







|
|
| Türkiyenin Lübnana asker göndermek için sebebi var |
|
|
|
|
|
AKP Hükümeti Lübnan’a asker göndermeye karar verdi.
Mesele haftalardır tartışılıyor. Genel eğilim Lübnan’a asker gönderilmemesi doğrultusunda belirdiği halde Hükümet işin başından beri meseleye olumlu bakıyordu.
Aslına bakılırsa Türkiye’nin asker gönderme kararı bana kalırsa çok daha önce verilmişti. Sadece Türkiye’nin ileri sürdüğü bazı şartlar vardı.
Türkiye, Lübnan’da barışın tesis edilmesi değil, korunması görevine talipti. Yani bir çatışma ortamında bulunmak ya da Hizbulah’ın silahsızlandırılması gibi bir görevde yer almak istemiyordu.
Peki, Türkiye’nin ileri sürdüğü şartlar kabul edildi mi? Endişeleri giderildi mi?
Anlayabildiğimiz kadarıyla bu endişeler resmen, BM kararları olarak giderilebilmiş değil. Yalnız BM Genel Sekreteri Annan’ın Hizbullah’ın zorla değil, görüşmeler yoluyla silahtan arındırılacağına ilişkin yaptığı açıklamalar var.
Buna karşılık Hizbullah da Barış Gücü’nün böyle bir görevi olmadığını ve olamıyacağını söylüyor. Bu işi sadece Lübnan ordusunun yapmasına izin vereceklerini belirtiyor.
Ortada çelişkili bir durum var. Ve Lübnan’ı ve Ortadoğu’yu tanıyan herkes, bu işin Türkiye’de asker gönderme kararı alanların sandığının aksine başka boyutları olduğunu vurguluyor.
AKP Hükümeti ve medyadaki savaş yanlıları bu uyarılardan hiç etkilenmişe benzemiyor.
Çünkü gerçekten de işin başka boyutları var.
Hükümetin aldığı kararın Meclis’ten geçip geçmeyeceğini yakında göreceğiz. Yalnız bu sefer 1 Mart Tezkeresi’nin Meclis’ten geçmesine karşı çıkanların asker göndermekten yana olduğunu görüyoruz. Hükümetin de Cumhurbaşkanı’nın açıkça karşı çıkmasına rağmen bu kararı Meclis’ten geçirme konusunda kararlı olduğunu da anlıyoruz.
Tezkere geçer ya da geçmez. Bu işin yasal boyutu. Kuşkusuz tezkerenin geçmemesi durumunda Türkiye ABD ilişkilerinde yeni bir gerginlik çıkması beklenebilir. Meselenin içte ve dışta çıkaracağı başka siyasi meseleler mutlaka olacaktır.
Bundan önce, AKP Hükümeti’nin asker gönderme konusunda neden bu kadar arzulu ve kararlı olduğuna bakmak lazım.
Gelişmeleri dikkatli inceleyen gözler daha işin başında, İsrail saldırıları sürerken İsrail Başbakanı Olmert’in Lübnan’ın güneyine, Hizbullah’la İsrail arasında oluşturulacak bir tampon bölgeye yerleştirilecek barış gücünden söz ederken Türk ordusunu uzun uzun övmesi boşuna değildi.
Bu işin daha önceden konuşulduğu ve Türkiye’nin Lübnan’ı değil, aslında İsrail’i korumak ve güvenliğini sağlamak için ilan edilmiş ateş kesten sonra yine İsrail’in güvenliğini sağlayacak bir tampon bölgede görev almasının ABD ve İsrail tarafından düşünüldüğü anlaşılıyor.
Buna karşılık ABD’nin, Kuzey Irak’ta üslenmiş PKK militanlarına yönelik bazı operasyonlara müsaade edeceği ve bizzat bazı kararlar alacağı konusunda Türkiye’ye bazı sözlerin verilmiş olması ihtimali söz konusu.
Nitekim ABD’nin Kuzey Irak’ta üslenen PKK’ya yönelik aldığı son tedbirlere baktığımızda bunu açıkça görüyoruz.
Hatta Wasington cenahından gelen son haberlerde, yorumlarda Kuzey Irak’a yönelik herhangi bir operasyona karşı olana ABD’nin Türk ordusunun Kandil Dağı’na yönelik kısa süreli bir harekatına yeşil ışık yakabileceği bile yazılıyor.
Çünkü böyle bir operasyon, başarısı ne olursa olsun, hatta daha öncekiler gibi hiçbir şey elde edilmiyeceği belli olsa bile, hem hükümetin kamu oyu nezdinde prestijini artırıp önümüzdeki seçimlerde kullanabileceği çok önemli bir koz olacaktır.
