|
LEFKOŞA- Kuzey Kıbrıs’ta siyasi yaşamımızın en büyük “kumarı” oynanıyor. UBP’den ayrılan iki, DP’den ayrılan bir milletvekilinin başını çektiği bir grup özgürlük ve Reforum Partisini kurdu. DP ile koalisyon ortaklığını bozan CTP, ÖRP ile yeni hükümeti kuracak. Hem de toplumun en geniş kesimlerinin benimsememesine rağmen.
* * *
Kıbrıs Türk insanının politikacıya güvensizliğinin nedenini son gelişmelerde bir kez daha hem da çırıl çıplak şekliyle gördük.
Yapılan konuşmaları üzülerek, kahrolarak izliyorum...
* * *
İnsanların farklı düşünmesi, farklı düşünerek bir arada yaşayabilmesi sosyal gelişmişlik göstergesidir.
Boşuna dememişler insanlar konuşa konuşa anlaşır. Konuşa konuşa anlaşmak insana öteki canlılarla kıyaslandığı zaman verilen bir ayrıcalıktır.
Bütün mesele en uzak noktalardan yola çıkarak konuşmaya başlansa bile katkı koyucu bir anlayışla iletişimi sürdürmektir.
* * *
Bugünkü tartışmalarda, aylar öncesinden başlayarak yazdıklarım, söylediklerim malzeme olarak kullanılıyor.
20 Haziran 2006’da daha yerel seçimlerle, milletvekilliği ara seçimleri yapılmadan kaleme aldığım bir yazımda şu noktanın altını çizmiştim:
“26 Haziran 2006 Pazartesi günü seçim sonuçlarının siyaset dünyamızda yaratacağı esintiyle güne başlayacağız.
İki milletvekilinin yaratacağı denge yeni hükümet arayışlarını gündeme getirir mi? Göreceğiz.
Yeni dengeyi fırsat bilip koltuk hesabıyla partisinden istifa edenler olur mu? Demokrasi adına işte bunu hiç görmek istemiyorum. Hiç bir zaman bu yönde adım atanları onaylamam ama, kafasında istifa olanlar seçimden önce istifa etsinler de bu toplum bilsin.
Ama şimdiden söyleyim... İster CTP, ister UBP isterse DP’den, kısaca nerden olursa olsun istifa edenler olursa onlarla ilgili, “Politikanın Fahişeleri” diye yazı yazacağımı şimdiden ilan ediyorum...”
Dikkatinizi çekerim bu satırları yazdığım gün genel bir yaklaşımı ortaya koydum. İsim, misim, parti ayırımı da yoktu.
Doğruya doğru daha o günlerden fincancı katırları ürkmüştü.
Partisinden ayrılan milletvekillerinin, milletvekilliğinden istifa etmesinin gerektiğini de yazdım.
Yazdıklarım benim öne çıkarmak istediğim yaklaşımlarımdı.
İlle da “en doğru benim yazdıklarım ya da söyledikleridir” diye bir görüşüm da olmadı.
* * *
Sonunda demokrasimiz adına korktuğumuz başımıza geldi.
Kamu oyu istifaları ve yeni siyasi oluşumu büyük ölçüde ortaya koyduğum yaklaşımlarla paralellik içinde algıladı.
Şimdi tüm yazdıklarımı yeniden özetlemek istemem. Ne yazdımsa aynen altına imzamı atarım. Yazdıktan sonra öğrendiklerim, bir tek cümlemle ilgili bile farklı düşünceye yönelmeme neden olmadı.
* * *
Bir gazeteci-yazar olarak düşüncelerimi ortaya koyduktan sonra her Allah’ın günü siyasi konumu olanların demeçlerini yorumlama gibi bir eğilimim asla olamaz.
Ama yazdıklarımla uğraşanlar olmadı mı? Oldu elbette.
Yazdıklarıma fikir temelinde farklı bir yaklaşım olsa inanın bundan mutluluk duyardım. Farklı düşünenler çok basit yaklaşımları tercih ettiler.
Tartışma ortamında giderek benimsenen bir yaklaşım biçimi var. En farklı yaklaşımı koyacak olan bile, “Ben arkadaşımın şu fikrini katkı koymak istiyorum” diyerek farklı düşüncesini dile getirir. Hatta düzeyli toplantılarda yanıt vermeye çalışmak şık bir davranış biçimi olarak algılanmaz.
Bu konuda bizdeki üsluplara bakar mısınız... TENCERE DİBİN KARA SENİN Kİ BENDEN KARA...
Bugüne kadar ki istifaların tümünün yanlış olduğunu kabul ettim.
Allah aşkına Muhammed sevdasına söyleyin, milyon yanlış, milyon birinci yanlışın yapılmasına haklılık kazandırır mı? Asla kazandırmaz.
* * *
Yapılan konuşmalardaki benzetmelere bakıyorum, sanki de düzeyi düşürmek için özel olarak seçilmiş.
Herkes bulunduğu konumunu, tercihini gizli saklı hiç bir şey olmadan anlatsa inanın çok ciddi bir rahatlık olacak.
Saydamlık, açıklık ve de hesap verebilirlik bu konuda da geçerli bir kuraldır. Bu istifalar kamuoyu tarafından yeterince saydam kabul ediliyor mu? Bakıldığı zaman her şey vatandaşın gözleri önünde mi yaşandı? Bakılıp görülenler yoruma neden olmayacak kadar açık mı? Sorgulanma aşamasında bu insanlar kabul görecek şekilde hesap verebiliyor mu?
Eğer bu soruların yanıtları net değilse istediğiniz kadar yırtının söyledikleriniz inandırıcı olamaz.
* * *
Öyle ilk okul çocuğu gibi “O da bunu yaptıydı, bu da şunu yaptıydı...” demek yerine şu anki duruma bakış açısı net bir şekilde ortaya konulmalıdır.
Bir da kimsenin eteğinde taş kalmasın.
Günlerdir bu konu kamuoyunu meşgul ediyor. Olayın “kahramanlarına” bakıyorum günlerce “Tıs!” çıkmadıktan sonra şimdi gerçeğin kavranılmaması için çok farklı iddialar gündeme taşınıyor. Tıpkı seçim zamanında sahte kamu oyu yoklamaları gibi şimdi de bu konuda gerçeğin ortaya çıkması için değil tam tersi bir amaçla “bülbüller” ötmeye başladı.
Bülbül diye öttürülenlerin “gargadan” beter olduğu da bir başka gerçek. Ne yapalım burası Kuzey Kıbrıs, burada her türlü garagözlüğe yer var...
|