|
Kıbrıs sorununun çözümünün özellikle Kıbrıslı Türkler için yaşamsal önem taşıdığını her fırsatta vurgularım.
Neden?
Çünkü adadaki mevcut durumun devamına bir şekilde Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi razıdır. Her üçünün de uluslararası kimliği vardır ve kendilerine göre mevcut durumunun devamı pozisyon korumasıdır.
Hafta sonu Yunanistan’da yer alacak uluslararası bir sempozyumda sunuşum var.
Sunuşum hazırlarken dersime çalışıyorum.
1950’li yılların sonlarından bugünlere kadar geliyorum.
Çok net olarak şunu fark ediyorum ki hiç bir dönemde Kıbrıs Türkü ciddi anlamda dikkate alınmadı.
Hiç bir dönemde, çözüm arayışında Kıbrıs Türkü, en öndeki iki taraftan biri olmadı.
Hiç bir dönemde Kıbrıs Türk tarafıyla çözüm pazarlığı yapılmadı.
* * *
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarını yaşayarak anımsayanlar var. O günün canlı tanıkları hala yaşamda.
Kıbrıs’la ilgili tarihi gerçeklerin çok büyük bir bölümü hala paylaşılmadı.
İngiltere’nin adadan gideceği belli olduğu zaman Türkiye’de Demokrat Parti iktidarı vardı, Başbakan Adnan Menderes’ti.
Rauf Denktaş’tan dinledim. O günün Ankara’sı “Ya Taksim, ya ölüm” sloganıyla ulusal duyguları okşayan, kabul gören Taksim’den yanaydı. Bunu sağlamak istiyordu. Ancak, Amerika, Yunanistan’ın kabul etmeyeceğini bildiği için Taksim’e destek vermedi. Ta o yıllarda NATO üyesi iki ülke olarak Türkiye ve Yunanistan arasında sorun yaşanmaması yaklaşımıyla Kıbrıs’a bakıldı.
Adadaki Rumlar daha güçlü ses verirken Kıbrıslı Türkler, Ankara’nın kanatları arasında kalmayı vazgeçilmez gördü.
* * *
Dünya bizi ayrı ve adada siyasi anlamda Rumlarla eşit siyasi hakları sahip bir varlık olarak görmedi senelerce. Bu yaklaşıma Kıbrıslı Türkler de yardımcı olmadı mı?
Oldu tabii.
Biraz tarih tünelinde yolculuk yapalım isterseniz.
Adada siyasi çalışmalar 1940 yılına kadar dondurulmuştu. 1940’ta belediye seçimlerinin yapılmasına izin verildi. Siyasi yaşam canlandı. Belediye seçimlerine katılan Kıbrıslı Türkler dağınıktı. Bu dağınıklı bir örgütlenmeyi gündeme getirdi ve aralarında Dr. Fazıl Küçük ve Necati Özkan’ın da bulunduğu geniş bir kesim 1942 yılında bölünmeyi geride bırakmak için Av. Fadıl Korkut başkanlığında birleşti. Böylece KATAK (Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu) kurulmuş oldu.
KATAK tüzüğünün 3. maddesinde de kuruluşun amacı şu kelimelerle belirtildi:
"Cemiyetin maksadı Kıbrıs Türk Azınlığının haklarını aramak, ilmi, iktisadi ve sınai seviyelerini yükseltmek ve umumiyetle Kıbrıs Türklerinin menfaatlerini temine çalışmaktır..."
KATAK, Kıbrıslı Türklerin ilk ciddi siyasi amaçlı örgütlenmesiydi ama bu örgütlenmede o dönemin toplumsal önderleri Kıbrıslı Türkleri AZINLIK olarak ilan etmişti.
Hem kendi kendinizi azınlık ilan edeceksiniz hem de dönüp siyasi eşitlik isteyeceksiniz.
Bu ne kadar olasıdır?
* * *
Dünya bizi ciddiye almadı, bizler de ciddiye alınmak için gerçek anlamda bir ağırlık ortaya koyamadık.
1963 olayları sonrası 1964’te ABD’nin Acheson Planı gündeme geldi.
1. Acheson Planı’nın temel ilkelerine bakalım:
Karpaz bölgesinde ada yüzölçümünün % 5'ini oluşturan bir bölge, üs olarak Türkiye'ye verilecek, Türkiye de buna karşılık adanın geri kalan bölümünün Yunanistan'a verilmesini kabul edecekti. Meis adası da Türkiye’ye verilecekti. Kıbrıs’ta kalacak Kıbrıslı Türklerin ise azınlık hakları olacaktı. Bunları Kıbrıslı Türklerin kabul edip etmediğini soran o zaman da olmadı. Pazarlık Ankara ile yapıldı.
2. Acheson Planı’nın ruhu da üç aşağı beş yukarı buydu.
* * *
Kıbrıs sorununa Amerika hep taraf oldu.
Amerika ile birlikte etkili başka ülkeler de Kıbrıs sorunuyla ilgilendi. Ama özellikle Amerika’nın Kıbrıs sorunuyla ilgilenmesinde Kıbrıs Türk tarafıyla ilgili özel bir düşünce paketi hiç bir zaman olmadı.
1963’te Amerika, Kıbrıs sorununa ilgi duyarken kaygısı, Kıbrıs yüzünden iki NATO ülkesi Türkiye ve Yunanistan’ın karşı karşıya gelmemesiydi.
Aradan neredeyse kırk sene geçti, geldik 2000’li yıllara. Amerika yine Kıbrıs’la ilgileniyor. Bu kez de Kıbrıs sorununun Türkiye’nin AB üyeliğinde sorun yaratmaması ilgilenmenin esas nedeni.
Nerede Kıbrıs Türkü?
Neredeyse hiç bir yerde.
* * *
İstediğimiz kadar “Kıbrıs sorunu öncelikle adada yaşayan Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumların sorundur” diyelim... Özellikle Kıbrıs Türk tarafının ayrı bir kişilikli duruşu tüm yönleriyle sergileyememesi nedeniyle Kıbrıs sorunu öncelikle Kıbrıs’ta yaşayanların sorunu olamıyor.
Kıbrıs sorununun çözüm pazarlıkları Ankara, Atina ve Güney Lefkoşa’daki pazarlık ağırlığı kadar Kuzey Lefkoşa’ya da taşınmıyor.
Bunu sağlayabildiğimiz zaman Kıbrıs sorununun çözümünde çok önemli bir kilometre taşını geride bırakmış olacağız.
Kanat altı civcivi kimse tavuk yerine koymaz.
|