28 Ağustos 2008
ARŞIV




ÇOK OKUNANLAR
ICAD: "Sadece Ergenekon'u Değil, Devlet Yapımı Kontrgerillayı Dağıtın"
Londra’da İran karşıtı eylemler devam ediyor
“Kaliteli muhasebecilik bizim işimiz”
Pegasus ile haftada 5 uçuş!
Hayat TV geri döndü
Sorunların çözümü için destek sözü
Hackney’e yeni toplum merkez
Haringey’de polise internetten ulaşabilirsiniz
Dursun Karataş öldü
Ölüm saçan tersane

YORUMLANANLAR
Kıbrıslı Türklerin Londra'daki tarihi mahkemede gitti! [1]
Eğitim eşitsizliği dargelirliler aleyhine artıyor [1]
Döven dövene [1]
Erkeklerin Kadınlardan Ricasıdır [2]
200 bin sığınmacıya af! [1]



'Darbeci Denktaş'ın nafile çabaları

Koray DÜZGÖREN
koray@toplumpostasi.net

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   30 Mayıs 2007, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Görüntü ne olursa olsun Türkiye 27 Nisan muhtırası ile bir darbe sürecine girdi.

Meclis başta olmak üzere yürütme ve yargı da bu süreçten etkilendi. Etkilenmeye devam ediyor.

Çünkü silahlı bürokrasinin tehdidi sürüyor.

Gelişmeler, meselenin sadece cumhurbaşkanı seçimi ya da erken seçimle sınırlı olmadığını çok açık bir şekilde gösterdi.

Meselenin toplumu, siyaseti yeni baştan şekillendirmekle ilgili olduğu anlaşılıyor.

Seçimlerin yapılıp yapılmayacağı bile hala belirsizliğini koruyor.

Toplum ve siyaset 27 Nisan Muhtırası’nın vesayeti altında. Böyle bir vesayetin söz konusu olduğu ortamda ne gerçek bir demokrasiden ne de hukuk devletinden söz etmek mümkün.

O nedenle Türkiye’de darbe süreci devam ediyor.

Bu arada süreçten sorumlu olan güçlerin asıl niyetlerine ilişkin daha somut hedefler de ortaya çıkıyor. Amacın AB sürecinden koparılmış, demokratik kazanımların geri alındığı ve otoriter bir askeri vesayet rejiminin yerleştirildiği despotizmin hakim olduğu bir Türkiye olduğu anlaşılıyor.

Bu amaçla da iki totoliter-milliyetçi parti olan CHP ile MHP’nin koalisyon kurabileceği seçim sonuçları arzu ediliyor.

Böyle bir modelde silahlı bürokrasi ve onun destekçisi güçlerin artık aleni olarak iktidarı paylaşan güçlerden biri olacağını tahmin etmek zor değil.

Tabii bu arada Türkiye’yi rahatsız eden meselelere de bu militarist anlayış çerçevesinde çözümler getirileceği muhakkak.

Bunların başında Kürt meselesi geliyor. Cuntacılar ve onların iktidara getirmek istediği sivil despotlar Kürt meselesini kan dökerek, katliam yaparak çözmekten bahsediyorlar.

Sınır ötesi operasyon laflarının gerisinde bu anlayış yatıyor.

Son günlerde tırmandırılan sınınötesi gerilimin asıl amacının, yaratılacak militarist ortamın da yardımıyla seçimleri erteleyerek arzu edilen otoriter yönetimin kurulmasını kolaylaştırmak olduğu gün gibi aşikar.

Ankara’da patlayan bombanın bu süreci hızlandırmaya yönelik bir işlevi olduğunu da

kabul etmek  lazım.  

Bu çerçevede bir diğer önemli konu Kıbrıs meselesi.

 

     

Darbeciler, yakın geçmişte bu meseleyi de darbe gerekçesi olarak kullanmak istemişlerdi.

Bu süreçte Rauf Denktaş da cuntacılarla birlikte hareket ediyor ve darbeyi arzu ediyordu.