Hem de PKK’yı korumakla suçlanan ABD’nin Türkiye’deki yerlerde sürünen imajını yükseltecektir. Kuşkusuz bu, ABD politikalarına bağımlı olmakla suçlanan AKP’nin de işine yarayacaktır.
İşte bu nedenlerle AKP Hükümeti, Lübnan konusunda bu kadar arzulu görünmektedir.
Bunun karşılığında Kandil’e yapılacak bir opresyonla “Kandil Fatihi” olarak ortaya çıkmaları söz konusu olacak ve bir yandan da bu sayede askerlerle ve militarist odaklarla son zamanlarda bozulmuş olan ilişkilerini düzeltebilecektir.
Kuşkusuz yeni Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve ekibi için de bu bulunmaz bir fırsat olacaktır. Onlar da işbaşına gelir gelmez hep savundukları sertlik yöntemiyle PKK’ya darbe vurmakla övünebileceklerdir.
Üstelik bu sayede, ülke içinde PKK’ya ve PKK yandaşı ilan edilecek diğer Kürtlerle bu meselenin demokratik yöntemlerle çözülmesini savunan demokrasi yanlılara yönelik bir baskı ortamı da oluşturabileceklerdir.
Lübnan’a asker gönderme meselesi görüldüğü gibi Lübnan barışına katkı yapma ya da Lübnan halkını İsrail’den koruma amaçlı değildir. Çünkü zaten Lübnan’da korunmak istenen İsrail’in çıkarlarıdır.
Mesele, Lübnan’a asker gönderme karşılığında PKK’ya karşı operasyon yapabilmek ve bu sayece Türkiye’de sertlik politikalarına uygun zemin hazırlayabilmekle ilgilidir.
Peki bütün bu ihtimaller Türkiye’nin başta Kürt meselesi olmak üzere öteki hayati meselelerini çözer mi?
“Bunu hep birlikte göreceğiz” diyemiyorum.
“Dilerim böyle bir şeyi görmeyiz, meselelerimizi barışçı yöntemlerle çözeriz” demeyi tercih ediyorum.
Bu vesileyle bütün okurlarımın, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutluyorum.
|
|
|
|
|
| 31 Temmuz 2008, Perşembe |
Kapatma ve Ergenekon davaları devam ederken Güngören provakasyonu |
| 25 Temmuz 2008, Cuma |
Ergenekon ve parti içi despotizmden güç alan darbe heveslileri |
| 17 Temmuz 2008, Perşembe |
Ergenekon iddianamesi: Ne reddetmek. Ne de çok şey beklemek gerek |
| 03 Temmuz 2008, Perşembe |
Toz duman arasında Sivas katliamını unutmayalım |
| 26 Haziran 2008, Perşembe |
İsmi nedeniyle sınır kapısından çevrilen bir çocuğun hikayesi |
| 13 Haziran 2008, Cuma |
'Ayıkla pirincin taşını' |
| 05 Haziran 2008, Perşembe |
Devlet herkesi dinliyor. Önerilen Çare: Konuşmayın |
| 15 Mayıs 2008, Perşembe |
Sorunu çözmek yerine sürpriz açıklamalara bel bağlamak |
| 08 Mayıs 2008, Perşembe |
AKP cellatlarına özenmeye devam ederken |
| 01 Mayıs 2008, Perşembe |
Emekçiler yasaklara rağmen 1 Mayıs'ta meydanlarda |
| Yorum Sayısı: 2 |
|
sahin - londra |
03 Eylül 2006, Pazar |
18:55 |
| ilhami ben senin musluman bir turk olduguna nasil inanim. gercek bir turk boyle konusmaz. zaten sizingibiler bu olaylarin bu hale gelmesine yol acti. |
|
ilhami - Yozgat |
02 Eylül 2006, Cumartesi |
18:33 |
| sayin Koray Bey elinize saglik cok iyi analiz etmissiniz. Sorun aslinda PKK, KADEK vs degil zaten. Aslinda ben TURKIYE vatandasi MUSLUMAN bir TURK olarak Turkiye'nin tum KURT vatandaslarindan ozur dileyerek onlarin tum haklarini vermesini ve hatta istiyorlarsa KURT vatandaslarina otonomi hakki dahi tanimasindan yanayim. Yoksa PKK biter bu sefer KKK cikar bir 50 sene de KKY'le ugrasirlar. Bir 30-40 insanimida oyle gider. Bu is oylece surup giderken birileri de bu isten durmadan ekonomik ve politik rant elde etmeye devam eder. |
|

|