|
LEFKOŞA- Mutlu olmak beceri ister.
Mutluluk olmayı bilmek bir sanattır, diyenlerde var. Bu satırların yazarı olarak Kıbrıs’ta doğdum, kısa süreli yurt dışı seyahatlerin dışında hep Kıbrıs’ta yaşadım.
Yarım asrı aşkın süredir hep yarım avuçluk Kıbrıs’ta yaşadım.
1971 yılından başlayarak kesintisiz basının içinde oldum.
Gazeteci merakıyla da birlikte gözlemi severim.
Gazeteci gözünün farklı yanları var. Her şeyi algılar, kendi iç laboratuarında analiz edip, kendince bir sonuç üretir.
Sonuç üretirken vazgeçilmez bir kıyas da yapar.
Hayatın akışı içinde kıyas hep yok mu zaten...
* * *
20 Temmuz1974’ün üzerinde otuz iki yıl geçmiş.
Dile kolay 32 yıl.
1963’le 1974 arası sadece 11 yıldırdı.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş yılı. 1960’ı esas alırsak Cumhuriyetin kuruluşundan üç yıl sonra olaylar çıktı. Kıbrıs Cumhuriyeti anayasal kimliğiyle ancak üç yıl yaşayabildi. Cumhuriyetin kuruluşundan 14 yıl sonra da ada hem insanları hem de topraklarıyla bölündü.
Otuz iki yıldır devam eden durum “YA TAKSİM YA ÖLÜM” sloganının hayat bulmasına çok yakın.
* * *
Kıbrıs’ın AB üyeliği Kıbrıs sorunu için tarihi bir fırsattı. O fırsat yitirildiği gün çözüm olasılığı ya da çözüm umutları KAF DAĞININ ARDINA FIRLATILDI.
“Çözüm artık çok uzak. Kıbrıs’ın yakın tarihinde çözüme hiç bu kadar uzak olunmadı” diye yazdığım zaman beni kötümserlikle suçlayanlar olmuştu.
Aslında aynı insanlar 2000’li yılların başlarında Kıbrıs’ta barış ve çözüm umutlarının fidan köklerini su bırakmaya başladığımız zaman da ince bir gülümsemeyle hafife almışlardı.
Ama basında barış ve çözüm mücadelesini verenler ne yaptığını çok iyi biliyordu.
Neydi bildiğimiz?
İnsanlar umutlu oldukları, inandıkları oranda mücadele ederler.
Kuzey Kıbrıs’ta referandum noktasına kadar ulaşan mücadele süreci umutla- Umutsuzluk arasında bir mücadeleydi.
Rauf Denktaş, bunu ilk fark edendi. Çok iyi anımsıyorum, bizler inadına barış ve çözüm için yazılar yazıp konuşurken, Rauf Bey, “Halkı boşuna niye umutlandırıyorsunuz?” diyordu.
O barış, çözüm ve değişim rüzgarı hem UBP’yi hem de Rauf Denktaş’ı götürdü.
* * *
Kıbrıs Türk insanı, az ve öz konuşmayla meramını anlatma özelliğine sahiptir. Çok konuşmaz bizim insanımız. Böyle olduğu için de özlü ya da özet sözlerle çok şey anlatabiliyor insanlarımız.
1980’li yıllarda seçim meydanlarından yüksel “UBP TUMBA” aradan geçen bunca yıla rağmen unutulmadı.
Yıkılması için hedef gösterilen STATÜKO da UBP TUMBA’nın devamı gibiydi.
Doğruya doğru, Kıbrıs Türk Halkı seçim yoluyla STATÜKO’yo yolcu ederken kim, getireceği konusunda çok detaylı düşünmedi.
İnsanlar sandığı girdiği zaman kime oy vereceklerinden önce kime, hangi partiye oy vermeyeceğini biliyordu.
Aslında değişim sürecinde yeni gelenlerden halkın istediği oldukça yalındı. “STATÜKOCULARIN YAPTIKLARINI SİZ YAPMAYIN.”
Bu istence katılırım.
Belki çok abartılı olacak ama, geçmişte ne, nasıl yapılırsa tam tersini yapmak doğruyu bulmak için çok kolay bir yol olur.
* * *
İşte tam bu noktada halkın gözü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’tan CTP kökenli en alt düzey görevliye kadar herkesin üzerindedir.
Talat’ı Denktaş’la Başbakan Soyer’i Eroğlu ile kıyaslar.
Kıyaslayacak da. Bunun başka yolu yok.
Seçimler sonrası konuştuğum insanların ezici çoğunluğu şunu söylüyordu. “GELEN GİDENİ ARATMASIN YETER.”
Talat’ı asla Denktaş’la aynı kefeye koymadım. Bundan sonra da koymada. Ama son zamanlarda Cumhurbaşkanlığı çıkışlı bazı haberler oldu ki insan ister istemez “gülümsemeyle” karşılar.
Bir... Güneyde kalan Türk eserleri, Türk köyleri, mezarlıklar talan ediliyor. Korunmuyor. Yalan mı? Doğrudur. Ama daha da doğru olan adanın her iki tarafında bu tür değerlere saygı olmadığıdır. Belki de biz de durum daha kötüdür bile. Buna benzer yayınları daha önce Rauf Bey de yakın çevre kadrolarına yaptırırdı.
İki... PKK’lıların Güney Kıbrıs’ta koruma altında olduğu. Avrupa’nın pek çok yerinde olduğu gibi Güney Kıbrıs’ta da Kürtlere karşı siyasi koruma var. Ama bunu iki toplumun yakınlaşmasına ters yönde etki yapacak bir sunuşla kitlelere taşımak insanlarda Denktaşlı günleri anımsatır.
Başbakan Soyer’in BM Genel Sekreteri’nin en yetkili temsilci Möller’e yönelik çıkışı da aynı çağrışımları besledi. Rauf Denktaş da De Soto’yu istemeyip, sürekli saldırıyordu.
* * *
Bu yazdıklarım ilk aklıma gelenler.
Günlük yaşam içinde yaşananlarda da maalesef geçmişi çağrıştıran kötü ya da talihsiz örnekler çok.
Akaryakıta ve elektriğe son yılların en okkalı zamları yapıldı Kuzey Kıbrıs’ta. Hükümet edenler bu zamları adam gibi halka izah edemedi.
Birincisi yerel seçimlerin hem sonrasında yapılması. Yani seçimler var diye yıllardır zam yapmayan ve bununla övünç duyan iktidar sahipleri “Nasıl olsa 2010’e kadar artık seçim yok” diye zamları zam öteki KAZIK gibi uygulamaya soktu.
İki, her iki zam da Güney Kıbrıs, Rum Kesimi ile fiyatlar kıyaslandı. Allah aşkına eğer Güney Kıbrıs’la kıyas yapılacaksa maaş ve ücretleri de kıyaslayın. O zaman anlaşırız. Maaş ve ücretler de Güneyle aynı olursa elektriğin, benzinin fiyatının da aynı olmasına kimse ses çıkarmaz.
Neyse yazıp söylenecek konu çok. Bu haftalık bu kadar yeter....
|