Milliyet’te Hasan Cemal geçtiğimiz çarşamba günü yayınlanan yazısında işte bu bu darbe sürecini ve ‘Darbeci Denktaş’ı anlatıyordu:
”Türkiye'nin AB'ye uyumu, özellikle demokratikleşme adımları, askeri baştan itibaren rahatsız etti.
Bu uyumun, Türkiye'de Kürt ayrılıkçılığı ile Şeriatçılığı güçlendireceğine dair askerde yer etmiş yanlış inanç, AKP'ye yönelik rahatsızlığı gitgide körükledi.
Böylece askerde, "Bu AB belasından nasıl kurtulacağız?" havası ciddi olarak yaygınlaştı.
Bu havanın 2003'le 2004'de, komuta kademesinde özellikle zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'la Jandarma Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'un karargahlarında estiği söylenebilirdi.
Bu yıllarda asker içinde hükümeti tökezletmek ve AB yolunu kesebilmek için ilk yığınak Kıbrıs'ta yapıldı.
Asker ve statüko, Kıbrıs'la ilgili Annan Planı'nın reddedilmesi için çok çalıştı. Aralarında benim adımın da bulunduğu 24 kişilik vatan haini listeleri el altından Ankara'da dağıtıldı.
Bir yandan psikolojik savaş yöntemleriyle Annan Planı'nı savunanlar sindirilmek istenirken, öte yandan hükümete baskı uygulandı. (…) Kıbrıs konusunda hükümetteki siyasal kararlılığı gören Dışişleri, Türkiye'nin AB yolu darbe yemesin diye, hem Çankaya'da hem Genelkurmay'da hükümete yardımcı bir tavır aldı.
Asker gerildi! Özellikle Rauf Denktaş ve Ankara'daki Denktaşgiller, özellikle zamanın komutanları Yalman ve Eruygur Paşalardan çok şey beklediler.
Bu iki komutan, ellerinden gelebilse, ikinci bir 28 Şubat başlatacaklardı. Bunun için medyanın ve iş dünyasının büyükleriyle temaslar yürütüldü, ikna çabaları sarfedildi.
Ama sonuç alınamadı.
Çünkü büyük iş dünyası, hükümetin hem AB, hem de ekonomi politikalarından memnundu. Ayrıca, Türkiye'nin AB yolu üstünde duran Kıbrıs sorununun öteden beri çözülmesini istiyordu iş dünyası...
Bunun üzerine asker kendi iç dünyasına döndü. Kıbrıs meselesinde Annan Planı'yla ilgili en kritik New York Zirvesi sırasında bir bildiri yayınlanması fikri gündeme getirildi.
Bu konuda başı, Aytaç Yalman Paşa'nın çektiği söyleniyordu. Denktaş ve yakın çevresi, New York'ta etekleri zil çalarak askerden gelecek bildiriyi beklemeye koyulmuştu.
Denktaşgiller umutluydu.
Çünkü Rauf Denktaş'ın, 2003 başlarında Annan Planı'nı hükümetle Çankaya'da varılan mutabakata rağmen reddetmesinde, yine aynı askeri odakların kendisine telefonla verdikleri güvence rol oynamıştı. Ama bu kez hayal kırıklığına uğradı Denktaş...
Ankara'dan asker bildirisi çıkmadı.
Bunun yerine Varşova'dan New York'a Dışişleri Bakanı Gül'ün faks talimatı ulaştı. Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal, Annan Planı'yla ilgili resmi talimatı Denktaş'a verince yelkenler suya indi.
Yapacakları bir şey kalmadı.
Denktaşgiller ve statüko, Kuzey Kıbrıs'ta Annan Planı'na çıkan yüzde 65 evet ile büyük bir yenilgiye uğradılar. Türkiye'nin AB ile müzakere kapısını resmen açmasını engelleyemediler. Ancak, Güney'de Rumların planı reddetmesiyle de rahat bir nefes aldıkları söylenebilirdi.
Burada belirtmekte yarar var:
Kıbrıs'la ilgili olarak askerin değil, hükümetin dediğinin olmasında önemli rol oynayan bir başka kişi vardı:
Zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök.
Özkök Paşa, Annan Planı konusunda hükümetle farklı görüşte olduklarını kapalı kapılar arkasında Erdoğan-Gül ikilisine bildirmiş, ancak son söz hakkının hükümet olarak onlara ait olduğunu da belli etmişti.
Özkök Paşa, bu konuda kendisini arayan Denktaş'a da "Anayasal olarak yapabileceklerimiz bu kadar!" diyerek bir demokrasi dersi verdiği kulislerde bilinir.”

Hasan Cemal’in yazdıklarını kısmen biliyorduk ama bu vesile ile Kıbrıslı dostlarımızın da Denktaş’la ilgili  bu malum gerçeği bir kere daha duymalarında yarar olduğunu düşündük.

   801 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
31 Temmuz 2008, Perşembe   Kapatma ve Ergenekon davaları devam ederken Güngören provakasyonu
25 Temmuz 2008, Cuma   Ergenekon ve parti içi despotizmden güç alan darbe heveslileri
17 Temmuz 2008, Perşembe   Ergenekon iddianamesi: Ne reddetmek. Ne de çok şey beklemek gerek
03 Temmuz 2008, Perşembe   Toz duman arasında Sivas katliamını unutmayalım
26 Haziran 2008, Perşembe   İsmi nedeniyle sınır kapısından çevrilen bir çocuğun hikayesi
13 Haziran 2008, Cuma   'Ayıkla pirincin taşını'
05 Haziran 2008, Perşembe   Devlet herkesi dinliyor. Önerilen Çare: Konuşmayın
15 Mayıs 2008, Perşembe   Sorunu çözmek yerine sürpriz açıklamalara bel bağlamak
08 Mayıs 2008, Perşembe   AKP cellatlarına özenmeye devam ederken
01 Mayıs 2008, Perşembe   Emekçiler yasaklara rağmen 1 Mayıs'ta meydanlarda



  Reklam |  Künye |  İletişim |  Sık Kullanılanlara Ekle |  Açılış Sayfası Yap

© 2003 - 2006 Toplum Postası
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@toplumpostasi.net
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Toplum Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital