’na evet deyişimizin sonrasında durum değişme rayına girdi. Artık uluslararası toplantılara katılmak sıkıntı vermiyor. Hesap vermekten kurtulduk, hesap yerine bilgi veriyoruz.
Bir anlamda roller değişti. Şimdi hesap verme konumunda Rumlar var.
Bu çok mu önemli? Bunun ne kadar önemli olduğunu yaşayanlar bilir.
İşte bu nedenledir ki Kıbrıs’ta Talat’ın, CTP’nin Denktaş’ı çağrıştıracak söylevlerine karşı duyarlılığım var.
* * *
Konferansa Kıbrıslıların yaptığı konuşmaları bir yana bırakın, yabancı konuşmacıların tümünün konuşma içeriğinde Rum tarafının siyasi duruşunu sorgulama ağır basıyor. Kıbrıs’ta mevcut duruma yönelik saptama yapılırken Rum tarafını rahatsız eden yaklaşımlar öne çıktı hep.
Alman parlamenter Kauch’un konuşmasında, “ Bir ülkeyi nüfus aktarımı ile kolonize etmenin uluslararası hukuka aykırılığı kabul ediyor ama olayın bir de şu tarafı var. Ailesi 1974 sonrası Kıbrıs’a gelmiş, kendi Kıbrıs’ta doğup büyümüş insanları iç yaşamadığı belki de hiç görmediği bir ülkeye nasıl zorla yollayabilir?” sorusunu sorması çok doğaldır ki orada bulunan Rumların hoşuna gitmedi.
* * *
Kıbrıs’ta 1974 sonrası göçler ve yeni nüfus yapısı konuşulurken Alman Parlamentosu’ndan göçmen konularında uzman Lale Akgün’ün konuşması Salonda bulunan Rum elçilik görevlilerinin ciddi tepkisine neden oldu.
Özellikle Akgün’ün Rumların tepkisine karşılık, “Artık konuları Avrupalı yaklaşım gösteriniz” demesi konferansın sınırlarını aşan yeni bir siyasetin ayak seslerini duyurdu.
Rum tarafı BM’ye alternatif AB şemsiyesi altında bir çözümü seslendirirken şimdi Avrupa’dan , “Avrupalı gibi düşünün uyarısı” alıyorlar.
* * *
Konferanstaki sunuşumun büyük bölümünü bugünün değerlendirmesi ve geleceğe yönelik yaptım. “ Kıbrıs sorunu çözümsüzlükte Keşmir sorunu ile yarışırken Türk Tiyatrosu’ndaki ünlü YEDİ KOCALI HÜRMÜZ oyununa benzedi. Kıbrıs sorununa katkı koymak için ilgi duyan herkes kendi çıkarına uygun bir çözümü istedi. Böyle olunca Kıbrıs’ta yaşayanların ne istediği unutuldu, çözümdeki etkisi yok denecek kadar azaldı.
Kıbrıs’ta çözümü kolaylaştırmak istiyorsak bir yolunu bulup “çok eşli” yapıya son vermek gerekir” dedikten sonra konuşmamın sonunu şöyle getirdim:
“ İlginçtir insanları korku çok fazla etkiler. Bu nedenle taraflara kötü senaryoları da anlatmakta yarar var.
Kıbrıs adasını ortak bir vatan görüp ortak bir geleceği her zaman savundum. Şartlar ne olursa olsun savunmaya devam edeceğim. Ancak mevcut durumun Kıbrıs’ı birleşik değil bölünmüş bir geleceğe götürmektedir.
İki bölgeli, iki toplumlu federal çözümün gerçekleşeceğine olan inanç her geçen gün zayıflıyor.
Kuzey Kıbrıs’taki siyasi iktidar açık açık ifade etmese de siyasi varlığı tanımış bir KKTC’nin çözüm için daha yararlı olacağı inancı yavaş yavaş seslendiriliyor. Bu görüşte olanlara göre mevcut durumda siyasi eşitlik Rum tarafınca kabul edilmediğine göre önce siyasi varlıklar tanınmış uluslararası kimlikleriyle ortaya çıksın. Daha sonra eşit siyasi varlıklar birleşik Kıbrıs şemsiyesi altında buluşsun.
Böyle olunca büyüklük, küçüklük, azlık çokluk tartışması olmayacak. Tıpkı AB bünyesindeki üye ülkeler gibi.
Kıbrıs sorununun çözümü için umutlu muyum? Hiç bir zaman umudumu yitirmedim. Çözüm şu an için zor görünüyor. Ama unutmayalım zor başarılarak elde edilen çok daha değerli olur. Değerli olan da çok daha güçlü bir şekilde sahiplenilip, korunur.”
* * *
Berlin’de ki konferansın akışı içinde Panikos Chrysanthou ile Derviş Zaim’in ortak yapımı AKAM filmini izlemek de vardı. Yaşanmış bir hikayeden esinlenmiş, Baf köylerinden birinde Kıbrıslı Türk gençle, Rum kızının aşkını anlatan bir film. Üzerinde çok farklı yorumlar yapmak olası. Belki bir gün film eleştirmeni iddiasıyla değil, Kıbrıs’ın son elli yılını yaşayarak anımsayan biri olarak eleştiririm. Ama o filmi izlerken bir kez daha anladım ki Kıbrıs acıların adası.
... Ve yine filmi izlerken düşündüm düşündüm, Kıbrıs’ta boynumuz ne çektiyse, ne çekiyorsa ellerimizin ürünü.
|